23 Nisan 2026 Perşembe

Elinde keman, tarlasında pulluk: '23 Nisan’da iktidar gökyüzünden yeryüzüne indi' / Ata Uysal Özen

Elinde keman, tarlasında pulluk: '23 Nisan’da iktidar gökyüzünden yeryüzüne indi' / Ata Uysal Özen

Prof. Dr. Mehmet Toplu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın sadece bir kutlama günü değil, Cumhuriyet’in kuruluş kodlarını oluşturan bir manifesto olduğunu belirterek, eğitimde aydınlanma projesi olan Köy Enstitüleri’nin önemine dikkat çekti.


23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Mehmet Toplu, Türkiye’nin modernleşme sürecindeki en stratejik dönüm noktalarından birinin bu tarih olduğunu vurguladı.

ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK VAROLUŞ KÖPRÜSÜDÜR’

Tarihin sadece bir meclisin açılışı olarak okunmaması gerektiğini belirten Toplu, 23 Nisan’ın toplumsal bir uyanış olduğunu ifade etti:

23 Nisan 1920 tarihi, sadece bir meclisin açılış günü değil; bir milletin 'kul' olmaktan çıkıp 'birey' ve 'vatanın asıl sahibi' olma yolundaki en radikal başkaldırısıdır. Bu tarih, geçmişin küllerinden doğan yeni bir iradenin, en saf haliyle çocuklarda vücut bulmasının hikayesidir. Bugün 23 Nisan dendiğinde zihnimizde canlanan neşeli çocuk portreleri, aslında çok daha stratejik ve sarsılmaz bir temel üzerine inşa edilmiştir. Bayramın adındaki o iki devasa sütun —Ulusal Egemenlik ve Çocuk— birbirini tamamlayan, biri olmadan diğerinin anlamını yitirdiği bir varoluş köprüsüdür.”


BU KAVGA HEPİMİZİN KAVGASIDIR’ RUHU

Kurtuluş Savaşı’nın sadece askeri bir başarı değil, meclis çatısı altında birleşmiş bir toplumsal irade olduğunu anımsatan Toplu, şu değerlendirmeyi yaptı:

Milli Mücadele'nin ilk günlerinde, Mustafa Kemal Atatürk’ün önündeki en büyük engel sadece işgal orduları değildi; aynı zamanda yılgınlığa düşmüş bir toplumun yeniden ayağa kaldırılmasıydı. Kurtuluş Savaşı’nın bir parlamento çatısı altında başlatılması, birkaç kahraman subayın başarısının çok ötesine geçme arzusunun sonucuydu. İlk Meclis; din adamından aşiret reisine, öğretmenden tüccara kadar toplumun her hücresini bünyesinde barındırıyordu. Bu çeşitlilik, 'Bu kavga hepimizin kavgasıdır' demenin en somut yoluydu.”

23 NİSAN BİR REJİM DEĞİŞİKLİĞİNDEN ÇOK DAHA FAZLASIDIR’

23 Nisan’ın rejim değişikliğinden öte, iktidar gücünün millete devri anlamına geldiğini belirten Prof. Dr. Toplu, şunları kaydetti:

23 Nisan, bir rejim değişikliğinden çok daha fazlasıdır; iktidarın kaynağının gökyüzünden yeryüzüne, bir aileden millete inmesidir. Yüzyıllar boyunca bir hanedanın dudağı arasında olan 'karar verme yetkisi', o gün itibarıyla Anadolu’nun bağrından çıkan temsilcilerin eline geçmiştir. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra iradenin bir zümreye veya sınıfa bırakılmamasının nedeni, bu büyük mücadelenin bedelini bizzat halkın ödemiş olmasıdır. Bu öyle bir kararlılıktır ki, modern Türkiye’nin inşasında artık 'kişisel hırslar' değil, 'toplumsal rıza' esas alınmıştır.”


ÇOCUK BAYRAMI BİR TERCİH DEĞİL, VİZYONDUR’

Çocuklara armağan edilen bayramın geleceğe dair stratejik bir bakış açısı taşıdığını dile getiren Toplu, şu ifadeleri kullandı:

Neden çocuk? Bayramın çocuklara armağan edilmesi, romantik bir jestin çok ötesinde, derin bir sosyolojik ve fütüristik bakış açısıdır. Atatürk ve arkadaşları biliyorlardı ki; kurulan bu yeni düzenin, laik ve modern cumhuriyetin bekası, ancak onu yeni bir zihinle kucaklayacak nesillerle mümkündür. Çocuk, geleceğin temsilcisidir. Egemenliğin bir bayram olarak çocuklara sunulması, 'Biz bu ülkeyi bir aileden aldık, tüm çocuklara (yani tüm millete) miras bıraktık' demektir. Bu bayramı anlamak, Cumhuriyet’in kuruluş kodlarını çözmek ve o mirasa her zamankinden daha güçlü sahip çıkmak demektir.”

KÖY ENSTİTÜLERİ PEDAGOJİK BİR DEVRİMDİ’

Cumhuriyet dönemindeki eğitim müfredatına ve aydınlanma sürecine de değinen Prof. Dr. Mehmet Toplu, 1940 yılında hayata geçen Köy Enstitüleri modelini, Türkiye’nin en özgün başarısı olarak tanımladı. Toplu, bu modelin "kul"dan "yurttaş" çıkarma noktasındaki başarısını şu sözlerle aktardı:

Bu karanlık döngü içinde, 1940 yılında hayata geçen Köy Enstitüleri, Türkiye’nin kendi öz kaynaklarıyla yarattığı ve 'kul'dan 'yurttaş' çıkarmayı başaran yegâne aydınlanma projesiydi. O dönemde nüfusun yüzde 80’inin köylerde yaşadığı, yüzyıllardır dışlanmış Türk köylüsünün makus talihini değiştiren bu model, pedagoji tarihinde bir devrimdi.”


İŞ İÇİNDE EĞİTİM’ FELSEFESİ

İsmail Hakkı Tonguç ve Hasan Âli Yücel’in vizyonuna dikkat çeken Prof. Dr. Toplu, enstitülerin klasik eğitim anlayışını nasıl yerle bir ettiğini vurguladı:

Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un ‘iş içinde eğitim’ prensibi üzerine inşa ettiği bu model, geleneksel ve ezber odaklı eğitim anlayışını kökten değiştirmiştir. Enstitülerde öğrenme süreci sınıfın dört duvarı arasına hapsedilmemiş; yaşamın tüm alanlarına yayılmıştır. Güne evrensel edebiyatın seçkin eserleri üzerine entelektüel tartışmalarla başlayan öğrenciler, günün geri kalanında modern tarım pratiklerini tarlada pulluklarıyla deneyimliyor, akşamları ise kemanıyla ya da mandoliniyle özgür bir birey olma yolunda ilerliyorlardı. Bu sistem; sadece öğretmen yetiştirmekle kalmıyor, aynı zamanda inşaat, demir işçiliği, tekstil ve tarım gibi alanlarda yetkin, üretken bireyler ortaya çıkarıyordu. Sonuç itibarıyla bu eğitim modeli, köylüye sadece okuryazarlık kazandırmakla yetinmiyor; ona fikri hürriyet ve emeğini verimli bir şekilde değerlendirebileceği mesleki yetkinlikler sunuyordu.”

* * * * * * * * * * * * *

Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/haber/elinde-keman-tarlasinda-pulluk-23-nisanda-iktidar-gokyuzunden-yeryuzune-indi-574551

* * * * * * * * * * * * *


Hiç yorum yok: