18 Nisan 2009 Cumartesi

Görsellerle Hüseyin Girgin öğretmenim / Atila Girgin





 
Sarayköy Gerali kökenli, Köy Enstitülü kuşaktan sevgili öğretmenimizin değişik zamanlarda çekilmiş fotoğraf karelerinden yararlanılarak oluşturulmuş görsel bir sunu ve öğrencilerinin duygularından bir demet:
Kendisini, saygı ve rahmetle anıyoruz.
=================
Celal Evrenüz: Ben ilkokul birinci sınıfın sonlarına doğru, okullarin kapanmasına belki bir ay kala Sarayköy Gazi Ilk Okuluna nakil oldum, aynı sene bu dördüncü naklimdi. Göçebe olduğumuzdan yaşam tarzımız çok zordu. Ben okumasını yazmasını bilmiyordum. Ögretmen denince aklıma ilk gelen, Nur içinde yatsın ögretmenim Hüseyin Girgin benimle çok ilgilendi, okumayı yazmayı ögretti, sınıfta bırakmadı, sınıfta kalsaydım belki ailem okuldan alırdı, zaten arkadaşlarımdan bir yaş daha büyüktüm. Daha sonraki senelerde normal bir ögrenci olarak bizi mezun etti. Kendini eğitime adamış, kim duysa senin öğretmenin en iyisi derdi, gerçekten de benim değerli ögretmenim en iyisiydi, nur içinde yat değerli kıymetli ögretmenim.

İbrahim Helvacı:
Sevgili öğretmenim Hüseyin Girgin'e Tanrı'dan rahmet, ailesine baş sağlığı dilerim. Evlatlarına ve yetiştirdiği öğrencilerine aktardığı Cumhuriyet ışığı yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. Hocamızı hiç unutmayacağız.

Mehmet Yaman:
Benim dönemimde Gazi ilkokulunda öğretmenlik yapan öğretmenlerimizden hatırlayabildiklerim, Ahmet Küçük, Sadık Kocabaş, Hüseyin Girgin, Ömer Gültekin, Mustafa Meriç, Rafet Taş, Hüseyin Bardak, Nejat Deniz, Meftune Aycan, Suzan Kudal öğretmenlerimizin ve bütün öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutlar, hayat olmayan öğretmenlerimize Allahtan rahmet, sağ olanlara uzun ömürler diler, saygılarımı sunarım.

Emin Helvacılar:
Dünyanın En Değerli Varlıkları Olan Siz Öğretmenler! Bugün, Türk Öğretmeninin Şeref Günüdür. Ona Olan Saygıyı Yenileme, Onun Yüceliğini Anma Günüdür. Böyle Anlamlı Bir Günde Hepinizi Sevgiyle, Candan Kutluyoruz.

Ali Sinan Demirkale: 
Ben İlkokulu Gazi İlkokulu’nda okudum. Öğretmenim o zamanların ünlü bir eğitimcisi olan Hüseyin Girgin’di.

Kendisi Gerali Köyü’ndendir. Köy Enstitüsü kökenli bir hocaydı. Ben de emeği çoktur. Galiba Hüseyin hocamız köy enstitüsünde gördüğü eğitimi bize de aktarmak istedi.

Mesela biz okulda piyano çalardık. Düşünsene Sarayköy’de bir ilkokulda 1960’ların başında bir piyano ve o piyanoyu çalmak isteyen öğrenciler vardı. Bunun yanında tiyatro yapardık. Duvar gazetesi çıkarırdık. Tiyatro kolunun açılmasında ben bir vesile ile katkıda bulunmuştum.

* * * * * * * * *
KAYNAK: https://saraykoyozlemi.blogspot.com/
http://saraykoyozlemi.blogspot.com/2023/01/ali-sinan-demirkale-hem-futbolda-hem-de.html

Köy Enstitüleri Mucizesi / İ. GÜRŞEN KAFKAS

Köy Enstitüleri Mucizesi / 

İ. GÜRŞEN KAFKAS

17 Nisan Köy Enstitülerinin unutulmaz mucizesini hatırlatı­yor. Yakılan ışıkla, insanları­mıza akla dayalı, laik bir dünya görüşü kazandırılıyordu. Sis­tem, köylerden gelen gencecik insanlann üretim yaşamını, ime­ce yoluyla bireysel ve toplum­sal yardımlaşmayı öğrenmelerini içeriyordu.

Cumhuriyetin ve devrimle­rin gerçek amacı eğitim dün­yasındaki aydınlanmaydı. Bunun yolu da köylere ve köylü­lere eğitim ışığını ulaştırmaktı. Köylü vatandaş, asırlarca ver­gi yükümlüsü, asker görevlisi olarak görüldü.

