17 Nisan 2019 Çarşamba

Köy Enstitüleri böyle katledildi!

Köy Enstitüleri böyle katledildi!

MEHMET SAZAK - Köy Enstitüsü mezunu
17.4.2019 / Aydınlık.com.tr
Yazar Mustafa Ekmekçi: Gerçekte Köy Enstitüleri, onu kuran CHP’nin iktidarında yine onun elleriyle kapatıldı. Demokrat Parti’nin yaptığı sadece bunu, yasallaştırmak olur. İkinci perde, birincisine göre daha kısa sürdü. Fazla tartışma bile olmadı

Köy Enstitülerinin kapatılması konusunda, yıllardır ortalıkta bir söylenti dolaşmaktadır: "Kinyas Kartal ve diğer Köy Ağaları toplanmışlar, Menderes'e 'Köy Enstitülerini kapatırsan oyumuz senin' demişler, "Menderes de bu okulları, 27 Ocak 1954 tarihinde kapatmış."
Bu söylentiyi çıkaran, iki dönem CHP Milletvekilliği yapan, 4 Haziran 2013 günü kaybettiğimiz Sabri Tığlı'dır. Bu söylenti, 24 Mayıs 1991 tarihinde ölen Kinyas Kartal'ın ölümünden beş yıl sonra, 27 Temmuz 1996 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde Dursun Kut tarafından yayınlanmıştır. Ne yazık ki, bazı çevreler, bu yayına can simidi gibi sarılmışlar, bu konuda yazılar yazıp, konferanslar verir olmuşlardır...
Bilimsel, sosyal, eğitsel vb. konularda hüküm verebilmek için, konunun özüne inmek, oluşumun belgelerini gözönüne almak gerekir. Köy Enstitüleri, 1946-1948 yılları arasında, dönüşüme uğramış, kazandığı yeni biçimin, adından başka Köy Enstitüsüyle bir ilişkisi kalmamıştır...
DÖNÜŞÜM EVRESİ
İşte Köy Enstitülerinin dönüşüm evreleri:
Köy Enstitülerinin kurucularından, efsane Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel'e, Recep Peker hükümetinde görev verilmediğinden, 5 Ağustos 1946 günü Bakanlığı sona ermiştir.
Köy Enstitülerinin kurucusu, teorisyeni İsmail Hakkı Tonguç 21 Eylül 1946 günü Genel Müdürlükten ayrılmıştır. Bu ayrılışı, Yücel'in yerine getirilen Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer, 19 Kasım 1951 günü toplanan TBMM Köy Enstitüleri gizli oturumunda, şöyle dillendirmiştir: "Biraz evvel ismi telaffuz edilen adam etrafını kandırmıştı. (Tonguç Baba sesleri) Evet Tonguç Baba... Bütün hüsnüniyet sahiplerini, bütün iyiniyet sahiplerini kandırmıştı. Tonguç Baba'yı defederken hiçbir mukavemetle karşılaşmadım..." "500 kişilik kadrodan, 400 kişiyi ayırırken hiçbir taraftan güçlük görmedim. Yardım gördüm."
1947 yılında kuruluşlarından beri uygulanmakta olan, Köy Enstitülerinin üretime dönük izlenceleri yürürlükten kaldırılmış, hazırlanan yeni izlencede, Köy Enstitülerinin ana sistemini oluşturan, öğrencilerin ikinci sınıftan sonra bazı dallarda ustalaşmaları uygulamalarına son verilmiş, gerçek iş yerine, minyatür iş öne çıkarılmıştır. 1947'den önceki Öğretim İzlencesine göre: Erkek öğrenciler, ikinci sınıftan başlayarak, demircilik, marangozluk, yapıcılık kollarında, kızlar ise; biçki-dikiş, örgü ve dokumacılık, ziraat sanatları dallarından birisini seçerek iş derslerinde okul bitinceye değin seçtiği kolda çalışarak ustalaşırlardı.
