30 Nisan 2018 Pazartesi

Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Etkinlikleri, 2018

Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Etkinlikleri

17 Nisan 2018, Köy Enstitülerinin 78. resmi kuruluş yıldönümü


Anadolu topraklarına bir rönesans ışığı gibi vuran Köy Enstitüleri kuruluş yasası 17 Nisan 1940 günü çıkmıştı.

Anadolu halk kültürüne ayaklarını basarak Doğu ve Batı kültürleri arasında bir köprü kurmaya, hümanist bir kültür devrimiyle yeryüzünü selamlamaya durmuş enstitülerin öncesinde eğitmen kursları vardı.
Her biri birer devrimci önder olacak yoksul Anadolu çocuklarının her sabah okullarının önünde tuttukları horonda Sis Dağı’nın başından horona çağırdığı Tonguç Babayı saygı ve özlemle anıyoruz.
Günlük politikanın tozu dumanı Köy Enstitüleri’ne olan gönül borcumuzun ve sorumluluğumuzun üzerini örtmemeli;
Ülkesinin toprağına, coğrafyasına, kültürüne saygılı, tarım ve hayvancılık üzerinden üretimi önde tutan, insanını aş ve iş sahibi yapan, özgür örgütlenmelerle kitleleri günlük yaşama etkin olarak katan, paylaşımcı, dayanışmacı, yöntem araştırmacısı bir eğitimle genç kuşakları yetiştirecek geleceğin Türkiyesinin temelleri geçmişimizdeki o sabah yıldızının ışıltısında göz kırpıyor bize… Halkız biz; çoğunluğuz; tek yapmamız gereken bir araya gelmek, omuz omuza vermek; Anadolu imece geleneğindeki gibi tek vücut gibi olup ileri doğru yürümek…
Köklerimizden, özgürlük fidelerinden, Anadolu imecesinden aldığımız güçle çoğalacak kardeşliğimiz, sağ sol doğu batı demeden güçlenecek yurttaşlık bilincimiz,
Bugüne ve yarına, Köy Enstitüleri’nden aldığımız esin ve bilginin ışığında bakmalı, günün değişen koşullarında o ruhu, yarım kalmış o mucizeyi tartışmayı sürdürmeliyiz…
Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Ankara Şubesi olarak düzenleyicisi ve katılımcısı olduğumuz, olacağımız etkinliklerin listesi aşağıdaki gibidir.
Tanıtım malzemesi hazır oldukça kalanları da paylaşacağız.
Tüm dostları bekliyoruz etkinliklerimize…
14 Nisan Cumartesi Ankara CUMOK,
15 Nisan Pazar İstanbul Ataşehir
17 Nisan Ankara Çankaya Çağdaş Sanatlar Merkezi Mehmet Ayhan etkinliği
17 Nisan Edremit Eğitim İş etkinliği,
19 Nisan Ankara Çayyolu Platformu
20 Nisan Batıkent ADD,
21 Nisan Edirne ÇYDD,
27 Nisan İstanbul Maltepe (YKKED İstanbul Anadolu Yakası Şube, Eğitim Sen ile) ,
-29 Nisan HASANOĞLAN ONURUMUZDUR – HASANOĞLAN
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
http://www.telgrafhanesanat.org/yeni-kusak-koy-enstitululer-dernegi-etkinlikleri-4056.html

25 Nisan 2018 Çarşamba

KÖY ENSTİTÜLERİ ve 17 NİSAN MUTLULUĞU!

KÖY ENSTİTÜLERİ ve 17 NİSAN MUTLULUĞU!

Nevzat Çağlar Tüfekçi / 17/04/2017 / Bodrum Yarımada Günlük Siyasi Gazete
Köy Enstitüleri, 17 Nisan 1940 yılında çıkarılan, 3803 sayılı yasayla kuruldu. Amacı da, eğitim yoluyla köyün ve köylünün kalkındırılmasıydı. “Nitekim bu kurumların, kuruluşlarından kapanışlarına kadar geçen on küsur yıllık faaliyet süresi içinde; etki alanlarına giren köylerin şaşırtıcı bir hızla kalkınmalarının yanında, buradan çıkanlardan ülkede seçkin bir yazarlar grubunun yetişmiş olması bile bu enstitülerin verimlilik gücünü kanıtlamaya yetmektedir.” ( Prof. Dr. Adil İzveren, Toplumsal Törebilim, Ankara, 1980)
CHP iktidarda ve İsmet İnönü Cumhurbaşkanı’dır. İnönü, Milli Eğitim Bakanlığı önerisini, 28 Aralık 1938 tarihinde, Hasan Ali Yücel’e götürür. Yücel’in Milli Eğitim Bakanı olmasıyla, Yücel ve dönemin İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç elele vererek, ‘Köy Enstitüleri’ projesini hayata geçirirler. Türkiye’de ilk defa bir aydınlanma hareketi başlamış oldu. Bu hareket ve eğitim modeli, kısa süre içinde toplumsal bilincin oluşmasının ve uyanışın da ana unsuru oldu.
Toplumsal yapı olarak köyün, birey olarak köylünün uyanmasından rahatsız olan toprak ağaları/feodal güçler; Köy Enstitülerinin kapatılması için fırsat kollamaya başladılar. Bu güçler emellerine, 1950 yılında iktidara gelen DP zamanında kavuştular. Köy Enstitüleri 1954’de çıkarılan 6234 sayılı yasayla temelli kapatıldı.
Köy Enstitülerinin kapatılmasından sonra, bu uygulamanın mimarlarından, Milli Eğitim Bakanı olarak Türk toplumuna önemli hizmetlerde bulunan Hasan Ali Yücel, 19 Nisan 1954 tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Bir Bayram Günü”başlıklı yazısında, enstitüleri şöyle değerlendiriyordu: “Şimdi bu 14 yıl içinde Köy Enstitülerinden alınan sonuçları görelim. Memleketin 20’den fazla bölgesinde, çocuklarımızın kendi emeğiyle kurulmuş birer okuma-yatma-yemek yeme yerleriyle atölyeleri, sahneleri, spor sahaları, ulusal ve uluslararası konularda heykelleri ve resimleri, amfileri, ağaçlıkları ve tarlaları, suları ve elektrikleri ile köy hayatının icapları ihmal edilmeyerek yapılmış örnek duraklar ve ocaklar… Köy Enstitülerinden çıkan köylü çocuklarımızın memlekete nasıl canla başla hizmet ettiklerini göstermek için bir iki sayı vermek istiyorum. 1938-1939 ders yılında Türkiye İlkokullarında 813.532 öğrenci vardı. Bunun 500 bin’e yakını şehirlerde, geri kalanı köylerdeydi. Oysa bugün şehirlerde 560.148, köylerde 1.221.740 öğrenci vardır. Bunu halen çalışmakta olan 17.251(Kadın: 1308-Erkek: 15.943) Köy Enstitülü öğretmenimize borçluyuz. Bunu söylemekle, diğer 17 bin öğretmenimizin hizmetlerini küçümsemek istemiyorum. Fakat onlar da takdir ederler ki Enstitülü arkadaşları olmasaydı bu yüksek başarıya erişmek, uzun yıllar bizim için mümkün olmazdı.”
Köy Enstitüleri uygulamasının toplumumuzun gelişmesinde, sosyal ve kültürel açılardan yararlarını yadsıyamayız. Kalkınmakta olan birçok ülkenin örnek eğitim modeli olarak aldığı Köy Enstitülerinin, “Geri kalmış/gelişmemiş bir ülkede, eğitim yoluyla toplumsal kalkınmanın, en sağlam ve en uygun bir yol olduğu”; yabancı düşünür, gazeteci, eğitimci ve politikacı pek çok kimse tarafından da kabul edilmiştir. 
Enstitüler, gerici feodal güçlerin baskısıyla kapatılmasaydı ve uzun yıllar devam etseydi ne olurdu? Toplumsal gelişmişlik ve eğitim düzeyi daha ileri konumda olurdu. Eğitim sistemimiz bugün içinde bulunduğu bu sorunları yaşamazdı. Köy Enstitüsü modelini bugün için uygulayabilir miyiz? Bu da mümkün değil. Amaç ve işlev yönünden, eğitim felsefesi bakımından bu sistemden, bugünkü eğitim sistemimize aktarabileceğimiz bazı şeyler olduğuna inanıyorum…
Bugün Köy Enstitülerinin 77. Kuruluş yıldönümü. Köy Enstitüleri, aydınlanma anlamında, bir mutluluktur!