Oysa Köy Enstitüleri pro­jesiyle, devlet ile kırsal kesim kucaklaşacaktı. Elbette Köy Enstitüleri olgusu uzun, ince bir yoldu. Bu yüzden İsmail Hak­kı Tonguç, diline doladığı, usundan kovamadığı "Dik yol­ları denerim ben / Her zorluğu yenerim ben" dizelerini söyler dururdu.

Tonguç, köylüyü eğiterek, köye uygun, meslek sahibi, ışık saçacak bireyler yetiştirilece­ği için keyifliydi. Mustafa Ne­cati zamanındaki köy öğret­meni ve eğitmen yetiştirme görevi, çok amaçlı ve tam do­nanımlı Köy Enstitülerine dev­redilmişti.

Eğitimdeki bu değişim, yeni gelişmelerin peşindeydi. Nüfu­sunun çoğu köylerde yaşayan halkı, uygar ve gönençli bir ulusun bireyi/toplumu olarak yaşatmak hedefleniyordu; Kö­leci bir zihniyetin mahkumu ol­muş bir topluma birey özgür­lüğü düşüncesini aşılamaktı amaç. Köylünün eğitilmesi ile birlikte, sosyal planda kalkın­ması, düşünce ve eylem ba­zında gelişimi sağlanacaktı.

Köy Enstitüleri projesi, köy­den kente göçü de engelle­yecekti. Büyük şehirlerin ge­cekondu sorunu önlenmiş olacak, kalkınmış köy bilinci oluşacak, gelişmiş yerleşim birimleriyle bugünlere geli­necekti. Öte yandan sağlık, teknik sorunlar, doğa ve çevre bilinci, etik değerler konuların­da da aydınlatıcı önderler ye­tiştiriliyordu. Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç'un ge­ceyi gündüze katarak, yılmadan uğraşları sonunda "Köy Ensti­tüleri Yasası" hazırlandı.

Köylüyü eğitecek bireyler yi­ne köyden alınmalı, bu kişiler tarım ve hayvancılık bilgilerine, köylülük bilincine sahip, yerle­şim koşullarının yarattığı alış­kanlıklara, çeşitli doğa şartları­na uyumlu olmalıydılar. Köy Enstitülerinin kuruluş felsefe­sinde, elbirliği" gönül birliği, imece açılımı ve sevgi bağı önemli bir koşuldu. Savaş alanlarında verilen zorlu mücadeleler sonrası kazanılan ulus­devlet, şimdi toprağıyla vatan olma, bireyiyle insan olma sos­yolojik savaşıyla karşı karşı­yaydı. Daha iyi bir yaşam için eğitilmeli, aydınlanmalı ve üret­ken olmalıydılar. Bu bilinci verebilecek eğitimcileri yetiştirmek ve köylere hizmete gönder­mek gerekliydi. Köy Enstitüle­ri gerçeği de buydu işte! Ken­di tüketeceğini, kullanaca­ğını kendi üreten bireyler ye­tiştiren, işe ve emeğe daya­lı, "yaparak/yaşayarak/üreterek eğitim".

Köy öğretmenleri, doğal şart­lann yarattığı sorunlan bir bir çö­zümlüyor, sosyal sorumlulukları, kadın haklarını ve insan olma erdemliliğini anlatıyorlardı. Kül­türel eğitim, iş uygulamalarıyla görülüyor, araştırarak sonuca ulaşılıyordu. Üretici eğitim yön­temiyle her gence, kendine gü­venme, inanma ve başarma kavramları kazandırılıyor, ce­saret veriliyordu.

Batı Rönesans’ının klasikle­ri elden ele dolaşıyor, okun­dukça gözlerdeki perdeler ara­lanıyor, karanlıklar aydınlığa duruyordu. "Aynı yolda aynı emek/Gönüllerde bir tek di­lek/Köylümüzü önde gör­mek/Köyümüzü kalkındırmak" dizeleri o günlerden bugünlere ulaşan söylemlerdir.

Köy Enstitüleri geleceğimizin umudu olacaktı, gelecek onlarla kurulacaktı. Yeni devletin şek­li cumhuriyet, tacı demokrasi, ışığı ise eğitimdi. Bu eğitim ol­gusunda Cumhuriyetin övün­düğü kaynak Köy Enstitüleriy­di. Eli nasırlı, ayağı çarıklı, top­rağın bağrını tırnaklarıyla kazan köylülerin çocukları, eğitilip köylere hizmete koşuyorlardı. Öğrenci merkezli eğitimle, ez­bere, öğüde uzak, bilgisizlik ve yoklukla savaşabilen, genç­leri yarınlara hazırlayan bir sis­temdi.