TÜKETİCİYE DÖNÜŞÜM
Çeşitli Köy Enstitülerinde ve en son Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünde müdürlük yapan Hürrem Arman, dönüşümü şöyle anlatıyor: "Enstitülerdeki eğitim-öğretim yavaş yavaş düzenin tüketicilerini yetiştiren okullara dönüştürüldü. Enstitülerin, mezunlarıyla ilişkileri kesildi, yani örgüt yok edildi." (Piramidin Tabanı, C:2 s.303.)
1947 sonrasında Köy Enstitüsünde öğrenciydim. 1947 yılında hazırlanan Köy Enstitüleri izlencesinde, haftalık ders saatleri ve buna bağlı olarak, Tarım ve İş derslerinin saatleri de azaltılmıştı. Yeni Bakan Sirer: "Köy Enstitülerinde, hem öğretmen, hem demirci, hem marangoz çıkacak bu bir hayaldir" diyordu... Kalem efendisi kılıklı öğretmen olmamız istendiği için, gerçek iş yapmadık, herhangi bir dalda ustalaştırılmadık. İşliklerde kalasın, demirin ucundan tutarak ustalara yardımcı olduk. Tel büktük, elbise askılığı, çekiç, çanta vb. benzerlerini yaptık. Yani, el becerilerimizi biraz geliştiren minyatür işler yaptık. Gerçek iş olan, kapı, pencere yapmadık. Duvar örmedik. Ustanın yanında harç kardık, tuğla taşıdık. Gerçek Köy Enstitüsünün öğrencileri, kendilerine verilen bir yapının planını toprağa uygular, o yapı için her türlü marangoz, demircilik ve yapı elemanlarını üretir, uygular, yapıyı öngörülen zamanda yaparak kullanıma sunarlardı.
KAPATILMA AŞAMASI
19 Şubat 1947'de değiştirilen Köy Enstitüleri Yönetmeliği’nin 184. Maddesi: Öğrencinin yapmakta serbest olmadığı işler: Enstitü içinde toplantı yapmak, nutuk söylemek, konferans vermek, enstitü dışında toplantı ve gösterilere katılmak, enstitü içinde ve dışında kitap, dergi, broşür, beyanname dağıtmak. Duvarlara ilan yapıştırmak, duvar gazetesi çıkarmak. Özel bir genelgeyle bu eylemlerin denetlenmesi Enstitü müdürlerinden alınarak, MEB'e verilmiştir... (Türkiye'de Köy Enstitüleri, Fay KIRBY, s.354.)
Köy Enstitülerine öğretmen yetiştiren, Yüksek Köy Enstitüsü 27 Kasım 1947'de, eğitmen kursları 28 Haziran 1948'de kapatılmıştır.
10 Eylül 1947 tarihine yayınlanan 5129 sayılı yasaya göre, Köy Enstitüsü çıkışlı öğretmenleri ve sağlık memurları için kamulaştırılmış olan tarım arazileri bedeli karşılığında eski sahiplerine verilecek, tarım ve iş çalışmaları amacıyla, öğretmen ve sağlık memurlarına verilmiş olan, hayvanlar ve diğer demirbaşlar maliye bakanlığına teslim edilecek ve satılacaktır...
1950-1951 öğretim yılında sağlık kolları kapatıldı.