Köy Enstitüleri'nin 77. kuruluş yıldönümü kutlanıyor

Köy Enstitüleri'nin 77. kuruluş yıldönümü kutlanıyor

Hüseyin ÖZBALI / ELMADAĞ(Ankara), (DHA) - http://hurriyet.com.tr

CUMHURİYETİN toplum yapısını yönlendirici uygulamalarının en belirgin örneklerinden biri olan Köy Enstitüleri'nin kuruluşunun 77'nci yılı, ülke çapında anma ve anlama toplantıları yapılarak törenlerle kutlanıyor. 17 Nisan 1939'da kurulmasına başlanan köy enstitüleri, kısa sürede yurt genelinde sayıları 21'e ulaştı. 30 Nisan 2017'de ise son etkinlik, Köy Enstitülü köylü çocuklarının kendi elleriyle kurduğu Hasanoğlan Köy Enstitüsü yerleşkesi içinde bulunan Amfi Tiyatro'da 30 Nisan Pazar günü birçok kurum, dernek ve sivil toplum kuruluşunun katkıları ile kutlanacak.
Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED) öncülüğünde yapılan toplantıların en önemli ayaklarını oluşturan Ankara'da, şube başkanı yazar Alper Akçam, Köy Enstitülerinin UNESCO tarafından gelişmekte olan tüm ülkelere örnek eğitim modeli olarak önerilmiş çok önemli bir girişim olduğunu söyledi. Akçam, "Cumhuriyet kuruluşunun eğitimde Anadolu köyüne, kırsalına uzanmak amacıyla oluşturduğu bu girişim, kurucusu İsmail Hakkı Tonguç (Baba Tonguç) öncülüğünde bir kültür devrimine, halk kültürünün adeta yeniden doğuşuna ve evrensel bilgi ve estetikle kucaklaşmasına yol açmıştı. 1924 yılında Cumhuriyetin eğitim ve öğretim sorunlarına çözüm bulabilmek için çağırdığı ünlü ABDli eğitbilimci John Dewey, 1946 yılında Le Monde gazetesine yazdığı yazıda, 'Hayalimdeki okullar Türkiye'de yaşama geçti' demişti. Köy Enstitüleri, aynı zamanda Batı ve Doğu kültürleri arasında kurulmaya çalışılan bir köprüydü. Aşık Veysel'in, Müdami'nin, Daimi'nin, Ali İzzet'in usta öğretici olduğu, hafta sonu şenliklerinde doğaçlama olarak seyirlik köylü oyunlarının oynandığı enstitülerde batı ve doğu klasikleri serbestçe ve birlikte okunuyor, Molier'in Shakespeare'nin oyunları sahneleniyordu.
Her sabah öğrencilerin halk oyunları oynayarak başladığı gün, demircilik, marangozluk, duvarcılık işliklerinde, tarlada tohum ekerek, ekin biçerek, süt sağarak, modern yöntemlerle balıkçılık ve arıcılık yaparak, su yolları açarak, kurulan trafolarda elektrik üretilerek devam ediyor, her öğrenci mutlaka bir müzik aletini çalmayı öğreniyor, derslerin hazırlanmasında ve okul yönetiminde öğretmenlerin yanında öğrenciler de yer alıyordu" dedi.
Alper Akçam, yaparak ve yaşayarak, üretim için öğrenmenin, Anadolu imece geleneğinin okulu olan Köy Enstitüleri'nin kapatılmasının ülkemizin kültürel olarak kolay maniple edilebilecek bir konuma gelmesine yol açtığını da belirtti. Köy Enstitülerinin, eğitim ilkelerinin bugün dünyadaki başarılı eğitim örneklerinde de yaşıyor olduğunu belirten Akçam, Ankara'da yaptıkları yedi ayrı etkinlikle Köy Enstitüleri'nin değişen koşullar ışığında yeniden tartışmaya açmaya çalıştıklarını söyledi. Son etkinlik, Köy Enstitülü köylü çocuklarının kendi elleriyle kurduğu Hasanoğlan'daki Amfi Tiyatroda 30 Nisan Pazar günü yapılacak ve halka açık olacak.



