Bu sayfalar; Köy Enstitülü öğretmen kuşağından yurtsever, cumhuriyetçi öğretmen Hüseyin GİRGİN anısına hazırlanmıştır. Ayrıca; Köy Enstitüleri geleneğinden yurtseverlerin anılarıda, tarihin belleğine not düşülmektedir. Sizlerle benzeri yaşamlar, inaçlar ve Atatürkçü bir kuşağın geleceği yönelik beklentileri, yurtseverlik ve ulusçuluk adına iyiden güzelden yana idealler ve Köy Enstitülerine ilişkin önemsenen anı ve yazılar paylaşılmaktadır. İLETİŞİM: atilagirgin2007@gmail.com
Sarayköy Gerali kökenli, Köy Enstitülü kuşaktan sevgili öğretmenimizin değişik zamanlarda çekilmiş fotoğraf karelerinden yararlanılarak oluşturulmuş görsel bir sunu ve öğrencilerinin duygularından bir demet:
Kendisini, saygı ve rahmetle anıyoruz. ================= Celal Evrenüz: Ben ilkokul birinci sınıfın sonlarına doğru, okullarin kapanmasına belki bir ay kala Sarayköy Gazi Ilk Okuluna nakil oldum, aynı sene bu dördüncü naklimdi. Göçebe olduğumuzdan yaşam tarzımız çok zordu. Ben okumasını yazmasını bilmiyordum. Ögretmen denince aklıma ilk gelen, Nur içinde yatsın ögretmenim Hüseyin Girgin benimle çok ilgilendi, okumayı yazmayı ögretti, sınıfta bırakmadı, sınıfta kalsaydım belki ailem okuldan alırdı, zaten arkadaşlarımdan bir yaş daha büyüktüm. Daha sonraki senelerde normal bir ögrenci olarak bizi mezun etti. Kendini eğitime adamış, kim duysa senin öğretmenin en iyisi derdi, gerçekten de benim değerli ögretmenim en iyisiydi, nur içinde yat değerli kıymetli ögretmenim.
İbrahim Helvacı: Sevgili öğretmenim Hüseyin Girgin'e Tanrı'dan rahmet, ailesine baş sağlığı dilerim. Evlatlarına ve yetiştirdiği öğrencilerine aktardığı Cumhuriyet ışığı yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. Hocamızı hiç unutmayacağız.
Mehmet Yaman: Benim dönemimde Gazi ilkokulunda öğretmenlik yapan öğretmenlerimizden hatırlayabildiklerim, Ahmet Küçük, Sadık Kocabaş, Hüseyin Girgin, Ömer Gültekin, Mustafa Meriç, Rafet Taş, Hüseyin Bardak, Nejat Deniz, Meftune Aycan, Suzan Kudal öğretmenlerimizin ve bütün öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutlar, hayat olmayan öğretmenlerimize Allahtan rahmet, sağ olanlara uzun ömürler diler, saygılarımı sunarım.
Emin Helvacılar: Dünyanın En Değerli Varlıkları Olan Siz Öğretmenler! Bugün, Türk Öğretmeninin Şeref Günüdür. Ona Olan Saygıyı Yenileme, Onun Yüceliğini Anma Günüdür. Böyle Anlamlı Bir Günde Hepinizi Sevgiyle, Candan Kutluyoruz.
Ali Sinan Demirkale:
Ben İlkokulu Gazi İlkokulu’nda okudum. Öğretmenim o zamanların ünlü bir eğitimcisi olan Hüseyin Girgin’di.
Kendisi Gerali Köyü’ndendir. Köy Enstitüsü kökenli bir hocaydı. Ben de emeği çoktur. Galiba Hüseyin hocamız köy enstitüsünde gördüğü eğitimi bize de aktarmak istedi.
Mesela biz okulda piyano çalardık. Düşünsene Sarayköy’de bir ilkokulda 1960’ların başında bir piyano ve o piyanoyu çalmak isteyen öğrenciler vardı. Bunun yanında tiyatro yapardık. Duvar gazetesi çıkarırdık. Tiyatro kolunun açılmasında ben bir vesile ile katkıda bulunmuştum.
17 Nisan Köy Enstitülerinin unutulmaz mucizesini hatırlatıyor. Yakılan ışıkla, insanlarımıza akla dayalı, laik bir dünya görüşü kazandırılıyordu. Sistem, köylerden gelen gencecik insanlann üretim yaşamını, imece yoluyla bireysel ve toplumsal yardımlaşmayı öğrenmelerini içeriyordu.
