21 Kasım 2012 Çarşamba

SARAYKÖY ÖĞRETMENLERİ / 1960'LI YILLAR - 2 / Atila Girgin
























SARAYKÖY ÖĞRETMENLERİ / 1960'LI YILLAR - 2 / Atila Girgin
Öğretmenler; geleceğimizi aydınlatan bilgi ve sevgi güneşi güzel insanlar, sizlere olan saygımızın devamlılığının bir göstergesi olması düşüncesiyle bu değerli görsellikleri, dostlarla paylaşmak istedim.
İyi ki vardılar da bizleri yurt ve insan sevgisini, ideali ve en yüce değerin insan olduğunu, öğretimin, eğitimin, öğretmenin ne olduğunu, ne olması gerektiğini öğrettiler.
1960'lı yılların Sarayköy'ünden, anılarda iz bırakan sevgili öğretmenlerimizden bazıları ve öğrencilerinin fotoğraflarını sizlerle paylaşarak, zaman tünelinde o güzel yıllara bir tur atarak, sevgili öğretmenlerimizi saygı ve şükranla anmak isterim.
Yitirdiklerimize tanrıdan rahmet diler, halen aramızda olan sevgili büyüklerimize de sağlık, esenlik ve kaliteli ve gönüllerince bir yaşam dilerim.
O günlerin tanığı dostlardan anılar demeti:

Mehmet Yaman:
Benim dönemimde Gazi ilkokulunda öğretmenlik yapan öğretmenlerimizden hatırlayabildiklerim, Ahmet Küçük, Sadık Kocabaş, Hüseyin Girgin, Ömer Gültekin, Mustafa Meriç, Rafet Taş, Hüseyin Bardak, Nejat Deniz, Meftune Aycan, Suzan Kudal öğretmenlerimizin ve bütün öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutlar, hayat olmayan öğretmenlerimize Allahtan rahmet, sağ olanlara uzun ömürler diler, saygılarımı sunarım.

Emin Helvacılar:
Dünyanın En Değerli Varlıkları Olan Siz Öğretmenler! Bugün, Türk Öğretmeninin Şeref Günüdür. Ona Olan Saygıyı Yenileme, Onun Yüceliğini Anma Günüdür. Böyle Anlamlı Bir Günde Hepinizi Sevgiyle, Candan Kutluyoruz.