Köy Enstitülü gençler açlığı umursamayan, yatağı yer, yas­tığı taş bilen, dayanıklı, kötü yazgıyı güzelliklere taşıyan ay­dınlık bireylerdi.

Bu sistemle köylü okuya­cak, öğrenecekti. Tarımı fenni yöntemlerle yapacak, davarına bilimsel yöntemlerle bakacak, folklorunu sevinçle böl üşecek­ti. Köyden alınanlar, yine köye ışık olup, yıldız olup doğacak, karanlığı aydınlatacaktı. Köylü bilinçlenecek, Türkçesini ge­liştirecek, ulusal bilince ere­cek, ulus-devleti bir başka göz­le sevecekti.

Bayrağını, özgürlük marşını, Atatürk'ünü ulusal bütünlü­ğün simgesi olarak yüreğinde taşıyacaktı. Çünkü Köy Ensti­tüleri ulus bilincini, ulus-devlet saygınlığını veriyordu. Karanlık eller, acımasız diller köylünün aydınlanmasına karşı koydu.

Siyaset/ticaret/tarikatlar ve toprak ağaları gibi işbirlikçiler, eğitim tarihimizin yüz akı olan bu okulları kapatarak karanlığa güç kazandırdı.

Seksen altı yıllık Cumhuriye­timizde, eğitim sistemi arayışı­mız sürüp gitmekteyken ger­çekçi deneyimlerden, eğitim tarihimizin bu aydınlanmacı ka­zanımından yararlanmamaktadırlar. Köy Enstitülerinin yazgı­sı aydınlanmayla başladı, fe­nerin ışığı gitgide kısıldı ve ka­patıldı. Yazık oldu!

* * * * * * * * *

KAYNAK:İ. GÜRŞEN KAFKAS, ( Cumhuriyet , 17 Nisan 2009 )

17 Nisan (Köy Enstitüleri) / Coşkun ÖZDEMİR

17 NİSAN / Prof. Dr. Coşkun ÖZDEMİR

Halkevleri gibi Köy Enstitüleri de birer aydınlanma odağı idi. Bir büyük eğitim dev­rimi idi yapılan ve oradan devrimciler yetişti.

Kendi dünyasını kurabi­len, kendi seçimlerini ya­pabilen bilinçli yurttaş ye­tiştirme amacını güdüyor­du Cumhuriyeti kuranlar. Ama feodalite, köy ağala­rı buna izin veremezdi. Hemen harekete geçtiler. Zaten çok partili düzen başlıyordu. Politikacı, hal­kın oyuna muhtaçtı. Köy ağaları bu halkoyu tekeli­ni elinde tutuyordu.

Politikacı ise ona muh­taçtı ve kolay karşı koya­mazdı. Güçlü ağa Kinyas Kartal, Milli Şef CHP Ge­nel Başkanı İnönü'ye ge­lip "Paşam bu okulları kapat. Yoksa doğudan oy alamazsın" demiştir. İnönü, Köy Enstitülerini destekliyordu ama çok par­tili düzende köy ağalarına karşı durmak kolay değil­di. Türkiye Cumhuriye­ti'nin büyük eğitimcisi Ha­san Ali Yücel görevinden ayrılmak zorunda bırakıldı. Karşıdevrim bütün gücü ve hilekarlığı ile sahnedeydi artık.

Demokrat Parti iktidara gelince Köy Enstitülerinin defterini dürdü. 60’lı yıllarda tanıdığım Türkiyenin en güzel insanları Sabahattin Eyüpoğlu, Vedat Günyol, Azra Erhat ve onlara katılan Yaşar Kemal ve o pırıl pırıl enstitü mezunları ile birlikte 17 Nisan’ları Sarayburnu’ndaki gazinoda kutlayışımızı hiç unutmam.

Bugün çağdaş yaşamı yok etmek isteyenler dünkü Köy Enstitülerinin düşmanlarıdırlar. Türkiye Cumhuriyeti'nin aydınlanma­cı, çağdaş, düşünen, soran sorgulayan, eleştiren, bey­ni ile yaşayan yurttaşlar yetiştirmesini ve onların çoğalmasını istemiyorlar. Çünkü onların varlığında iktidarlarını koruyamaya­caklarının bilincindedir­ler. Bir köleler toplumu istiyorlar. Bir ümmet top­lumundan bir ulus yara­tılmış olması onları ra­hatsız ediyor. Onların parolaları uygun adım geri­ye ümmet toplumuna dön­üştür. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

* * * * * * * * * * 

KAYNAK: Prof. Dr. Coşkun ÖZDEMİR,  ( Cumhuriyet, 17 Nisan 2009 )