Cumhuriyetin ve devrimlerin gerçek amacı eğitim dünyasındaki aydınlanmaydı. Bunun yolu da köylere ve köylülere eğitim ışığını ulaştırmaktı. Köylü vatandaş, asırlarca vergi yükümlüsü, asker görevlisi olarak görüldü.
Oysa Köy Enstitüleri projesiyle, devlet ile kırsal kesim kucaklaşacaktı. Elbette Köy Enstitüleri olgusu uzun, ince bir yoldu. Bu yüzden İsmail Hakkı Tonguç, diline doladığı, usundan kovamadığı "Dik yolları denerim ben / Her zorluğu yenerim ben" dizelerini söyler dururdu.
Tonguç, köylüyü eğiterek, köye uygun, meslek sahibi, ışık saçacak bireyler yetiştirileceği için keyifliydi. Mustafa Necati zamanındaki köy öğretmeni ve eğitmen yetiştirme görevi, çok amaçlı ve tam donanımlı Köy Enstitülerine devredilmişti.
Eğitimdeki bu değişim, yeni gelişmelerin peşindeydi. Nüfusunun çoğu köylerde yaşayan halkı, uygar ve gönençli bir ulusun bireyi/toplumu olarak yaşatmak hedefleniyordu; Köleci bir zihniyetin mahkumu olmuş bir topluma birey özgürlüğü düşüncesini aşılamaktı amaç. Köylünün eğitilmesi ile birlikte, sosyal planda kalkınması, düşünce ve eylem bazında gelişimi sağlanacaktı.
Köy Enstitüleri projesi, köyden kente göçü de engelleyecekti. Büyük şehirlerin gecekondu sorunu önlenmiş olacak, kalkınmış köy bilinci oluşacak, gelişmiş yerleşim birimleriyle bugünlere gelinecekti. Öte yandan sağlık, teknik sorunlar, doğa ve çevre bilinci, etik değerler konularında da aydınlatıcı önderler yetiştiriliyordu. Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç'un geceyi gündüze katarak, yılmadan uğraşları sonunda "Köy Enstitüleri Yasası" hazırlandı.
Köylüyü eğitecek bireyler yine köyden alınmalı, bu kişiler tarım ve hayvancılık bilgilerine, köylülük bilincine sahip, yerleşim koşullarının yarattığı alışkanlıklara, çeşitli doğa şartlarına uyumlu olmalıydılar. Köy Enstitülerinin kuruluş felsefesinde, elbirliği" gönül birliği, imece açılımı ve sevgi bağı önemli bir koşuldu. Savaş alanlarında verilen zorlu mücadeleler sonrası kazanılan ulusdevlet, şimdi toprağıyla vatan olma, bireyiyle insan olma sosyolojik savaşıyla karşı karşıyaydı. Daha iyi bir yaşam için eğitilmeli, aydınlanmalı ve üretken olmalıydılar. Bu bilinci verebilecek eğitimcileri yetiştirmek ve köylere hizmete göndermek gerekliydi. Köy Enstitüleri gerçeği de buydu işte! Kendi tüketeceğini, kullanacağını kendi üreten bireyler yetiştiren, işe ve emeğe dayalı, "yaparak/yaşayarak/üreterek eğitim".
Köy öğretmenleri, doğal şartlann yarattığı sorunlan bir bir çözümlüyor, sosyal sorumlulukları, kadın haklarını ve insan olma erdemliliğini anlatıyorlardı. Kültürel eğitim, iş uygulamalarıyla görülüyor, araştırarak sonuca ulaşılıyordu. Üretici eğitim yöntemiyle her gence, kendine güvenme, inanma ve başarma kavramları kazandırılıyor, cesaret veriliyordu.
Batı Rönesans’ının klasikleri elden ele dolaşıyor, okundukça gözlerdeki perdeler aralanıyor, karanlıklar aydınlığa duruyordu. "Aynı yolda aynı emek/Gönüllerde bir tek dilek/Köylümüzü önde görmek/Köyümüzü kalkındırmak" dizeleri o günlerden bugünlere ulaşan söylemlerdir.
Köy Enstitüleri geleceğimizin umudu olacaktı, gelecek onlarla kurulacaktı. Yeni devletin şekli cumhuriyet, tacı demokrasi, ışığı ise eğitimdi. Bu eğitim olgusunda Cumhuriyetin övündüğü kaynak Köy Enstitüleriydi. Eli nasırlı, ayağı çarıklı, toprağın bağrını tırnaklarıyla kazan köylülerin çocukları, eğitilip köylere hizmete koşuyorlardı. Öğrenci merkezli eğitimle, ezbere, öğüde uzak, bilgisizlik ve yoklukla savaşabilen, gençleri yarınlara hazırlayan bir sistemdi.