İbrahim Helvacı: İste demişsin ya Atila gaadeşim 'Anlatmaya kalksak duvarlara sığmaz' deye. Ben buree nası sığdırcen o gadaa derin mevzulara hinci? Emme madem istedin, eccik yazıveren. Ihıcık, oku gaari:
Konuyu "Cumhuriyetimizn kuruluş yıllarından bugüne eğitim ve öğretim sistemimizde nereden nereye geldik?" sorusuyla özetleyebiliriz. Bu soruya İlkokul öğretmenlerimden söz ederek yanıt vermeye çalışayım:
1955 yılında başladığım ilkokulun 1 ve 2.nci sınıflarını Sarayköy Gazi İlkokulu'nda okudum. Öğretmenim Abdullah Aslankara idi. Rahmetli öğretmenim derslerde hiç söz etmedi ama, ben onun Çanakkale Savaşlarına katıldığını üç-beş sene önce internetten öğrendim.
Böyle bir öğretmen öğrencisine ne öğretirse onu öğrendim!..
1957 yılında, 24 Mayıs İlkokulu açıldıktan sonra kaydım oraya aktarıldı. 3, 4 ve 5.nci sınıfları 24 Mayıs İlkokulu'nda Galip Haznedar'ın öğrencisi olarak okudum ve 1960 yılında oradan mezun oldum. Rahmetli öğretmenim müzik derslerinde sınıf arkadaşlarımdan Bayram Küçük'ü tahtaya kaldırır ve ondan bir türkü okumasını isterdi. Bayram da her defasında Çanakkale türküsünü okurdu:
" Çanakkale içinde vurdular beni / Ölmeden mezara koydular beni...."
Galip Bey de oturduğu öğretmen kürsüsünde başını bir eline dayayıp, sessizce ağlardı, (şimdi bunları yazarken ben de ağlıyorum).
Böyle bir öğretmen öğrencisine ne öğretirse onu öğrendim!...
Rahmetli öğretmenim o yıllarda Terazi Çeşme Meydanı'na yakın bir sokakta, bir göz evde otururdu. Fötr şapkası, jilet gibi ütülü pantolunu, takım elbisesi ve boyalı-cilalı ayakkabısı ile her zaman tertemiz ve pırl pırıl giyinir, Sarayköy'de adeta Cumhuriyet'i ve Atatürk'ü temsil ederdi. Evinden çikıp Belediye önünden Atatürk Caddesi boyunca okula giderken, dükkanlarının önünde oturan esnaf, Galip Bey'i görünce ayağa kalkar, onu selamlardı. Galip Bey de her seferinde başındaki fötr şapkasını eliyle yukarı doğru kaldırarak onların selamına karşılık verirdi.
Sınıf öğretmenlerim oldukları için sadece sevgili öğretmenlerim Abdullah Bey ve Galip Bey'in adlarını andım. Ayni yıllarda Gazi İlokukulu, 24 Mayıs İlkokulu ve Sarayköy Ortaokulu'nda Sarayköylülere hizmet vermiş olan diğer sevgili öğretmenlerimizin adlarını tek tek yazamadım. Tüm öğretmenlerimizi saygı ve sevgi ile anıyorum. Aramızdan ayrılmış olanlara rahmet, yaşamını sürdürmekte olanlara sağlıklar diliyorum.
Ve son söz: Şimdi böyle öğretmenler var mı? Yoksa, neden yok?
***********************************
Ali Haydar Çetinkol: Merhaba İbrahim ! Merhaba Atila ! İzleyebildiğim kadarıyla siz iyi bir öğretmensiniz ... Algıladığım üzre ; EQ'SU ve IQ'su üst boyutta olan kardeşlerimsiniz... İbrahim ! " şimdi böyle öğretmenler var mı ? Yoksa neden yok ? " diye soruyorsunuz ve yanıtını hepimizden daha iyi biliyorsunuz ama ; amaç ' düşünsel jimnastik yaptırmak ' !.. Evet bugün de böyle öğretmenler var !.. Sizin gibi... Atila gibi ... ve niceleri gibi... Özlenen öğretmenlerin çoğalması için gün 24 saat ... ömür boyu ' MÜCADELE ' vermek gerekir diye düşünüyorum !.. Konu çok... çok... önemli . İDEOLOJİK-SINIFSAL TEMELE dayalı bir konu EĞİTİM ... Örneğin ; hepimizin bildiği KÖY ENSTİTÜLERİ . 17.nisan.1940 'da kuruldu. Ocak.1954'te Demokrat Parti tarafından kapatıldı. Ve çok yazık oldu !.. 1946 'da HASAN ALİ YÜCEL'in yerine FAŞİST Reşat Şemsettin Sirer Milli Eğitim Bakanı oldu. CHP andığım yıllarda tek başına iktidar olmasına karşın , KÖY ENSTİTÜLERİ "KARŞIDEVRİMİN" acımasız kıyımına uğradı. CHP iktidarda kalabilmek için D E V R İ M L E R DE N ödün verdi. İmam Hatip okulları, İlahiyat Fakültesi, tekke ve türbeler açıldı !!! İlkokullara D İ N dersi koydular !.. Bu kadar ödüne karşın , 14.Mayıs.1950'de DP iktidar oldu ... Karşıdevrim günümüze kadar geldi dayandı... Bizler halen DAL uykulardayız !.. Oysa ; Anadolu aydınlanmasında ulusal eğitim kurumlarımızın başında geliyordu KÖY ENSTİTÜLERİ . Yatılıydı . Kız-erkek karma eğitime yönelikti. Bu okullarda TEMEL EĞİTİM şöyleydi : Yüzde 50 KÜLTÜR, yüzde 25 TARIM, yüzde 25 TEKNİK. Zamanla EĞİTİM ; KÜLTÜR- TARIM- TEKNİK üçgeninden EZBERCİLİĞE DÖNDÜ ... Bu okullardan mezun olanlar Anadolu'ya yanlarında 100- 150 kitapla birlikte gidiyordu !.. Zamanla gerici iktidarlar- gerici yetkililer tarafından kitaplar " SUÇ UNSURU " oldu ... S O N L A R K E N : Rahmetli HASAN ALİ YÜCEL , Temmuz 1960 'ta yayımlanan Yeditepe Dergisinin " TONGUÇ ÖZEL SAYISINDA " duygularını şöyle dile getiriyordu : " BİR GÜN KÖY ENSTİTÜLERİ' NDEN BİRİNDE BİR BAYAN ÖĞRETMENİ , YENİ GELMİŞ BİR KIZ ÇOCUĞUNU DİZİNE YATIRMIŞ BAŞINDAN B İ T İ N İ AYIKLARKEN GÖRMÜŞTÜK . Biraz sonra ( Tonguç'la ) birbirimize baktığımız zaman GÖZLERİMİZDEN AKAN YAŞLARI BULMUŞTUK. SEVGİSİZ AKMAYACAK BU SICAK YAŞLARIN SAHİBİNE - KIZIL SUÇ - atanların gözleri karalara batsın " . Özlediğimiz, düşlediğimiz ÖĞRETMENLERİN çoğalması dileğiyle ; Sevgiler... Saygılar... sunar... Sol göğsünüzün altındaki cevahirin sonsuza dek sönmemesi temennisiyle ; gözlerinizden öperim...
***********************************
İbrahim Helvacı: Sevgili kardeşim, has akrabam Ali merhaba.
İiltifatların için çok teşekkürler.Yukarıda sorduğum " Şimdi böyle öğretmenler var mı ? Yoksa neden yok ? " sorusunun yanıtı hakkında elbette kişisel düşüncelerim var. Ama (tam da senin söylediğin gibi) bu sorduğum soruyu, (tesadüfen bile olsa) okuyan birileri olursa, dursun bir düşünsün istedim. Mücadele insanı Ali Haydar bunu noktayı hiç kaçırır mı?... :)
Türkiye'deki eğitim sürecinin nereden nereye geldiği konusunda, sadece kişisel eğitim sürecimizde yaşadıklarımızdan yola çıkarak saatlerce konuşup, sayfalarca yazabiliriz. Yıllar içinde kitap, dergi, gazete gibi kaynaklardan okuyup öğrendiğimiz ve büyüklerimizden dinlediklerimizi de hesaba katarsak günlerce konuşur, ciltlerce kitap yazabiliriz.
Senin de sözünü ettiğin Köy Enstitüleri destanını kısa süredi boğdular; neden boğdukları bugün içinde bulunduğumuz durumdan belli değil mi? Bu aydınlanma ocağını boğanların başında Reşat Şemsettin Sirer'in adını yazmışsın; onun yanında Şemsettin Günaltay'ı da unutmamak gerekir...
Bu uzun ve derin konuyu, (gene kendi açımdan) güncel bir tespitle şöyle bağlamak isterim:
Hemşehrimiz, kardeşimiz, Öğretmen ve Yazar Hasan Kallimci, "DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜ DOSTLAR, MERHABA" grubunun duvarına 16 Kasım'da bir haber koydu. Haberi buraya aynen alıntılıyorum:
"BEYLERBEYİ'NİN İLK IŞIKLARI
Dokuz Eylül Üniversitesi Doktora Öğrencisi Gülizar Beril AKSOY, Geçmişten Günümüze Denizli dergisinin Ocak-Nisan 2011 tarihli 27. Sayısında, “Beylerbeyi’nin İlk Işıkları” başlığı altında bir yazı yayımlamıştır. Aksoy’un bu yazısında; Beylerbeyi doğumlu Öğretmen Hasan YAŞAR’ın 1949 yılında Beylerbeyi Köyünde öğretmenliğe başladığı; köye 1961 yılında elektrik bağlatması; içme suyu bağlatma çalışmalarında sonuca ulaşamaması; okul bahçesini duvarla çevirttirerek diktiği zeytin ağaçlarıyla köyde zeytinciliği başlattığı; okul bahçesine şeftali ve kayısı fidanları dikerek köylüyü meyveciliğe özendirmesi; kavak gül, zambaklar dikerek okul bahçesinin bir park görüntüsü almasını sağlaması; okul binasının bakımında bir imşaat işçisi gibi çalışmasını, okul bahçesine Atatürk büstü diktirmesi, okula çocuklarını göndermeyen kendi akraba ve arkadaşlarını bile mahkemeye vererek hapis yatmalarına sebep olması; 1964 yılında köyden ayrılıncaya kadar içlerinde öğretmen, doktor, mühendis bulunan 101 kız, 88 erkek toplam 189 öğrenci mezun ettiği anlatıyor. Dört sayfalık bu yazıda konu ile ilgili olarak altı tane de fotoğrafa yer verilmiştir.".
Bu yazıyı okur okumaz, yazıda adı geçen ve doğduğu köyde 1949 yılında öğretmenliğe başlayan HASAN YAŞAR'ın kim olduğunu çok merak ettim. Kesinlikle Köy Enstitüsü mezunu olduğunu düşündüm. Çünkü Köy Enstitüleri,cumhuriyetin ve medeniyetin ışığını Anadolu'ya taşımak için kurulmuştu ve köyüden alıp öğretmen olarak yetiştirdiği bozkır çocuklarını, (genellikle) kendi köylerine öğretmen olarak gönderiyordu.
Haberde adı geçen "Geçmişten Günümüze Denizli" dergisini ve haberin ayrıntıllarını internette aradım, buldum: (http://dergi.csavakfi.org.tr/Default.aspx)
Ve olayın tam düşündüğüm gibi olduğunu gördüm: Beylerbeyi köyünün kavruk çocuğu, 1932 doğumlu HASAN YAŞAR, 1944 yılında ISPARTA GÖNEN KÖY ENSTİTÜSÜ'ne gitmiş ve 1949 yılında,17 yaşında iken kendi köyüne öğretmen olarak dönmüştü. HASAN ÖĞRETMEN'in kendi köyüne getirdiği medeniyeti ve aydınlığı merak edenler o yazıyı internetten indirip okumalılar..
Bu yazı ile tanıdığım hemşehrimiz, HASAN YAŞAR öğretmenimiz halen hayatta mı bilmiyorum; hayatta ise sağlıklar diliyor, ellerinden öpüyorum. Aramızdan ayrılmışsa ruhun şad, mekanı cennet olsun!
Ve sevgili kardeşim Ali;
Yanıtını bilmeme rağmen (herkes de bu konuda 'fikir cimnastiği yapsın' diye) ayni soruyubir daha soruyorum:
"Şimdi böyle öğretmenler var mı? Yoksa, neden yok?"...
En içten selam ve sevgilerimle...
dergi.csavakfi.org.tr
***********************************
Atila Girgin: Sevgili İbrahim ve Ali ağabeylerim, geniş ufuklu ve sorunun özünü ortaya koyan değerli açıklamalarınıza yürekten katılıyorum. Hani şöyle bi kıyısından dokunuverelim dedikte nerelere geldik değilmi? Duvarlara sığcek gibi değil işin özüne doğru ilerlemek. Ben bu konuyu en genel bir tanımla " SİSTEM, siStEm, SİSTEM" OLARAK yanıtlasak herhalde daha özlü olacak diye düşünüyorum. Eğitimimizi piyasanın vahşi koşullarına teslim eden, ve hatta tercihini bilerek ve isteyerek bu yönde kullanan sistem başlıca suçludur. Evet sevgiyle anacağımız çok değerli öğretmenlerimiz herdaim var ve varolmayada devam edecek, ancak belirleyici olan onların bireysel duruşları değil, payasanın acımasız koşullarıdır. Eğitimimizin diplere vurmasının temel nedenini böyle görüyorum. Dost selamlarımla. Esenlikler dileklerim.
***********************************
Aynur Çömez Yakupoğlu: Evet böyle öğretmenler hala var.Öğretmenler tarihin her döneminde örgütlü mücadele etmiş ve hep ağır bedeller ödemişlerdir.12 EYLÜL FAŞİZMİNDEN sonra ilk memur örgütlenmesinide EĞİTİM İŞ SENDİKASINI kurarak öğretmenler başlatmıştır.Bizler bu sendikayı kurup illerde şubelerin açılışlarını yapmaya başladığımızda MEMUR SENDİKASI yasası yoktu.Örgütlü mücadelemiz sonucunda şimdi memurların sendikası var.Fakat içim yanarak söylüyorum şu anda gerici sendikalar yetki sahibi oldu.Güümüzde öğretmen MİNA URGAN ın BİR DİNAZOR UN ANILARI kitabını öğrencilerine önerdiği için soruşturma geçriyorsa zaten olmayan mücadele azmini iyice yok edip susuyor.İnsanı dik tutan unsurlardan biriside ekonomik özgürlüğüdür.Kalıcı işinin olmasıdır.Ne yazıkki bu iktidar Öğretmenleri kadrolu almayıp ücretli ders saati hesabıyla çalıştırmakta.Eeeee bu şekilde derse giren öğretmen iş güvencesi olmadan nasıl dik duracak.Sınıfta yaptırımı nekadar olacak.Sonuç ortada ülkede eğitim sistemi çöktü.Sağlık sistemi çöktü.Tüm bunlara rağmen ben hala umudumu yitirmedim.Bu ülkenin yurtseverleri,devrimcileri var.Yılmadan mücadele edeceğiz.BAşaracağız.Çocuklarıma yaşanabilir bir ülke bırakmak görevim bunda kararlıyım.Bu ülkede biz göremesekte çocuklarımız devrimi görecekler....
***********************************
Mehmet Yaman: İnşallah olacaktır...
***********************************
İbrahim Helvacı: Bir Cumhuriyet öğretmeni olan rahmetli Hüseyin Girgin hocamızın oğlu ve benim de sevgili kardeşim Atila Girgin'in yarattığı bu 'beyin fırtınası' ortamı için kendisine ve bu ortama katkıda bulunan Sarayköylü değerli kardeşlerime, hemşehrilerime çok teşekkür ederim.
Aynur Hanım'ın da söylediği gibi "... Sonuç ortada ülkede eğitim sistemi çöktü...".
Tului Özeren, Ahmet Nuri Selçuk, Abdullah Aslankara, Galip Haznedar, Ahmet Küçük, Hüseyin Girgin, Mehmet Solmaz, Nezihe Soılmaz, Macide Tuzcu, Hatice Gürsoy, Hilmiye Özbek, Meftune Şanver, Ömer Temiz, Rafet Taş, Ahmet Türcan, ........... ve daha binlerce Cumhuriyet kuşağı öğretmenler gibi öğretmenlerin bugün çökmüş olan bir eğitim sistemi içinde var olmaları ve bu uğurda verdikleri mücadele her türlü övgünün üstündedir.
Bu anlamda, Aynur Öğretmenimizin taşıdığı umut ve mücadele azmi ile kararlılığın tüm topluma yayılmasını dilerim. Belki yaşımdan (64) ve bu yaşa kadar yaşayıp gördüklerimdendir ama, ne yazık ki, ben bu konuda pek de büyük umut taşımıyorum; inşaallah ben yanılırım...
Aynur Öğretmen'in "ÖğretmenlerTARİHİN HER DÖNEMİNDE mücadele etmiş ve HEP AĞIR BEDEL ÖDEMİŞLERDİR" sözünün, hatalı, duygusal bir değerlendirme ve HAKSIZ bir tepki olduğunu düşünüyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kurulduğu 1920 yılı ile 1946 yılında Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer dönemine kadar geçen zaman diliminde "öğretmenlere ağır bedel ödettirdiler" demek doğru mudur?
Bu dönem içinde Milli Eğitim Bakanlığı yapan yalnızca iki isim vereceğim. Bu değerli büyüklerimizin Cummhuriyetimizin kuruluş ve sonraki yıllarında eğitim sistemimiz için yaptıklarını incelemenizi öneririm:
!) 1925-1929 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı yapan (bakan olduğu tarihte 31 yaşında),1929 yılında 35 yaşında iken yaşama veda eden MUSTAFA NECATİ BEY (Uğural). (Aşağıdaki adresi tıklayınız):
http://tr.wikipedia.org/wiki/Mustafa_Necati_U%C4%9Fural
2) 1938-1946 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı yapan (bakan olduğu tarihte 41 yaşında), İSMAİL HAKKI TONGUÇ başkanlığında oluşturduğu eğitimci kadrosu ile Köy Enstitülerini yaşama geçiren HASAN ALİ YÜCEL. (Aşağıdaki adresi tıklayınız):
http://tr.wikipedia.org/wiki/Hasan_%C3%82li_Y%C3%BCcel
3) Ve 1920-1946 döneminin diğer Milli Eğitim Bakanları:
http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye_Cumhuriyeti_Mill%C3%AE_E%C4%9Fitim_Bakanlar%C4%B1_listesi
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ün önderliğinde;
- Cumhuriyet'in kuruluşundan bugüne kadar ne kaldıysa, onları kanla ve tırnaklarıyla Anadolu toprağına eken ve sulayan,
- Cumhıuriyet'in ancak öğretmenler sayesinde büyüyüp yeşereğini bilerek, yokluk-yoksulluk içindeki bir ülkede çağdaş bir eğitim sistemi kuran,
- Yetiştirdiği öğretmenlere, özellikle kadın öğretmenlere en büyük değeri veren,
bu fedakar insanlar mi öğretmenlere AĞIR BEDEL ÖDETMİŞLER? Bunu söylemek (bence) haksızlıktan da öte bir şey...
- Gerçek anlamda yüreği Türkiye Cumhuriyeti sevgisiyle atan,
- Cumhuriyetimiz için gecesini gündüzüne katarak kuşaklar boyunca insan yetiştiren,
- Bu görevlerini yaparken, özellikle 1946'dan sonraki tüm siyasi dönemlerde büyük baskılarla karşılaşan,
- Bu baskılara rağmen her türlü sıkıntıya göğüs gererek görevini ve mücadelesini sürdüren,
yaşayan ve yaşamdan ayrılmış olan tüm Cumhuriyet öğretmenlerini en derin saygılarımla selamlar, ellerinden öperim.
tr.wikipedia.org
Atatürk’ün yakın düşünce ve mesai arkadaşlarından, Kuvay-ı Milliye hareketinde y...Devamını Gör
***********************************
Atila Girgin: Kendileğinden gelişen ve böyle önemli bir konuda görüşlerini paylaşan tüm dostların paylaşımlarını yürekten kutlamak gerekir. Türk devrim tarihinin belirli evrelerindeki eğitim ve öğretim uğraşlarını ne de güzel dillendirdi sevgili İbrahim ağabeyimiz. Klavye tutan ellerine , araştırmacı kimliğine ve paylaşım uğraşındaki çabalarına sonsuz teşekkürler. Sevgili Aynur öğretmenimizin paylaşımlarıda oldukça önemli ve kayda değer diye düşünüyorum. Bu konunun açılımına ortam sağlıyan Sevgili Ali ağabeyimizin paylaşımları da böyle bir paylaşım ortamına katkı ve tartışmadan öte görüş açıklama fırsatına ortam sağaması nedeniyle sonsuz teşekkürler.Katkıları ve paylaşımları ile tüm dostlar, tüm güzel insanlar iyi ki varsınız. Yaşam sizlerle güzel. Paylaşım ve katkıların devamı dileğiyle. Dostluk ve esenlik dileklerimle.
***********************************
İbrahim Helvacı: 
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ün Milli Eğitim Bakanı MUSTAFA NECATİ BEY'in bir sözü:
"Okuttuğundan çok okumayan bir öğretmen çabuk yıpranır, ihtiyarlar ve bezginlik getirir... Araştırma, irdelemeye düşkün, ak saçlı bir öğretmen sürgit genç ve dinçtir".
***********************************
İbrahim Helvacı: 1925-1929 yılları arasında Milli Eğitim Bakanı olarak görev yapan MUSTAFA NECATİ BEY'in Bakanlığı sırasında gerçekleştirdikleri işlerin bazıları şunlardır:
"- Maarif Teşkilatı’na dair kanunu çıkardı, eğitim işlerini valilerin kontrolünden çıkararak bakanlığın kontrolüne aldı. Kanun’da yer alan “MAARİF HİZMETİNDE ASIL OLAN ÖĞRETMENLİKTİR” hükmü ile öğretmenlik mesleğini itibarlı hale getirdi; öğretmenlerin özlük haklarına ilişkin düzenlemeler yaptı.
- 10 bölge merkezinde birer öğretmen okulu inşaatı başlattı. Bunlardan ilki, bugünkü Gazi Eğitim Fakültesi Binası’nda hizmete giren Gazi Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü, ikincisi İzmir Erkek Öğretmen Okulu, üçüncüsü bugün Balıkesir Necatibey Eğitim Fakültesi olarak binasında hizmet veren Balıkesir Necatibey Muallim Mektebi’dir.
- Uzman öğretmen yetiştirmek üzere Avrupa’ya öğrenci gönderilmesini sağladı.
- Yeni bir ilkokul programı hazırlandı ve “toplu öğretim” Avrupa ile aynı anda Türkiye’de uygulanmaya başlandı.
- Ortaöğretim parasızlaştırıldı; okul kitapları bakanlıkça bastırıldı.
- Yabancı okullar denetim altına alındı.
- Köylere öğretmen yetiştirmek için Köy öğretmen okulları modeli planlandı. Denizli ve Kayseri’de köy muallim mektebi açıldı.
- Harf İnkılabı gerçekleştirildi. Yeni harfleri öğretmek için Millet Mektepleri kuruldu, okuma-yazma seferberliği başlatıldı."
Yukarıdaki bilgileri Vikipedi 'den aldım.
Yıllarca süren savaşlardan sonra yıkılan bir imparatorluktan arta kalan enkaz üzerinde, harap ve bitap düşmüş, yoksulluk içindeki bir halkla yeniden kurulan bir ülkenin, TÜRKİYE CUMHURİYET'in 31 yaşındaki Milli Eğitim Bakanı'nın yaptıklarına bakar mısınız?
Bir de bugüne bakar mısınız?
Ağlıyorum.....
***********************************
Atila Girgin: HARİKA PAYLAŞIMLAR. BİLMEDİĞİMİZ YADA KOPUK KOPUK BİLDİĞİMİZ NİCE BİLGİYİ BİR ARADA GÖRMENİN HEYECANINI YAŞADIM. SAĞOLASIN SEVGİLİ AĞABEY.""Okuttuğundan çok okumayan bir öğretmen çabuk yıpranır, ihtiyarlar ve bezginlik getirir... Araştırma, irdelemeye düşkün, ak saçlı bir öğretmen sürgit genç ve dinçtir" BU NE GÜZEL BİR GÖRÜŞ, BU NE GÜZEL BİR ÖNGÖRÜDÜR BÖYLE.
***********************************
Mehmet Çevik: İBRAHİM BEY, TŞK.EDERİM. BİLGİLERİNİZDEN BEN DE YARALANDIM. EVET BU İŞLER BUGÜN BENİ DE AĞLATIYOR.....