10-11 Haziran 1947'de çıkarılan bir genelgeyle, köy öğretmenleri için, Köy Enstitülerinde 45 günlük bir tamamlayıcı kurs açılıyordu. Amaç, onların bilgi açıklarını kapatma perdesi altında, onlarda yetersizlik duygusu yaratmaya dönük bir işkenceydi.
1944 Kızılçullu Köy Enstitüsü çıkışlı, 94 yaşında Âlim Başaran'ın anılarından: "31 Ekim 1944'te mezun oldum. Ertesi günü Halkalı Köyü’nde göreve başladım. Bana bir demirci atölyesinde gerekli olan her türlü aletle birlikte iki at, bir inek, bir araba verildi. Köy muhtarı da 30 dönüm arazi tahsis etmişti. Biz bu üretim araçlarıyla önemli ekonomik olanaklar elde ettik, para kazandık. 1948'de Köy Enstitüleri programı değiştirilince, Mal Müdürlükleri aracılığıyla bunları bizden geri aldılar." (Öğretmen Dünyası, Nisan 2019, s.31.)
İNÖNÜ'NÜN AÇIKLAMASI
10- İsmet İnönü, Köy Enstitülerinin kapatılmasına giden girişimler konusunda şöyle diyor: "Ben Köy Enstitü düşüncesine inanmışımdır. İnanmış bir insan, sonuna kadar bunu yürütür. İdealizmde, felsefede bu böyledir. Ama ben politikacıyım, uygulayıcıyım. Ben gücüme göre, gücümün var olduğu yerde, gücümü gösterebilirim. Ben bir dahi değilim (....) Ben gücümün bittiği yerde; bir politikacı, bir deneyimli insan olarak bir noktada, onu gelecekte yeniden uygulamak üzere bir noktada dururum..."
Milli Eğitim Bakanı Sirer, 3 Mart 1951 tarihinde Ulus gazetesinde yayınlanan bir yazısında: "Köy Enstitülerinin Öğretmen Okulu haline getirileceği haberinde bir yanlışlık olacak. Çünkü bu Enstitüler, dört yıldan beri birer öğretmen okulundan başka bir şey değillerdir" diyordu...
"Gerçekte Köy Enstitüleri, onu kuran CHP'nin iktidarında yine onun elleriyle kapatılır. Demokrat Partinin yaptığı sadece bunu, yani kapanışı yasallaştırmak olur. İkinci perde, birincisine göre daha kısa sürer. Fazla tartışma bile olmaz." (Mustafa Ekmekçi, Yeni Toplum, Köy Enstitüleri Özel Sayı, 5 Nisan 1976.)
İŞİN ÖZETİ
Yukarıda görüleceği üzere, özellikle kurucu lider İsmet İnönü'nün ve yıkıcı Sirer'in söyledikleri önemle göz önüne alınırsa, Köy Enstitüleri 1946'dan sonra Köy Enstitüsü özelliğini yitirmiştir. Üretme yok, tartışma yok, gazete çıkarma yok, okuma sınırlanmış, kitaplar seçime uğramış, sakıncalı sayılanları başta klasikler olmak üzere yakılmıştır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Mustafa Ekmekçi, çok güzel özetlemiş. 27 Ocak 1954'te 6234 sayılı yasayla yapılan; işlevini yitirmiş, Köy Enstitülerinde asılı duran "Köy Enstitüsü" levhasının indirilerek, yerine: "İlköğretmen Okulu" levhasının asılmasından ibarettir, bu konuda sürdürülen açıklamaların, gerçeği perdelemekten öte bir anlam ve işlevi yoktur.
* * * * * * * * * * * * * * *
KAYNAK:






7 Mart 2019 Perşembe

Sözlü ve Yazılı Belgeler Işığında Cılavuz Köy Enstitüsü / Hikmet Çiçek

Sözlü ve Yazılı Belgeler Işığında Cılavuz Köy Enstitüsü

Savaş yıllarıydı, ekmek gramla tartılarak veriliyordu. Öğrenciler sabahları un çorbası, bulgur çorbası, öğleyin az etli fasulye yanında da bulgur pilavı…
Öğrencilerin bunları yedikleri bir gün okula gelen Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye özel yemek çıkartılınca okul karıştı. Adalet ve eşitlik duygusu ile yetiştirilmiş olan öğrenciler buna itiraz ettiler.
Okulun müdürü Rauf İnan eleştirilere şöyle cevap verir: “Ben, Cumhurbaşkanı olduğu için değil İsmet İnönü şeker hastasıdır bu nedenle perhiz olduğu için özel yemek çıkarttım. Siz öğrenciler hasta olduğunuz da revir de size de durumunuza göre özel yemek çıkartmıyor muyuz?” der.
Öğrenciler ikna olur, konu kapanır,
VAR MI ŞİMDİ BÖYLE BİR ANLAYIŞ?
O okullar, hem geçmişteki hem de günümüzdeki eğitim kurumlarından tamamen farklıydı. Duvarları ve güvenliği yoktu. Yaz tatiline çıkılan, kapısına kilidin vurulduğu belli bir zaman dilimi de yoktu. Yine bu okullarda sınıfta kalmak da söz konusu değildi. Öğrenciler çalışkanlar, tembeller, başarılılar ve başarısızlar gibi sınıflandırmalara tabi tutulmazlardı. Bu kurumlarda öğrencilerin onurları da kırılmaz. Öğrenciye şiddet uygulandığı takdirde, öğrencinin karşılık verme hakkı olduğu ilan edilirdi. Bu kurumlarda kız öğrencilere yönelik pozitif ayrımcılık uygulanırdı.
Köy Enstitülerinden söz ediyoruz. Eğitim tarihimizin yüz akı köy enstitülerinden.
MUALLİM OKULU'NDAN KÖY ENSTİTÜSÜ'NE
Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati, 1926 yılında 4 köyde“Muallim Okulu” açtıktan sonra olumlu sonuç alınınca, köy gençlerinin kısa bir eğitimden geçirilerek kendi köylerinde eğitmen olarak görevlendirilmesi kararı alındı.
İlk uygulama 1936’da başladı ve 84 köylü genç Eskişehir’e bağlı Çifteler’de açılan bir kurstan sonra köy eğitmeni olarak görevlendirildi. Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan döneminde Eskişehir Çifteler (1937), İzmir Kızılçullu (1937), Edirne Kepirtepe (1938) ve Kastamonu Gölköy’de (1939) deneme niteliğinde dört Köy Öğretmen Okulu açıldı.
17 Nisan 1940 Hasan Ali Yücel döneminde “Köy Enstitüsü” adıyla Türkiye’nin eğitim tarihinde yeni bir dönem başlıyordu. 1946’ya kadar Anadolu’nun çeşitli yerlerinde 21 köy enstitüsü açılacaktı.
TRUMAN DOKTRİNİ BÖYLE İSTEDİ!
1946’da Hasan Ali Yücel’ in yerine Milli Eğitim Bakanlığı’na Reşat Şemsettin Sirer’i getirilir.Bir yıl sonra Truman Doktrini ilan edilecektir. “Soğuk Savaş” yılları başlamaktadır.Truman Doktrini’nin Türkiye’ye acil yardım paketikarşılığında Sovyetler Birliği’nden esinlenerek yapılan uygulamaların kaldırılması istenecektir: “5 yıllık kalkınma planları” ve Köy Enstitüleri gibi!
Reşat Şemsettin Sirer, Truman Doktrini’nin çocuğudur!
İlk işi İmam Hatip ve Kur’an kurslarını açması ve Ankara Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünü kapatmak olacaktır. Sonra devamı gelecektir. Sirer, Köy Enstitüleri'ni Köy Öğretmen Okulları'na dönüştürecek, Köy Öğretmen Okulları da 27 Ocak 1954 tarihinde Demokrat Parti hükümeti tarafından kapatılacaktır. Yapılan bir karşı devrimdir.
CILAVUZ KÖY ENSTİTÜSÜ
Bu kitabın ilk baskısı Kasım 2011 yılında yapıldı ve çok kısa bir zamanda tükendi. Prof. Dr. Firdevs Gümüşoğlu’nun “Sözlü ve Yazılı Belgeler Işığında Cılavuz Köy Enstitüsü” kitabının yenilenmiş ve gözden geçirilmiş 3. basımı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıktı.
Cılavuz Köy Enstitüsü, köy enstitüleri tarihinde önemli bir yere sahip. Kars’ın şimdiki adı Susuz olan Cılavuz ilçesindeki Enstitü mezunları arasında edebiyat, sanat, politika ve bilim alanında yüz akı insanlar yetişti. Bu insanlar aracılığıyla Türkiye’nin öğretmen örgütlenmesine büyük katkı sağlandı. O mezunların başındasevgiyle, saygıyla andığımız Dursun Akçam gelir.Ümit Kaftancıoğlu, Mustafa Turan, Gültekin Gazioğlu, Rasim Bakırcıoğlu, İsa Öztürk, Osman Nuri Alper, Nizamettin Göçmen gibi yazar ve halkbilimciler Cılavuz mezunudurlar.