Köy Enstitülü gençler açlığı umursamayan, yatağı yer, yastığı taş bilen, dayanıklı, kötü yazgıyı güzelliklere taşıyan aydınlık bireylerdi.
Bu sistemle köylü okuyacak, öğrenecekti. Tarımı fenni yöntemlerle yapacak, davarına bilimsel yöntemlerle bakacak, folklorunu sevinçle böl üşecekti. Köyden alınanlar, yine köye ışık olup, yıldız olup doğacak, karanlığı aydınlatacaktı. Köylü bilinçlenecek, Türkçesini geliştirecek, ulusal bilince erecek, ulus-devleti bir başka gözle sevecekti.
Bayrağını, özgürlük marşını, Atatürk'ünü ulusal bütünlüğün simgesi olarak yüreğinde taşıyacaktı. Çünkü Köy Enstitüleri ulus bilincini, ulus-devlet saygınlığını veriyordu. Karanlık eller, acımasız diller köylünün aydınlanmasına karşı koydu.
Siyaset/ticaret/tarikatlar ve toprak ağaları gibi işbirlikçiler, eğitim tarihimizin yüz akı olan bu okulları kapatarak karanlığa güç kazandırdı.
Seksen altı yıllık Cumhuriyetimizde, eğitim sistemi arayışımız sürüp gitmekteyken gerçekçi deneyimlerden, eğitim tarihimizin bu aydınlanmacı kazanımından yararlanmamaktadırlar. Köy Enstitülerinin yazgısı aydınlanmayla başladı, fenerin ışığı gitgide kısıldı ve kapatıldı. Yazık oldu!
* * * * * * * * *
KAYNAK:İ. GÜRŞEN KAFKAS, ( Cumhuriyet , 17 Nisan 2009 )
Halkevleri gibi Köy Enstitüleri de birer aydınlanma odağı idi. Bir büyük eğitim devrimi idi yapılan ve oradan devrimciler yetişti.
Kendi dünyasını kurabilen, kendi seçimlerini yapabilen bilinçli yurttaş yetiştirme amacını güdüyordu Cumhuriyeti kuranlar. Ama feodalite, köy ağaları buna izin veremezdi. Hemen harekete geçtiler. Zaten çok partili düzen başlıyordu. Politikacı, halkın oyuna muhtaçtı. Köy ağaları bu halkoyu tekelini elinde tutuyordu.
Politikacı ise ona muhtaçtı ve kolay karşı koyamazdı. Güçlü ağa Kinyas Kartal, Milli Şef CHP Genel Başkanı İnönü'ye gelip "Paşam bu okulları kapat. Yoksa doğudan oy alamazsın" demiştir. İnönü, Köy Enstitülerini destekliyordu ama çok partili düzende köy ağalarına karşı durmak kolay değildi. Türkiye Cumhuriyeti'nin büyük eğitimcisi Hasan Ali Yücel görevinden ayrılmak zorunda bırakıldı. Karşıdevrim bütün gücü ve hilekarlığı ile sahnedeydi artık.
Demokrat Parti iktidara gelince Köy Enstitülerinin defterini dürdü. 60’lı yıllarda tanıdığım Türkiyenin en güzel insanları Sabahattin Eyüpoğlu, Vedat Günyol, Azra Erhat ve onlara katılan Yaşar Kemal ve o pırıl pırıl enstitü mezunları ile birlikte 17 Nisan’ları Sarayburnu’ndaki gazinoda kutlayışımızı hiç unutmam.
Bugün çağdaş yaşamı yok etmek isteyenler dünkü Köy Enstitülerinin düşmanlarıdırlar. Türkiye Cumhuriyeti'nin aydınlanmacı, çağdaş, düşünen, soran sorgulayan, eleştiren, beyni ile yaşayan yurttaşlar yetiştirmesini ve onların çoğalmasını istemiyorlar. Çünkü onların varlığında iktidarlarını koruyamayacaklarının bilincindedirler. Bir köleler toplumu istiyorlar. Bir ümmet toplumundan bir ulus yaratılmış olması onları rahatsız ediyor. Onların parolaları uygun adım geriye ümmet toplumuna dönüştür. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.
* * * * * * * * * *
KAYNAK: Prof. Dr. Coşkun ÖZDEMİR, ( Cumhuriyet, 17 Nisan 2009 )