SARAYKÖY ÖĞRETMENLERİ / 1960'LI YILLAR-1 / Atila Girgin






























SARAYKÖY ÖĞRETMENLERİ / 1960'LI YILLAR-1
Öğretmenler; geleceğimizi aydınlatan bilgi ve sevgi güneşi güzel insanlar, sizlere olan saygımızın devamlılığının bir göstergesi olması düşüncesiyle bu değerli görsellikleri, dostlarla paylaşmak istedim.
İyi ki vardılar da bizleri yurt ve insan sevgisini, ideali ve en yüce değerin insan olduğunu, öğretimin, eğitimin, öğretmenin ne olduğunu, ne olması gerektiğini öğrettiler.
1960'lı yılların Sarayköy'ünden, anılarda iz bırakan sevgili öğretmenlerimizden bazıları ve öğrencilerinin fotoğraflarını sizlerle paylaşarak, zaman tünelinde o güzel yıllara bir tur atarak, sevgili öğretmenlerimizi saygı ve şükranla anmak isterim.
Yitirdiklerimize tanrıdan rahmet diler, halen aramızda olan sevgili büyüklerimize de sağlık, esenlik ve kaliteli ve gönüllerince bir yaşam dilerim.
O günlerin tanığı dostlardan anılar demeti:
Mehmet Yaman:
Benim dönemimde Gazi ilkokulunda öğretmenlik yapan öğretmenlerimizden hatırlayabildiklerim, Ahmet Küçük, Sadık Kocabaş, Hüseyin Girgin, Ömer Gültekin, Mustafa Meriç, Rafet Taş, Hüseyin Bardak, Nejat Deniz, Meftune Aycan, Suzan Kudal öğretmenlerimizin ve bütün öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutlar, hayat olmayan öğretmenlerimize Allahtan rahmet, sağ olanlara uzun ömürler diler, saygılarımı sunarım.
Emin Helvacılar:
Dünyanın En Değerli Varlıkları Olan Siz Öğretmenler! Bugün, Türk Öğretmeninin Şeref Günüdür. Ona Olan Saygıyı Yenileme, Onun Yüceliğini Anma Günüdür. Böyle Anlamlı Bir Günde Hepinizi Sevgiyle, Candan Kutluyoruz.
İbrahim Helvacı: İste demişsin ya Atila gaadeşim 'Anlatmaya kalksak duvarlara sığmaz' deye. Ben buree nası sığdırcen o gadaa derin mevzulara hinci? Emme madem istedin, eccik yazıveren. Ihıcık, oku gaari:
Konuyu "Cumhuriyetimizn kuruluş yıllarından bugüne eğitim ve öğretim sistemimizde nereden nereye geldik?" sorusuyla özetleyebiliriz. Bu soruya İlkokul öğretmenlerimden söz ederek yanıt vermeye çalışayım:
1955 yılında başladığım ilkokulun 1 ve 2.nci sınıflarını Sarayköy Gazi İlkokulu'nda okudum. Öğretmenim Abdullah Aslankara idi. Rahmetli öğretmenim derslerde hiç söz etmedi ama, ben onun Çanakkale Savaşlarına katıldığını üç-beş sene önce internetten öğrendim.
Böyle bir öğretmen öğrencisine ne öğretirse onu öğrendim!..
1957 yılında, 24 Mayıs İlkokulu açıldıktan sonra kaydım oraya aktarıldı. 3, 4 ve 5.nci sınıfları 24 Mayıs İlkokulu'nda Galip Haznedar'ın öğrencisi olarak okudum ve 1960 yılında oradan mezun oldum. Rahmetli öğretmenim müzik derslerinde sınıf arkadaşlarımdan Bayram Küçük'ü tahtaya kaldırır ve ondan bir türkü okumasını isterdi. Bayram da her defasında Çanakkale türküsünü okurdu:
" Çanakkale içinde vurdular beni / Ölmeden mezara koydular beni...."
Galip Bey de oturduğu öğretmen kürsüsünde başını bir eline dayayıp, sessizce ağlardı, (şimdi bunları yazarken ben de ağlıyorum).
Böyle bir öğretmen öğrencisine ne öğretirse onu öğrendim!...
Rahmetli öğretmenim o yıllarda Terazi Çeşme Meydanı'na yakın bir sokakta, bir göz evde otururdu. Fötr şapkası, jilet gibi ütülü pantolunu, takım elbisesi ve boyalı-cilalı ayakkabısı ile her zaman tertemiz ve pırl pırıl giyinir, Sarayköy'de adeta Cumhuriyet'i ve Atatürk'ü temsil ederdi. Evinden çikıp Belediye önünden Atatürk Caddesi boyunca okula giderken, dükkanlarının önünde oturan esnaf, Galip Bey'i görünce ayağa kalkar, onu selamlardı. Galip Bey de her seferinde başındaki fötr şapkasını eliyle yukarı doğru kaldırarak onların selamına karşılık verirdi.
Sınıf öğretmenlerim oldukları için sadece sevgili öğretmenlerim Abdullah Bey ve Galip Bey'in adlarını andım. Ayni yıllarda Gazi İlokukulu, 24 Mayıs İlkokulu ve Sarayköy Ortaokulu'nda Sarayköylülere hizmet vermiş olan diğer sevgili öğretmenlerimizin adlarını tek tek yazamadım. Tüm öğretmenlerimizi saygı ve sevgi ile anıyorum. Aramızdan ayrılmış olanlara rahmet, yaşamını sürdürmekte olanlara sağlıklar diliyorum.
Ve son söz: Şimdi böyle öğretmenler var mı? Yoksa, neden yok?
***********************************
Ali Haydar Çetinkol: Merhaba İbrahim ! Merhaba Atila ! İzleyebildiğim kadarıyla siz iyi bir öğretmensiniz ... Algıladığım üzre ; EQ'SU ve IQ'su üst boyutta olan kardeşlerimsiniz... İbrahim ! " şimdi böyle öğretmenler var mı ? Yoksa neden yok ? " diye soruyorsunuz ve yanıtını hepimizden daha iyi biliyorsunuz ama ; amaç ' düşünsel jimnastik yaptırmak ' !.. Evet bugün de böyle öğretmenler var !.. Sizin gibi... Atila gibi ... ve niceleri gibi... Özlenen öğretmenlerin çoğalması için gün 24 saat ... ömür boyu ' MÜCADELE ' vermek gerekir diye düşünüyorum !.. Konu çok... çok... önemli . İDEOLOJİK-SINIFSAL TEMELE dayalı bir konu EĞİTİM ... Örneğin ; hepimizin bildiği KÖY ENSTİTÜLERİ . 17.nisan.1940 'da kuruldu. Ocak.1954'te Demokrat Parti tarafından kapatıldı. Ve çok yazık oldu !.. 1946 'da HASAN ALİ YÜCEL'in yerine FAŞİST Reşat Şemsettin Sirer Milli Eğitim Bakanı oldu. CHP andığım yıllarda tek başına iktidar olmasına karşın , KÖY ENSTİTÜLERİ "KARŞIDEVRİMİN" acımasız kıyımına uğradı. CHP iktidarda kalabilmek için D E V R İ M L E R DE N ödün verdi. İmam Hatip okulları, İlahiyat Fakültesi, tekke ve türbeler açıldı !!! İlkokullara D İ N dersi koydular !.. Bu kadar ödüne karşın , 14.Mayıs.1950'de DP iktidar oldu ... Karşıdevrim günümüze kadar geldi dayandı... Bizler halen DAL uykulardayız !.. Oysa ; Anadolu aydınlanmasında ulusal eğitim kurumlarımızın başında geliyordu KÖY ENSTİTÜLERİ . Yatılıydı . Kız-erkek karma eğitime yönelikti. Bu okullarda TEMEL EĞİTİM şöyleydi : Yüzde 50 KÜLTÜR, yüzde 25 TARIM, yüzde 25 TEKNİK. Zamanla EĞİTİM ; KÜLTÜR- TARIM- TEKNİK üçgeninden EZBERCİLİĞE DÖNDÜ ... Bu okullardan mezun olanlar Anadolu'ya yanlarında 100- 150 kitapla birlikte gidiyordu !.. Zamanla gerici iktidarlar- gerici yetkililer tarafından kitaplar " SUÇ UNSURU " oldu ... S O N L A R K E N : Rahmetli HASAN ALİ YÜCEL , Temmuz 1960 'ta yayımlanan Yeditepe Dergisinin " TONGUÇ ÖZEL SAYISINDA " duygularını şöyle dile getiriyordu : " BİR GÜN KÖY ENSTİTÜLERİ' NDEN BİRİNDE BİR BAYAN ÖĞRETMENİ , YENİ GELMİŞ BİR KIZ ÇOCUĞUNU DİZİNE YATIRMIŞ BAŞINDAN B İ T İ N İ AYIKLARKEN GÖRMÜŞTÜK . Biraz sonra ( Tonguç'la ) birbirimize baktığımız zaman GÖZLERİMİZDEN AKAN YAŞLARI BULMUŞTUK. SEVGİSİZ AKMAYACAK BU SICAK YAŞLARIN SAHİBİNE - KIZIL SUÇ - atanların gözleri karalara batsın " . Özlediğimiz, düşlediğimiz ÖĞRETMENLERİN çoğalması dileğiyle ; Sevgiler... Saygılar... sunar... Sol göğsünüzün altındaki cevahirin sonsuza dek sönmemesi temennisiyle ; gözlerinizden öperim...
***********************************
İbrahim Helvacı: Sevgili kardeşim, has akrabam Ali merhaba.