Alper Akçam, Cumhuriyet Kitap’ta Gümüşoğlu’nun kitabı üzerine şunları yazmıştı:
Enstitülerinin kapatılışında çok önemli etkenler bir araya gelmişti. Politika sahnesinde hep etkin olmuş ve sonradan Demokrat Parti saflarında politikaya atılmış tefeci bezirgân zümre ve Emin Sazak, Kinyas Kartal gibi toprak ağaları, kapatılışta çok önemli roller oynamışlardı. Kinyas Kartal, kendisiyle yapılan bir görüşmede 'partiyle pazarlık yaparak biz kapattırdık' demişti (Dursun Kut, Cumhuriyet, 20 Temmuz 1966).
Niyazi Berkes'e göre, Köy Enstitülerinin dönem politikacıları tarafından hedef seçilmiş olmasının ana nedeni, Bâbil artığı siyasetçilerimizin ABD'nin Truman doktrini uyarınca bölgeye gönderdiği paradan bir şeyler kapabilmek arzusudur…”
'KIZIL TEHLİKE'
16 Kasım 1951 tarihli TBMM gizli oturumunda konuşan askeri savcı Şevki Mutlugil'in de vurguladığı gibi, uçaktan bakıldığında Hasanoğlan'daki müzik işliğinin çatısının orağa benziyor olması, köylü çocuklarının müzik çalışması yaparken daha çok sol ellerini kullanması, ABD'de yerlilere ait site hayatını incelemiş Niyazi Berkes'in Köy Enstitülerine çağrılıp konuşturulması, Çifteler Köy Enstitüsü ustaöğreticisi Asiye Eliçin'in öğrencilere Dostoyevski'nin 'komünizm propagandası yapan' (!) Kiromozov Kardeşler (savcılık tutanaklarında adı böyle verilmektedir) adlı kitabı okutması ve bu nedenle tutuklanmış olması gibi, yeterince ve ta 'köylere kadar uzanmış' bir 'kızıl tehlike' sayılmıştı!”
Kızıl tehlike” kabul edilerek kapatılan Köy Enstitülerine, Engin Ardıç, 29 Nisan 2007 günlü Akşam Gazetesi’nde “Köy Enstitüleri Faşist Bir Müessesedir” diye saldıracaktı!
Günümüz 'liberal' aydınlarının 'faşist müessese' olarak tanımladıkları Köy Enstitüsü kurucusu İsmail Hakkı Tonguç 'Elimde olsaydı tüm dünya okullarına insanın insanı sömürmemesi diye bir ders koyardım' diyen bir devrimci eğitimcidir.
Gümüşoğlu’nun kitabını okuyunuz, ufkunuz açılacaktır.
PROF. DR. FİRDEVS GÜMÜŞOĞLU KİMDİR?
Mimar Sinan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde lisans, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde yüksek lisans, Mimar Sinan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde doktora yaptı.
Bilim ve Ütopya ve Kadınlar Dünyası dergilerinin kuruluşunda yer alan ve editörlük yapan Gümüşoğlu, halen Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Yayımlanmış çok sayıda makalesi ve kitabı bulunmaktadır.
Ders Kitaplarında Cinsiyetçilik (1928-1995), Kaynak Yayınları, İstanbul, 1996.
Türkiye’nin Pasteur’u Dr. Z. Muammer Tunçman, Berfin Yayınları, İstanbul, 2001.
Cumhuriyet’te İz Bırakanlar: Onuncu Yıl Kuşağı, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2001.
Ülkü Dergisi ve Kemalist Toplum, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul, 2005.
Birgi’de Toplumsal Yaşam ve Değişim: Bir Belde Monografisi, Bağlam Yayınları, İstanbul, 2008.
Cılavuz Köy Enstitüsü: Sözlü ve Yazılı Belgeler Işığında, 1. baskı, YKKED Yayınları, İzmir, 2011.
Ders Kitaplarında Toplumsal Cinsiyet (1928’den Günümüze), genişletilmiş 4. baskı, Tarihçi Kitabevi, İstanbul, 2016.
* * * * * * * * * * * * * * *
Sözlü ve Yazılı Belgeler Işığında Cılavuz Köy Enstitüsü
Hikmet Çiçek, aydinlik.com.tr, 5.3.2019
* * * * * * * * * * * * * * *
https://www.aydinlik.com.tr/sozlu-ve-yazili-belgeler-isiginda-cilavuz-koy-enstitusu-hikmet-cicek-kose-yazilari-mart-2019