24 Nisan 2018 Salı

KÖY ENSTİTÜLERİNİN 77. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN



KÖY ENSTİTÜLERİNİN 77. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN
Köy Enstitüleri Anadolu’nun aydınlanma meşaleleri olarak “köye öğretmen ve köye yararlı diğer meslek erbabını” yetiştirmek üzere 1937 yılında açılmaya başlandı. 17 Nisan 1940 yılında da 3083 sayılı yasayla, Hasan Ali Yücel’in Milli Eğitim Bakanlığı ve İsmail Hakkı Tonguç’un önderliğinde kuruldu.

Köy Enstitüleri’nin kurulduğu dönemde Türkiye, eğitim düzeyi düşük, sanayisi cılız, nüfusunun yüzde 80’i köyde yaşayan bir ülkeydi. Bu yıllarda ülkede okuryazarlık düzeyi yüzde 25 civarındaydı. Nüfusu 18 milyona yaklaşan Türkiye’de 1939-40 ders yılında ortaokul öğrencilerinin sayısı 92 bin, lise öğrencilerinin sayısı da ancak 26 bin civarındaydı.

Köy Enstitüleri’yle ekonomik ve toplumsal kalkınma birlikte hedeflenmiş ve Türk köylüsünün üzerindeki bilgisizlik, cahillik örtüsü kaldırılmaya çalışılmıştır. Çünkü okuryazar olmayan bir toplum ile Atatürk Cumhuriyetinin hedefi olan çağdaş uygarlığa ulaşılamazdı. İşte Köy Enstitüleri ile bu eksiklik giderilmeye çalışılmıştır.

Köy Enstitüleri, savaştan çıkmış, viraneye dönmüş, yanmış, yakılmış Anadolu ile yoksullukla, cehaletle boğuşan Anadolu insanını uyandırma, ayağa kaldırma, uygar bir Türkiye yaratma projesiydi. Öğrenciler; öğreniyor, öğrendiklerini uyguluyor ve üretiyordu. Bu dönemde köy çocukları eğitildikten sonra köylerine tarımda, sanatta, zanaatta ve sağlık alanlarında öğretmen olarak geri gönderilmiştir. Köy Enstitülerinin başlıca amacı kırsal alanı kalkındırmak, köylüyü eğitmek ve eğitmenlerle köylüyü üretici duruma getirmekti.

Ancak bu yüksek dinamizm ve Cumhuriyetçi kadronun kazandırdığı ivme gerici ve tutucu egemen güçlerden tepkiler almaya başlamıştı. Ülkenin toplumsallaşma sürecini kolaylaştırmak için gerçekleştirilen Köy Enstitüleri girişimi, kazandığı onca olumlu sonuca karşın dinsel değerlerin çöküşüne neden olduğu gerekçesi ve komünizm geliyor korkutmalarıyla tamamlanamadı. Önce bilinçli olarak içi boşaltılan ve yozlaştırılan Köy Enstitüleri kapatılarak Anadolu’nun en önemli aydınlanma projesi ortadan kaldırıldı.

Bugün öğretmen yetiştirmeden başlayarak eğitim sisteminin yaşadığı pek çok sorunun kaynağında Köy Enstitüleri’nin kapatılması yatmaktadır. Enstitülerin kapatılması Türkiye’nin aydınlanma tarihinde gericiliğin zaferi olarak yerini almıştır.

Bugün Köy Enstitüsü ruhunu yeniden yakalamak ancak çağdaş, üretken ve demokratik eğitim yöntemini ulusal eğitim sistemimizin her aşamasına uygulayarak; eleştiren, sorgulayan çağdaş bireyler yetiştirmekle olur. Üretken ve yaratıcılığın desteklendiği eğitim anlayışı bugün yaşadığımız eğitim sorunlarının da çözümü olarak görülmelidir. İşte o zaman Atatürk’ün ve cumhuriyetin öğretmenlerden istediği ‘Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür’ nesilleri yetiştirebiliriz.