İiltifatların için çok teşekkürler.Yukarıda sorduğum " Şimdi böyle öğretmenler var mı ? Yoksa neden yok ? " sorusunun yanıtı hakkında elbette kişisel düşüncelerim var. Ama (tam da senin söylediğin gibi) bu sorduğum soruyu, (tesadüfen bile olsa) okuyan birileri olursa, dursun bir düşünsün istedim. Mücadele insanı Ali Haydar bunu noktayı hiç kaçırır mı?... :)
Türkiye'deki eğitim sürecinin nereden nereye geldiği konusunda, sadece kişisel eğitim sürecimizde yaşadıklarımızdan yola çıkarak saatlerce konuşup, sayfalarca yazabiliriz. Yıllar içinde kitap, dergi, gazete gibi kaynaklardan okuyup öğrendiğimiz ve büyüklerimizden dinlediklerimizi de hesaba katarsak günlerce konuşur, ciltlerce kitap yazabiliriz.
Senin de sözünü ettiğin Köy Enstitüleri destanını kısa süredi boğdular; neden boğdukları bugün içinde bulunduğumuz durumdan belli değil mi? Bu aydınlanma ocağını boğanların başında Reşat Şemsettin Sirer'in adını yazmışsın; onun yanında Şemsettin Günaltay'ı da unutmamak gerekir...
Bu uzun ve derin konuyu, (gene kendi açımdan) güncel bir tespitle şöyle bağlamak isterim:
Hemşehrimiz, kardeşimiz, Öğretmen ve Yazar Hasan Kallimci, "DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜ DOSTLAR, MERHABA" grubunun duvarına 16 Kasım'da bir haber koydu. Haberi buraya aynen alıntılıyorum:
"BEYLERBEYİ'NİN İLK IŞIKLARI
Dokuz Eylül Üniversitesi Doktora Öğrencisi Gülizar Beril AKSOY, Geçmişten Günümüze Denizli dergisinin Ocak-Nisan 2011 tarihli 27. Sayısında, “Beylerbeyi’nin İlk Işıkları” başlığı altında bir yazı yayımlamıştır. Aksoy’un bu yazısında; Beylerbeyi doğumlu Öğretmen Hasan YAŞAR’ın 1949 yılında Beylerbeyi Köyünde öğretmenliğe başladığı; köye 1961 yılında elektrik bağlatması; içme suyu bağlatma çalışmalarında sonuca ulaşamaması; okul bahçesini duvarla çevirttirerek diktiği zeytin ağaçlarıyla köyde zeytinciliği başlattığı; okul bahçesine şeftali ve kayısı fidanları dikerek köylüyü meyveciliğe özendirmesi; kavak gül, zambaklar dikerek okul bahçesinin bir park görüntüsü almasını sağlaması; okul binasının bakımında bir imşaat işçisi gibi çalışmasını, okul bahçesine Atatürk büstü diktirmesi, okula çocuklarını göndermeyen kendi akraba ve arkadaşlarını bile mahkemeye vererek hapis yatmalarına sebep olması; 1964 yılında köyden ayrılıncaya kadar içlerinde öğretmen, doktor, mühendis bulunan 101 kız, 88 erkek toplam 189 öğrenci mezun ettiği anlatıyor. Dört sayfalık bu yazıda konu ile ilgili olarak altı tane de fotoğrafa yer verilmiştir.".
Bu yazıyı okur okumaz, yazıda adı geçen ve doğduğu köyde 1949 yılında öğretmenliğe başlayan HASAN YAŞAR'ın kim olduğunu çok merak ettim. Kesinlikle Köy Enstitüsü mezunu olduğunu düşündüm. Çünkü Köy Enstitüleri,cumhuriyetin ve medeniyetin ışığını Anadolu'ya taşımak için kurulmuştu ve köyüden alıp öğretmen olarak yetiştirdiği bozkır çocuklarını, (genellikle) kendi köylerine öğretmen olarak gönderiyordu.
Haberde adı geçen "Geçmişten Günümüze Denizli" dergisini ve haberin ayrıntıllarını internette aradım, buldum: (http://dergi.csavakfi.org.tr/Default.aspx)
Ve olayın tam düşündüğüm gibi olduğunu gördüm: Beylerbeyi köyünün kavruk çocuğu, 1932 doğumlu HASAN YAŞAR, 1944 yılında ISPARTA GÖNEN KÖY ENSTİTÜSÜ'ne gitmiş ve 1949 yılında,17 yaşında iken kendi köyüne öğretmen olarak dönmüştü. HASAN ÖĞRETMEN'in kendi köyüne getirdiği medeniyeti ve aydınlığı merak edenler o yazıyı internetten indirip okumalılar..
Bu yazı ile tanıdığım hemşehrimiz, HASAN YAŞAR öğretmenimiz halen hayatta mı bilmiyorum; hayatta ise sağlıklar diliyor, ellerinden öpüyorum. Aramızdan ayrılmışsa ruhun şad, mekanı cennet olsun!
Ve sevgili kardeşim Ali;
Yanıtını bilmeme rağmen (herkes de bu konuda 'fikir cimnastiği yapsın' diye) ayni soruyubir daha soruyorum:
"Şimdi böyle öğretmenler var mı? Yoksa, neden yok?"...
En içten selam ve sevgilerimle...
dergi.csavakfi.org.tr
***********************************
Atila Girgin: Sevgili İbrahim ve Ali ağabeylerim, geniş ufuklu ve sorunun özünü ortaya koyan değerli açıklamalarınıza yürekten katılıyorum. Hani şöyle bi kıyısından dokunuverelim dedikte nerelere geldik değilmi? Duvarlara sığcek gibi değil işin özüne doğru ilerlemek. Ben bu konuyu en genel bir tanımla " SİSTEM, siStEm, SİSTEM" OLARAK yanıtlasak herhalde daha özlü olacak diye düşünüyorum. Eğitimimizi piyasanın vahşi koşullarına teslim eden, ve hatta tercihini bilerek ve isteyerek bu yönde kullanan sistem başlıca suçludur. Evet sevgiyle anacağımız çok değerli öğretmenlerimiz herdaim var ve varolmayada devam edecek, ancak belirleyici olan onların bireysel duruşları değil, payasanın acımasız koşullarıdır. Eğitimimizin diplere vurmasının temel nedenini böyle görüyorum. Dost selamlarımla. Esenlikler dileklerim.
***********************************
Aynur Çömez Yakupoğlu: Evet böyle öğretmenler hala var.Öğretmenler tarihin her döneminde örgütlü mücadele etmiş ve hep ağır bedeller ödemişlerdir.12 EYLÜL FAŞİZMİNDEN sonra ilk memur örgütlenmesinide EĞİTİM İŞ SENDİKASINI kurarak öğretmenler başlatmıştır.Bizler bu sendikayı kurup illerde şubelerin açılışlarını yapmaya başladığımızda MEMUR SENDİKASI yasası yoktu.Örgütlü mücadelemiz sonucunda şimdi memurların sendikası var.Fakat içim yanarak söylüyorum şu anda gerici sendikalar yetki sahibi oldu.Güümüzde öğretmen MİNA URGAN ın BİR DİNAZOR UN ANILARI kitabını öğrencilerine önerdiği için soruşturma geçriyorsa zaten olmayan mücadele azmini iyice yok edip susuyor.İnsanı dik tutan unsurlardan biriside ekonomik özgürlüğüdür.Kalıcı işinin olmasıdır.Ne yazıkki bu iktidar Öğretmenleri kadrolu almayıp ücretli ders saati hesabıyla çalıştırmakta.Eeeee bu şekilde derse giren öğretmen iş güvencesi olmadan nasıl dik duracak.Sınıfta yaptırımı nekadar olacak.Sonuç ortada ülkede eğitim sistemi çöktü.Sağlık sistemi çöktü.Tüm bunlara rağmen ben hala umudumu yitirmedim.Bu ülkenin yurtseverleri,devrimcileri var.Yılmadan mücadele edeceğiz.BAşaracağız.Çocuklarıma yaşanabilir bir ülke bırakmak görevim bunda kararlıyım.Bu ülkede biz göremesekte çocuklarımız devrimi görecekler........................
***********************************
Mehmet Yaman: İnşallah olacaktır...
***********************************
İbrahim Helvacı: Bir Cumhuriyet öğretmeni olan rahmetli Hüseyin Girgin hocamızın oğlu ve benim de sevgili kardeşim Atila Girgin'in yarattığı bu 'beyin fırtınası' ortamı için kendisine ve bu ortama katkıda bulunan Sarayköylü değerli kardeşlerime, hemşehrilerime çok teşekkür ederim.
Aynur Hanım'ın da söylediği gibi "... Sonuç ortada ülkede eğitim sistemi çöktü...".