22 Ekim 2018 Pazartesi

Köy Enstitülüler: Biz ATATÜRK Gençleriyiz



Köy Enstitülüler: Biz ATATÜRK Gençleriyiz. / KÖY ENSTİTÜLÜLER: Emeğin Tanrısal bir güç olduğuna ve Aşık Veysel'in dediği gibi, Tanrı ne kadar cömert de olsa tembeli tutmayacağına, işgücüne ve üretime dayanmayan eğitim ve öğretimin efendi-köle düzenini sürdüreceğine, kısa zamanda kalkınmak için paradan puldan çok insan yüreğini ve elini işletmek gerektiğine, bilimi tek mürşit saymakla birlikte en büyük bilim düşmanlarının bilim cüppesi giyenler arasında bulunabileceğine, bilimin özgürlük gibi her gün yeniden kazanılması gerektiğine inananlar. / Kaynak: Köy Enstitüleri Üzerine-Sabahattin Eyüpoğlu, Cumhuriyet Kitapları Tarih Kültür Dizisi. Nisan 1999

Cumhuriyetin AYDINLANMA IŞIĞINI yakanlar: KÖY ENSTİTÜLÜLER



Cumhuriyetin AYDINLANMA IŞIĞINI yakanlar: KÖY ENSTİTÜLÜLER / On yedi Nisan dünya eğitim tarihine Tonguç adında bir Türk'ün değeri gittikçe daha iyi anlaşılacak bir fidan diktiği gündür. Bizim budadığımız bu fidan, özgürlük savaşımız gibi, dünyanın bir çok ülkelerinde, özellikle Hindistan'da, Türkiyeden getirildiği saklanmayarak dikilmiş ve yüzlerce Hint Köy Enstitüsü doğmuştur. Bu fidanın kısaca tanımlanması ÜRETİCİ EĞİTİM'dir. / Kaynak: Köy Enstitüleri Üzerine-Sabahattin Eyüpoğlu, Cumhuriyet Kitapları Tarih Kültür Dizisi. Nisan 1999

17 NİSAN; Cumhuriyetin ve Aydınlanmanın ışığı KÖY ENSTİTÜLÜLERİNİN Bayramı



On yedi Nisan, kısa bir süre içinde olsa, çoşkun bir imecede el ele vermenin sevincini tatmış insanların bayramıdır. Neydi o mutlu, o mutlu günlerde, yediklerini hak eden, aldıklarından çoğunu veren, emeklerinin boşa ve sömürücüye gitmediğini gören gençlerin elleriyle yeşerttikleri topraklar üstünde kutladıkları on yedi Nisanlar? Bilmeyenler ne bilsin, bilenlere selam olsun! 1968

Kaynak: Köy Enstitüleri Üzerine-Sabahattin Eyüpoğlu, Cumhuriyet Kitapları Tarih Kültür Dizisi. Nisan 1999

30 Nisan 2018 Pazartesi

Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Etkinlikleri, 2018

Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Etkinlikleri

17 Nisan 2018, Köy Enstitülerinin 78. resmi kuruluş yıldönümü


Anadolu topraklarına bir rönesans ışığı gibi vuran Köy Enstitüleri kuruluş yasası 17 Nisan 1940 günü çıkmıştı.