77. Kuruluş Yıldönümünde Köy Enstitüleri’nin ilerici, demokrat ve aydınlanmacı geleneğine sahip çıkıyoruz. Eğitim-İş olarak amacımız; Köy Enstitülerinin felsefesi, heyecan ve ruhunu okullarımızda yaşatmak, tüm yurtta cumhuriyetin, aydınlanmanın ateşini yeniden yakmak, ülkemizin geleceğine umut ve ışık olabilmektir. Eğitim-İş, Mustafa Necati’den, Hasan Ali Yücel’den, Fakir Baykurt’tan, hepsinden önemlisi Başöğretmenimiz Mustafa Kemal’den devraldığı bu görev ve sorumluluğu yerine getirme azim ve kararlılığındadır.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *

23 Nisan 2018 Pazartesi

KÖY ENSTİTÜLERİ'NİN 75. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ ( Türkiye Barolar Birliği )



75. KURULUŞ YILDÖNÜMÜNDE KÖY ENSTİTÜLERİ ANLAYIŞININ EĞİTİMİN HER ALANINA EGEMEN OLMASINI DİLİYORUZ
Hangi temel soruna veya hangi sorunun temel nedenine bakarsanız bakın, doğrudan eğitimle ilgili olduğu görülür. Bir ulusun, yaşadığı çağın gereklilik ve gerçekliklerini kavrayıp, ona uygun gelişim ve kalkınma düzeyini yakalaması ancak yüksek nitelikli bir eğitim anlayışı ve bu anlayışın etkin şekilde uygulanması ile mümkün olabilir.
Çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmayı kendisine toplumsal hedef olarak belirleyen genç Türkiye Cumhuriyeti, bu anlayışın bir gereği olarak 17 Nisan 1940'da yurdun dört bir bucağında "Köy Enstitüleri" kurmaya başlamıştır. 1924 yılında, o zamanki toplumsal yapı ve ülke ihtiyaçlarına en uygun eğitim modelinin tespiti amacıyla ülkeye davet edilen Philadelphia Üniversitesi’nden Profesör John Dewey tarafından hazırlanan raporda köy enstitülerinin modeli tarif edilmiştir. Dolayısıyla bu özgün modelin temelinin 1924 yılında bizzat Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından atıldığını ifade etmek yanlış olmayacaktır.
Dünya eğitim tarihinin en özgün modellerinden birisi olan köy enstitülerinin temel vasıflarını ve ayırt edici özelliklerini tanımlamak gerekirse, şu tespitleri yapmak mümkündür:
Köy enstitüleri her bakımdan ulusal bir projedir. Proje, ülkenin içinde bulunduğu onca yoksulluk ve yoksunluklara karşın, adeta imkânsızlıklardan imkân yaratılarak hayata geçirilmiştir. Öyle ki; olmayan öğretim kadrosu, aşama aşama köy enstitülerinde yetiştirilmiş; okul binalarının büyük bölümü köy enstitülü öğrencilerce inşa edilmiştir. Bundan başka teorik ve pratik müfredatın belirlenmesinde, Türk halkının o günkü acil ihtiyaç ve öncelikleri esas alınmıştır.  
Köy enstitüleri devrimci bir projedir. Bir üstyapı olarak gerçeklik kazanan Cumhuriyet Devriminin, toplumsal anlamda taban tutması ve kurumsallaşması başlıca hedef olarak benimsenmiştir. Cumhuriyet Devriminin temsil ettiği çağdaş değerlerle donatılan genç mezunlar, gelenekselleşen “padişahın kulu olma” anlayışını yıkmayı ve bunun yerine, kendilerini insanlık âleminin onurlu bireyleri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin gururlu birer vatandaşı hissetmelerini sağlama sorumluluğunu, kutsal bir görev anlayışıyla üstlenmişlerdir.
Köy enstitüleri bir aydınlanma, deyim yerindeyse Türkiye Rönesansını başlatma harekâtıdır. Hurafelerin kararttığı düşünce dehlizlerinden derlenen öğrenciler, sanatla tanıştırılmış; bilim ve fennin ışık yüklü taşıyıcıları olmuşlardır.  Köyden gelip köye dönen genç öğretmenler, boğazına kadar cehalet bataklığına saplanmış bir toplumun, her alanda aydınlatılmasını tarihsel bir ödev olarak görmüşler; öğrencilerle yetinmeyip köylüyü de eğitmeye koyulmuşlardır.
Üretirken eğiten köy enstitüleri, günümüzde tüm olgun demokrasilerde uygulanan “hayat boyu eğitim”in de öncüsüdür.
Köy enstitülerinde benimsenen eğitim öğretim yöntemi, hala aşılamamış bir çağdaş eğitim anlayışını temsil etmektedir. Bugün gelinen noktada eğitimin tamamen devre dışı bırakıldığı; öğretimin de öğrencileri hayata değil sınava hazırlama esasına göre şekillendirildiği gözetildiğinde, köy enstitülerinin değeri daha iyi anlaşılacaktır.
Köy enstitüleri, bütün bu özellikleri nedeniyle bir takım iç ve dış egemenlerce hedef tahtasına konulmuş; kurgulanan iftira kampanyalarının hedefi olmuştur. Cumhuriyet Devrimine hayat veren bu kurumlar, Cumhuriyet karşıtları tarafından karabasan gibi algılanmış ve sonuçta da ne yazık ki kapatılmışlardır.
Bugün ilkelerden, amaçlardan, stratejik planlamalardan, tanımlanmış hedef ve politikalardan arındırılmış eğitimin, tam anlamıyla bir keşmekeş içinde bulunduğu ortadadır. Yapılması gereken; elbette ki ‘’köy enstitüleri’’ adıyla okullar açmak değil, dogmatik kabuller yerine analitik düşünceyi esas alan, bilimsel zihniyet inşasını ilke edinen köy enstitüleri anlayışını, eğitimin her alanına yeniden egemen kılmaktır.
Bu duygu, düşünce ve umutlarla, köy enstitülerinin 75. kuruluş yıldönümünü buruk şekilde kutluyoruz. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve John Dewey olmak üzere projenin mimarları Hasan Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç ile hayatını kaybeden tüm köy enstitülülere Allah’tan rahmet, hayatta olanlara sağlıklı ömürler diliyoruz.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
Türkiye Barolar Birliği

21 Aralık 2017 Perşembe

Namık KEMAL / Sürgünlerin yıldıramadığı vatan şairi ( Mehmet ÇAYIRDAĞ - Tarihçi, Yazar )


Mehmet ÇAYIRDAĞ - Tarihçi, Yazar 
13 Aralık 2017 - Aydınlık Gazetesi, Özgürlük Meydanı




14 Aralık 2017 Perşembe

Mualla Ulusavaş / Köy enstitüleri, kırsala, köylüye, kız çocuklarına öncelik tanıyan eğitim kurumları olarak, öğretmen-öğrenci ayrımına son verme çabasındadır

Mualla Ulusavaş

'Köy enstitüleri, kırsala, köylüye, kız çocuklarına öncelik tanıyan eğitim kurumları olarak, öğretmen-öğrenci ayrımına son verme çabasındadır'

ATATÜRKÇÜLÜK VE KÖY ENSTİTÜLERİ
1.07.1940 tarihli İlköğretim Genel Müdürlüğü genelgesinde belirtildiği gibi: “Köy Enstitülerindeki öğretmen ve öğrenciler Cumhuriyetçilik, Ulusalcılık, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve Devrimcilik ilkelerini Türk Milletinin yükselmesi için ana ilkeler bilerek çalışacaklar, bu ilkeleri hiçbir engel tanımadan hayata uygulayan insanlar olacaktır”
Bu ilkeler:
DEVLETÇİ EĞİTİM
Cumhuriyetin ilk yıllarında 1926 Genelgesiyle tüm eğitim masrafları devletçe üstlenilmiştir. Parasız yatılı olan enstitülere devlet, hazine arazisi ve başlıca üretim araçlarını teslim etmiştir. Özkaynaklı ve özyönetimli kurum olarak köy enstitülerinin açılma nedenlerinden biri, tarımsal ekonomiyi güçlü kılma çabasıdır. Ayrıca, “iş kollarında çalışan insanların bilgi ve teknik yardıma gereksinimleri olduğundan, çıktığı kaynağa enerji olarak dönen bir yardım sağlanma gereksinimi duyulmuştur. Devlet bu kaynağı köy, enerjiyi ise Köy Enstitülü eğitimciler olarak görmüştür. Ülkenin bağımsızlığı ancak bağımsız bir ulusal ekonomi ile mümkün olduğundan devlet kalkınmada kendi kaynaklarına dayanıyordu”(17).
HALKÇI EĞİTİM
Halkçılık, Atatürk'ün deyimiyle, “ulusu kendi yazgısına egemen kılmak” anlamında olup, ‘Halkçılık’ ilkesi demokrasi kavramıyla eş anlamda görülmektedir”(11). Köy enstitüleri, kırsala, köylüye, kız çocuklarına öncelik tanıyan eğitim kurumları olarak, fırsat eşitsizliğini giderme; öğretmen-öğrenci ayrımına son verme çabasındadır. Okuldaki demokratik eğitim ortamı, köy yaşamının demokratikleşmesine katkı sağlamıştır. Bu ilkeye göre, egemenlik, kayıtsız, koşulsuz ulusundur ve hiçbir birey, gurup ya da zümreye ayrıcalık tanınamaz; tüm yurttaşlar yasa önünde kesinlikle eşittir. Seçkin azınlık eğitiminden kitle eğitimine geçişi sağlayan bu ilke eğitimde fırsat ve olanak eşitliğini yaratmaktadır.
ULUSALCI EĞİTİM