Tului Özeren, Ahmet Nuri Selçuk, Abdullah Aslankara, Galip Haznedar, Ahmet Küçük, Hüseyin Girgin, Mehmet Solmaz, Nezihe Soılmaz, Macide Tuzcu, Hatice Gürsoy, Hilmiye Özbek, Meftune Şanver, Ömer Temiz, Rafet Taş, Ahmet Türcan, ........... ve daha binlerce Cumhuriyet kuşağı öğretmenler gibi öğretmenlerin bugün çökmüş olan bir eğitim sistemi içinde var olmaları ve bu uğurda verdikleri mücadele her türlü övgünün üstündedir.
Bu anlamda, Aynur Öğretmenimizin taşıdığı umut ve mücadele azmi ile kararlılığın tüm topluma yayılmasını dilerim. Belki yaşımdan (64) ve bu yaşa kadar yaşayıp gördüklerimdendir ama, ne yazık ki, ben bu konuda pek de büyük umut taşımıyorum; inşaallah ben yanılırım...
Aynur Öğretmen'in "ÖğretmenlerTARİHİN HER DÖNEMİNDE mücadele etmiş ve HEP AĞIR BEDEL ÖDEMİŞLERDİR" sözünün, hatalı, duygusal bir değerlendirme ve HAKSIZ bir tepki olduğunu düşünüyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kurulduğu 1920 yılı ile 1946 yılında Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer dönemine kadar geçen zaman diliminde "öğretmenlere ağır bedel ödettirdiler" demek doğru mudur?
Bu dönem içinde Milli Eğitim Bakanlığı yapan yalnızca iki isim vereceğim. Bu değerli büyüklerimizin Cummhuriyetimizin kuruluş ve sonraki yıllarında eğitim sistemimiz için yaptıklarını incelemenizi öneririm:
!) 1925-1929 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı yapan (bakan olduğu tarihte 31 yaşında),1929 yılında 35 yaşında iken yaşama veda eden MUSTAFA NECATİ BEY (Uğural). (Aşağıdaki adresi tıklayınız):
http://tr.wikipedia.org/wiki/Mustafa_Necati_U%C4%9Fural
2) 1938-1946 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı yapan (bakan olduğu tarihte 41 yaşında), İSMAİL HAKKI TONGUÇ başkanlığında oluşturduğu eğitimci kadrosu ile Köy Enstitülerini yaşama geçiren HASAN ALİ YÜCEL. (Aşağıdaki adresi tıklayınız):
http://tr.wikipedia.org/wiki/Hasan_%C3%82li_Y%C3%BCcel
3) Ve 1920-1946 döneminin diğer Milli Eğitim Bakanları:
http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye_Cumhuriyeti_Mill%C3%AE_E%C4%9Fitim_Bakanlar%C4%B1_listesi
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ün önderliğinde;
- Cumhuriyet'in kuruluşundan bugüne kadar ne kaldıysa, onları kanla ve tırnaklarıyla Anadolu toprağına eken ve sulayan,
- Cumhıuriyet'in ancak öğretmenler sayesinde büyüyüp yeşereğini bilerek, yokluk-yoksulluk içindeki bir ülkede çağdaş bir eğitim sistemi kuran,
- Yetiştirdiği öğretmenlere, özellikle kadın öğretmenlere en büyük değeri veren,
bu fedakar insanlar mi öğretmenlere AĞIR BEDEL ÖDETMİŞLER? Bunu söylemek (bence) haksızlıktan da öte bir şey...
- Gerçek anlamda yüreği Türkiye Cumhuriyeti sevgisiyle atan,
- Cumhuriyetimiz için gecesini gündüzüne katarak kuşaklar boyunca insan yetiştiren,
- Bu görevlerini yaparken, özellikle 1946'dan sonraki tüm siyasi dönemlerde büyük baskılarla karşılaşan,
- Bu baskılara rağmen her türlü sıkıntıya göğüs gererek görevini ve mücadelesini sürdüren,
yaşayan ve yaşamdan ayrılmış olan tüm Cumhuriyet öğretmenlerini en derin saygılarımla selamlar, ellerinden öperim.
tr.wikipedia.org
Atatürk’ün yakın düşünce ve mesai arkadaşlarından, Kuvay-ı Milliye hareketinde y...Devamını Gör
***********************************
Atila Girgin: Kendileğinden gelişen ve böyle önemli bir konuda görüşlerini paylaşan tüm dostların paylaşımlarını yürekten kutlamak gerekir. Türk devrim tarihinin belirli evrelerindeki eğitim ve öğretim uğraşlarını ne de güzel dillendirdi sevgili İbrahim ağabeyimiz. Klavye tutan ellerine , araştırmacı kimliğine ve paylaşım uğraşındaki çabalarına sonsuz teşekkürler. Sevgili Aynur öğretmenimizin paylaşımlarıda oldukça önemli ve kayda değer diye düşünüyorum. Bu konunun açılımına ortam sağlıyan Sevgili Ali ağabeyimizin paylaşımları da böyle bir paylaşım ortamına katkı ve tartışmadan öte görüş açıklama fırsatına ortam sağaması nedeniyle sonsuz teşekkürler.Katkıları ve paylaşımları ile tüm dostlar, tüm güzel insanlar iyi ki varsınız. Yaşam sizlerle güzel. Paylaşım ve katkıların devamı dileğiyle. Dostluk ve esenlik dileklerimle.
***********************************
İbrahim Helvacı: MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ün Milli Eğitim Bakanı MUSTAFA NECATİ BEY'in bir sözü:
"Okuttuğundan çok okumayan bir öğretmen çabuk yıpranır, ihtiyarlar ve bezginlik getirir... Araştırma, irdelemeye düşkün, ak saçlı bir öğretmen sürgit genç ve dinçtir".
***********************************
İbrahim Helvacı: 1925-1929 yılları arasında Milli Eğitim Bakanı olarak görev yapan MUSTAFA NECATİ BEY'in Bakanlığı sırasında gerçekleştirdikleri işlerin bazıları şunlardır:
"- Maarif Teşkilatı’na dair kanunu çıkardı, eğitim işlerini valilerin kontrolünden çıkararak bakanlığın kontrolüne aldı. Kanun’da yer alan “MAARİF HİZMETİNDE ASIL OLAN ÖĞRETMENLİKTİR” hükmü ile öğretmenlik mesleğini itibarlı hale getirdi; öğretmenlerin özlük haklarına ilişkin düzenlemeler yaptı.
- 10 bölge merkezinde birer öğretmen okulu inşaatı başlattı. Bunlardan ilki, bugünkü Gazi Eğitim Fakültesi Binası’nda hizmete giren Gazi Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü, ikincisi İzmir Erkek Öğretmen Okulu, üçüncüsü bugün Balıkesir Necatibey Eğitim Fakültesi olarak binasında hizmet veren Balıkesir Necatibey Muallim Mektebi’dir.
- Uzman öğretmen yetiştirmek üzere Avrupa’ya öğrenci gönderilmesini sağladı.
- Yeni bir ilkokul programı hazırlandı ve “toplu öğretim” Avrupa ile aynı anda Türkiye’de uygulanmaya başlandı.
- Ortaöğretim parasızlaştırıldı; okul kitapları bakanlıkça bastırıldı.
- Yabancı okullar denetim altına alındı.
- Köylere öğretmen yetiştirmek için Köy öğretmen okulları modeli planlandı. Denizli ve Kayseri’de köy muallim mektebi açıldı.
- Harf İnkılabı gerçekleştirildi. Yeni harfleri öğretmek için Millet Mektepleri kuruldu, okuma-yazma seferberliği başlatıldı."
Yukarıdaki bilgileri Vikipedi 'den aldım.
Yıllarca süren savaşlardan sonra yıkılan bir imparatorluktan arta kalan enkaz üzerinde, harap ve bitap düşmüş, yoksulluk içindeki bir halkla yeniden kurulan bir ülkenin, TÜRKİYE CUMHURİYET'in 31 yaşındaki Milli Eğitim Bakanı'nın yaptıklarına bakar mısınız?
Bir de bugüne bakar mısınız?
Ağlıyorum.....
***********************************
Atila Girgin: HARİKA PAYLAŞIMLAR. BİLMEDİĞİMİZ YADA KOPUK KOPUK BİLDİĞİMİZ NİCE BİLGİYİ BİR ARADA GÖRMENİN HEYECANINI YAŞADIM. SAĞOLASIN SEVGİLİ AĞABEY.""Okuttuğundan çok okumayan bir öğretmen çabuk yıpranır, ihtiyarlar ve bezginlik getirir... Araştırma, irdelemeye düşkün, ak saçlı bir öğretmen sürgit genç ve dinçtir" BU NE GÜZEL BİR GÖRÜŞ, BU NE GÜZEL BİR ÖNGÖRÜDÜR BÖYLE.
***********************************
Mehmet Çevik: İBRAHİM BEY, TŞK.EDERİM. BİLGİLERİNİZDEN BEN DE YARALANDIM. EVET BU İŞLER BUGÜN BENİ DE AĞLATIYOR.....
* * * * * * * * *