Anadolu halk kültürüne ayaklarını basarak Doğu ve Batı kültürleri arasında bir köprü kurmaya, hümanist bir kültür devrimiyle yeryüzünü selamlamaya durmuş enstitülerin öncesinde eğitmen kursları vardı.
Her biri birer devrimci önder olacak yoksul Anadolu çocuklarının her sabah okullarının önünde tuttukları horonda Sis Dağı’nın başından horona çağırdığı Tonguç Babayı saygı ve özlemle anıyoruz.
Günlük politikanın tozu dumanı Köy Enstitüleri’ne olan gönül borcumuzun ve sorumluluğumuzun üzerini örtmemeli;
Ülkesinin toprağına, coğrafyasına, kültürüne saygılı, tarım ve hayvancılık üzerinden üretimi önde tutan, insanını aş ve iş sahibi yapan, özgür örgütlenmelerle kitleleri günlük yaşama etkin olarak katan, paylaşımcı, dayanışmacı, yöntem araştırmacısı bir eğitimle genç kuşakları yetiştirecek geleceğin Türkiyesinin temelleri geçmişimizdeki o sabah yıldızının ışıltısında göz kırpıyor bize… Halkız biz; çoğunluğuz; tek yapmamız gereken bir araya gelmek, omuz omuza vermek; Anadolu imece geleneğindeki gibi tek vücut gibi olup ileri doğru yürümek…
Köklerimizden, özgürlük fidelerinden, Anadolu imecesinden aldığımız güçle çoğalacak kardeşliğimiz, sağ sol doğu batı demeden güçlenecek yurttaşlık bilincimiz,
Bugüne ve yarına, Köy Enstitüleri’nden aldığımız esin ve bilginin ışığında bakmalı, günün değişen koşullarında o ruhu, yarım kalmış o mucizeyi tartışmayı sürdürmeliyiz…
Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Ankara Şubesi olarak düzenleyicisi ve katılımcısı olduğumuz, olacağımız etkinliklerin listesi aşağıdaki gibidir.
Tanıtım malzemesi hazır oldukça kalanları da paylaşacağız.
Tüm dostları bekliyoruz etkinliklerimize…
14 Nisan Cumartesi Ankara CUMOK,
15 Nisan Pazar İstanbul Ataşehir
17 Nisan Ankara Çankaya Çağdaş Sanatlar Merkezi Mehmet Ayhan etkinliği
17 Nisan Edremit Eğitim İş etkinliği,
19 Nisan Ankara Çayyolu Platformu
20 Nisan Batıkent ADD,
21 Nisan Edirne ÇYDD,
27 Nisan İstanbul Maltepe (YKKED İstanbul Anadolu Yakası Şube, Eğitim Sen ile) ,
-29 Nisan HASANOĞLAN ONURUMUZDUR – HASANOĞLAN
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
http://www.telgrafhanesanat.org/yeni-kusak-koy-enstitululer-dernegi-etkinlikleri-4056.html

25 Nisan 2018 Çarşamba

KÖY ENSTİTÜLERİ ve 17 NİSAN MUTLULUĞU!

KÖY ENSTİTÜLERİ ve 17 NİSAN MUTLULUĞU!