Atatürk’ün ulus tanımı :“Türkiye Cumhuriyetini kuran halka, Türk ulusu denir”. Hiçbir ayrımcılık izine rastlanmayan bu bütünleştirici yaklaşım eğitime yansıdığında, köy enstitülerinde olduğu gibi kültürel mozaiği zengin okul yapısı ortaya çıkmaktadır. “Ulusal eğitim, bir ulusun tarihsel, toplumsal, siyasal, kültürel yapısına uygun olan ve ihtiyaçlarını karşılayan eğitimdir... Enstitüler, Türk eğitimcilerinin yarattığı, bağımsız bir ülkenin eğitim kurumlarıdır (17). “Bir ulus varlığını ve haklarını korumak yolunda bütün gücü ile, yalnız kendi gücüne dayanarak ayağa kalkmazsa, tutsaklıktan kurtulamaz. Bunun için siyasal çabalardan çok, toplumsal çabalara önem vermeliyiz” görüşünde olan Atatürk, bağımsızlığı hedeflemektedir. Enstitülerde, yöresel özelliklere göre farklı programlar uygulanmış, bu farklılığın kazanımları enstitüler arasında paylaşılarak kültürel zenginlik ve bütünlük sağlanmıştır.
CUMHURİYETÇİ EĞİTİM
Atatürk’e göre, “Cumhuriyet, ulusal egemenlik temeline dayanan halk hükümetidir"; eğitimin amaçlarına, cumhuriyeti koruyan, savunan yurttaşlar yetiştirmek olarak yansımıştır. Cumhuriyetçi yeni bir öğretmen kuşağı, halkın sosyal ve politik katılımını sağlama bilincinin yayılması, yeniliklerin benimsenmesi yönünde öncü görev üstlenmiştir. Bu görev öğretmenlere I. Eğitim kurultayında Atatürk tarafından şöyle verilmiştir: “Gelecekteki kurtuluşumuzun saygıdeğer öncüleri! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” Köy enstitüsünde temel amaç, Cumhuriyeti, Devrimleri’ni geniş halk kitlesine yaymak; Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik sahibi bireylerini egemenliğini kullanır duruma getirmek; "kulluk"tan, "yurttaş"lığa geçişi sağlamaktır.
LAİK EĞİTİM
Her türlü inanç sistemi karşısında yansızlık anlamına gelen “laiklik”, dini insan ile Tanrı arasında özel bir mesele olarak gördüğünden vicdan özgürlüğünü koruyan ve dinsel sömürüyü önleyen bir ilkedir. “Laik eğitim, dogmalardan arınmış, bilimsel temellere dayalı, bireyi kul değil, üretken bir yurttaş yapan eğitimdir” (15). Lâiklik, kişiye ait dinsel tercihlerin kişiye özel alanda kalması gereğidir; Kişisel tercihlerin kamusal alana taşınması; ayrımcılık sonucunu doğurur. Oysa ayrımcılığın giderilmesi için kız çocuklarına girişte öncelik tanınan “Köy enstitülerinde inançlarla ilgili hiçbir baskı olmaması; ibadetin ne engellenmesi ne de teşvik edilmesi; dinsel sömürüye izin verilmemesi; öğrencilerin yaşamın gerçek sorunlarıyla başetmeyi öğrenmesi; eğitimin bilim-teknoloji-sanat izdüşümünde gerçekleşmesi laik eğitime örnektir” (10; 22).
DEVRİMCİ EĞİTİM
Atatürk'ün siyasası, "bağımsızlık içinde toplumsal devrimler yoluyla çağdaş uygarlığa ulaşmaktır”. Bunun için toplumsal kalkınma gereklidir. Kalkınmanın ilk koşulu ise, tam bağımsızlık, kendine dayalı gelişme olanağı yaratılması, öz kaynakların değerlendirilmesidir. Birey ne denli bağımsız gelişme olanaklarına sahip olursa, toplumda o denli bağımsızlaşıp, özgürleşerek gelişebilir. Eğitimde devrimcilik, köy enstitülerinde olduğu gibi bireyi ve toplumu özgürleştirmeyi hedefleyen, değişime ve gelişime açık, yineleyici değil yenileyici eğitimdir; her türlü dogma ve tabulardan uzak, bilime-teknolojiye ve insan emeğine dayalı sorun çözücü üretkenliği kazandıran eğitimdir.“Köy Enstitülerinde teori ile pratiği birleştiren, insanı ve çevreyi değiştiren, daha iyi bir yaşama düzeyine yönelten devrimci eğitim imecesi gerçekleştirilmeye çalışılıyordu” (5).