Nevzat Çağlar Tüfekçi / 17/04/2017 / Bodrum Yarımada Günlük Siyasi Gazete
Köy Enstitüleri, 17 Nisan 1940 yılında çıkarılan, 3803 sayılı yasayla kuruldu. Amacı da, eğitim yoluyla köyün ve köylünün kalkındırılmasıydı. “Nitekim bu kurumların, kuruluşlarından kapanışlarına kadar geçen on küsur yıllık faaliyet süresi içinde; etki alanlarına giren köylerin şaşırtıcı bir hızla kalkınmalarının yanında, buradan çıkanlardan ülkede seçkin bir yazarlar grubunun yetişmiş olması bile bu enstitülerin verimlilik gücünü kanıtlamaya yetmektedir.” ( Prof. Dr. Adil İzveren, Toplumsal Törebilim, Ankara, 1980)
CHP iktidarda ve İsmet İnönü Cumhurbaşkanı’dır. İnönü, Milli Eğitim Bakanlığı önerisini, 28 Aralık 1938 tarihinde, Hasan Ali Yücel’e götürür. Yücel’in Milli Eğitim Bakanı olmasıyla, Yücel ve dönemin İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç elele vererek, ‘Köy Enstitüleri’ projesini hayata geçirirler. Türkiye’de ilk defa bir aydınlanma hareketi başlamış oldu. Bu hareket ve eğitim modeli, kısa süre içinde toplumsal bilincin oluşmasının ve uyanışın da ana unsuru oldu.
Toplumsal yapı olarak köyün, birey olarak köylünün uyanmasından rahatsız olan toprak ağaları/feodal güçler; Köy Enstitülerinin kapatılması için fırsat kollamaya başladılar. Bu güçler emellerine, 1950 yılında iktidara gelen DP zamanında kavuştular. Köy Enstitüleri 1954’de çıkarılan 6234 sayılı yasayla temelli kapatıldı.
Köy Enstitülerinin kapatılmasından sonra, bu uygulamanın mimarlarından, Milli Eğitim Bakanı olarak Türk toplumuna önemli hizmetlerde bulunan Hasan Ali Yücel, 19 Nisan 1954 tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Bir Bayram Günü”başlıklı yazısında, enstitüleri şöyle değerlendiriyordu: “Şimdi bu 14 yıl içinde Köy Enstitülerinden alınan sonuçları görelim. Memleketin 20’den fazla bölgesinde, çocuklarımızın kendi emeğiyle kurulmuş birer okuma-yatma-yemek yeme yerleriyle atölyeleri, sahneleri, spor sahaları, ulusal ve uluslararası konularda heykelleri ve resimleri, amfileri, ağaçlıkları ve tarlaları, suları ve elektrikleri ile köy hayatının icapları ihmal edilmeyerek yapılmış örnek duraklar ve ocaklar… Köy Enstitülerinden çıkan köylü çocuklarımızın memlekete nasıl canla başla hizmet ettiklerini göstermek için bir iki sayı vermek istiyorum. 1938-1939 ders yılında Türkiye İlkokullarında 813.532 öğrenci vardı. Bunun 500 bin’e yakını şehirlerde, geri kalanı köylerdeydi. Oysa bugün şehirlerde 560.148, köylerde 1.221.740 öğrenci vardır. Bunu halen çalışmakta olan 17.251(Kadın: 1308-Erkek: 15.943) Köy Enstitülü öğretmenimize borçluyuz. Bunu söylemekle, diğer 17 bin öğretmenimizin hizmetlerini küçümsemek istemiyorum. Fakat onlar da takdir ederler ki Enstitülü arkadaşları olmasaydı bu yüksek başarıya erişmek, uzun yıllar bizim için mümkün olmazdı.”
Köy Enstitüleri uygulamasının toplumumuzun gelişmesinde, sosyal ve kültürel açılardan yararlarını yadsıyamayız. Kalkınmakta olan birçok ülkenin örnek eğitim modeli olarak aldığı Köy Enstitülerinin, “Geri kalmış/gelişmemiş bir ülkede, eğitim yoluyla toplumsal kalkınmanın, en sağlam ve en uygun bir yol olduğu”; yabancı düşünür, gazeteci, eğitimci ve politikacı pek çok kimse tarafından da kabul edilmiştir. 
Enstitüler, gerici feodal güçlerin baskısıyla kapatılmasaydı ve uzun yıllar devam etseydi ne olurdu? Toplumsal gelişmişlik ve eğitim düzeyi daha ileri konumda olurdu. Eğitim sistemimiz bugün içinde bulunduğu bu sorunları yaşamazdı. Köy Enstitüsü modelini bugün için uygulayabilir miyiz? Bu da mümkün değil. Amaç ve işlev yönünden, eğitim felsefesi bakımından bu sistemden, bugünkü eğitim sistemimize aktarabileceğimiz bazı şeyler olduğuna inanıyorum…
Bugün Köy Enstitülerinin 77. Kuruluş yıldönümü. Köy Enstitüleri, aydınlanma anlamında, bir mutluluktur!