SONUÇLAR VE ÖNERİLER
Öğretmen yetiştiren bir kurum olarak köy enstitülerinin gerek yasal temellerinde, gerek ilke ve uygulamalarında Atatürkçü İlkelere uygun olduğu görülmektedir. Öğretmen Yetiştirme Sisteminin bugünkü sorunlarını çözmede geçmişteki zengin eğitim deneyimlerimizden yararlanılması yerinde olur. Yalnızca öğretmen eğitiminde değil, diğer tüm eğitim kademelerinde bireylerin Atatürkçü ilkeler doğrultusunda üretkenlik ve sorumluluk kazandıran bilgi, beceri ve tutumlarla donatılması ve toplumsal sorunların çözümünde görevlendirilmesi, köy enstitüleri felsefesinin yaşatılması anlamındadır. Başaran’ın da işaret ettiği gibi(6), “Geri kalmış yaşamın zincirlerini kırmak, halkı kendini yönetebilecek, daha çok, daha iyi üretebilecek, ürettiklerinin bölüşümünü denetleyebilecek düzeye ulaştırmanın yolu, ulus olma, insan olma ve insanca yaşama davasıdır bu!”. Çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmanın önkoşullarından biri, tüm yurttaşlara yaşamsal becerileri kazandırıcı temel eğitim hizmetinin gerçekleştirilmesidir. Aşağıdaki çözüm önerileri sunulmuştur:
Eğitim sistemi açık sisteme dönüştürülerek, toplumun gereksinme duyduğu nitelikleri bireylere kazandırabilecek düzeye getirilmelidir. Tamamlanmamış bir kalkınma projesi olarak, çağdaş uygarlığa erişilmesini amaçlayan köy enstitüleri gibi başarılı deneyimlerden yeterince yararlanılabilmelidir.
Öğretmen yetiştirme Atatürk ilkeleri doğrultusunda sürekli bir devlet politikası haline getirilmelidir. “Öğretmen yetiştiren kurumların, köy enstitüleri gibi, bölgesinin kültür merkezi olması sağlanmalıdır… bu kurumlara üstün başarısı ve rehberlik yeterliği kanıtlanan öğretim elemanları atanmalıdır”(20).
Öncelikle anahtar öge “temel eğitim öğretmen”i yetiştirme sürecinde ülke genelinde bütünlük ve tutarlılık sağlanmalıdır (18).
Atatürk, açtığı çağın tüm sorunlarına çözüm getireceği iddiasına kalkışmamış, geleceğin kuşaklarına çağdaş dünyada geleceğin özgürlük kapılarını açan bir miras bırakmıştır. Büyük Ata’nın sözleriyle bitiriyorum. “Benim gerçek mirasım akıldır,bilimdir... Hayatta her şey için, uygarlık için, yaşam için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir.Bilim ve tekniğin dışında yol gösterici aramak aymazlıktır, bilgisizliktir, doğru yoldan sapmadır”.
* * * * * * * * * * 
Kaynak: 
https://www.aydinlik.com.tr/ataturkcu-ogretmen-ve-koy-enstitusu-2-ozgurluk-meydani-aralik-2017-2
Atatürkçü öğretmen ve Köy Enstitüsü-2- - 10.12.2017