14 Haziran 2012 Perşembe

Hüseyin Girgin öğretmenimizin sevgili eşi Zinet Hanım'ı sonsuzluğa uğurladık...


Hüseyin Girgin Öğretmenimizin Biricik Eşi Zinet Girgin Hanımefendiyi sonsuzluğa uğurladık


Sevgili Öğretmenimiz Hüseyin Girgin’in biricik eşi sevgili büyüğümüzü, 29/05/2012 Tarihinde sonsuzluğa uğurladık. Acımız unutulası değil. 

Sevgili Annemiz, seni özlemle anıyor, Tanrıdan rahmet diliyoruz. Işıklar içerisinde uyu sevgili güzel insan, Toprağın bol, Cennet mekanın olsun. Güleç yüzün,tatlı dilinle herdaim anılarda yaşıyorsun ve de yaşamaya devam edeceksin……

Hüseyin Girgin öğretmenimiz ve eşi Zinet Hanımı vefat yıl dönümlerinde özlemle anıyoruz

Sevgili Öğretmenimiz Hüseyin GİRGİN ve sevgili eşi Zinet hanım'ı sonsuzluğa uğurlayışımızın yıl dönümlerinde saygı ve özlemle 
ANIYORUZ !...

Sevgili Babamızı 15 / 06 / 2010 Tarihinde, 
Sevgili annemizi 28/ 05 2012 Tarihinde sonsuzluğa uğurladık. 
Bu güzel insanları rahmet ve özlemle anıyoruz.
Işıklar içerisinde uyuyun sevgili büyüklerimiz..
Sizleri özlemle anıyor, tanrıdan rahmet diliyoruz.
Toprağınız bol, Cennet mekanınız olsun.
Anılarda yaşıyorsunuz ve de yaşamaya devam edeceksin…… 

24 Şubat 2012 Cuma

SARAYKÖY ORTAOKULU 1963/1964 ÖĞRETİM YILINA AİT ANI FOTOĞRAF

ÖĞRETİM YILI 1963 / 1964 – 

SARAYKÖY ORTA OKULU ÖĞRETMEN 

VE ÖĞRENCİLERİNDEN BİR GURUP

Ayaktakiler (soldan itibaren): Erdoğan Horzum(kasketli), Ahmet Kumyol, Süleyman Uzman, Sağlık Memuru Ali Vural(arkada), İş Bankası Müdürü Muzaffer Anıl, Öğretmen Ömer Doğan, Ahmet Nazif Özalp(arkada kafası görünen), Salih Bayrakçı(arkada kafası görünen), Md. Yrd. Mustafa Aytekin, (?), Kaymakam Saffet Kibar Bekaroglu, Ortaokul Müdürü Sakıp Özbek, (?).

Oturanlar (soldan itibaren): (?), Edip Kuyumcu, Birol Menteşe, Yaşar Kabakçı, Öğretmen Hüseyin Girgin, Gazi İlkokulu Müdürü Ahmet Küçük, (?), (?), (?). 

***************

İsimlere ait bilgilendirme: ibrahim helvacı dostumuza aittir. Bu fotoğraf karelerine ulaşarak izleyebilen değişik kuşaktan hemşehrilerimizin bazıları kendisini, bazıları anne ve babasını, bazıları büyük baba yada büyük annesini yada başka biliyor yada tanıyor olduğu akrabasını görmüş olacaktır. Aramızdan ayrılanlara tanrıdan rahmet, hayatta olanlara sağlık ve kaliteli bir yaşam dilerim. Bu fotoğraf kareleri, o güzel günler ve yıllara ait bir anımsamaya katkı sağlıyorsa ne mutlu bizlere. Sağlık ve esenlik dileklerimle.

***************

İbrahim Helvacı

Bizim ortokulda okuduğumuz yıllara ait bu fotoğrafı Atila Girgin kardeşim buraya ekledi; isimleri de hatırlayabildiğim kadarıyla ben yazdım. Bilmiyor olabilirsiniz, Atila dostumuz fotoğrafta yer alan Hüseyin Girgin hocamızın oğludur. Eğer hatırlarsanız Hüseyin hoca, ortokul 1.nci sınıfta iken bizim matematik derslerimize girerdi. Sevgili Hüseyin hocamızı ne yazık ki 15 Haziran’da kaybettik; ışıklar içinde yatsın.

23 Şubat 2012 Perşembe

Sevgili Öğretmenimiz Hüseyin Girgin Hakkında Dost Paylaşımlar

Sevgili Öğretmenimiz Hüseyin Girgin Hakkında  Dost Paylaşımlar

Sevgili Nadir Çevik dostun içten ve dost bir iletisini sevgili büyüğümüz Hüseyin Girgin anısına dostlarla paylaşmak isterim:

Atilla abicim.. sizden sonra o kanaletlerde biz yüzdük.. ama o sizilerin yüzdüğü çayın tadına ve zevkine benzemiyordu. Kayınca betonlar vucumuzu çiziyor ve kanatıyordu..

Ve bi gün ansızın çekip gittiniz o küçüçük yaşımda içimde büyük bir boşluk ve derin izler bırakarak. Zira sevgili anneniz ve değerli babanızın isimleri hergün annem babam ve abilerim tarafından tatlı tatlı anılırdı.

İnsan mazisine bağlılığı nisbetinde anılarına ve yaşadıklarına bağlı kalıyor..Ta çocukluğumdan beri hep sizlerin isimleri aklmıa mıh gibi çakılmış ve hep özlemle yad ederdim ve kendi kendime hep şöyle mırıldanırdım.. Bir gittiler ve pir gittiler ..acaba şimdi nerededirler... Henüz 6 yaşındaydım. Mehmet- Ali ve İbrahim abilerim o anları ve zamanları sık sık dile getirirlerdi ve büyük bir neşveyle anlatırlardı..

Dinardan gelip Sarayköyde doğan ilk çocuklarıydım ben. Okula başladığımda bile o güzel insan sevgili babanız (HÜSEYİN GİRGİN) Hocamın adı hala öğretmenlerimin dillerinde dolaşıp duruyordu ve bende adı bunca insanlar tarafından sitayişle bahsedilen insana merakla birlikte hep sevgi duyuyordum. yaklaşık bir yıl kadar önce internetten sizin sitenize rastladım ve oradaki fotoğrafları görünce kendiliğinden gözlerim doldu ve büyük bir hayranlıkla o fotoğraflarınıza dikkatlice ve defeatle baktım durdum ve hepisini de kopyalayıp belgelerimin resim bölümüne aldım.. işte böyle. O çocukluk yılarımın en unutulmalarındandız. çok az tanıdım sizleri belki ama.hiç unutmadım.. İyiki varsınız ve iyiki rastladım size.. Bu vesileyle sizin şahsınızda tüm aile bireylerinize en kalbi en sevgi dolu hürmet ve muhabbtelerimi sunuyor ve herşeyin gönlünüzce olmasını diliyorum. tekrar saygı ve hürmetlerimle esen kalınız.

* * * * * * * * *

Ali Sinan Demirkale: Ben İlkokulu Gazi İlkokulu’nda okudum. Öğretmenim o zamanların ünlü bir eğitimcisi olan Hüseyin Girgin’di.

Kendisi Gerali Köyü’ndendir. Köy Enstitüsü kökenli bir hocaydı. Ben de emeği çoktur. Galiba Hüseyin hocamız köy enstitüsünde gördüğü eğitimi bize de aktarmak istedi.

Mesela biz okulda piyano çalardık. Düşünsene Sarayköy’de bir ilkokulda 1960’ların başında bir piyano ve o piyanoyu çalmak isteyen öğrenciler vardı. Bunun yanında tiyatro yapardık. Duvar gazetesi çıkarırdık. Tiyatro kolunun açılmasında ben bir vesile ile katkıda bulunmuştum.

* * * * * * * * *
KAYNAK: https://saraykoyozlemi.blogspot.com/
http://saraykoyozlemi.blogspot.com/2023/01/ali-sinan-demirkale-hem-futbolda-hem-de.html

19 Aralık 2011 Pazartesi

SEVGİLİ ÖĞRETMENLERİMİZ, ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN

SEVGİLİ ÖĞRETMENLERİMİZ, ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN

SEVGİLİ ÖĞRETMENLERİMİZDEN ARAMIZDAN AYRILANLARA TANRIDAN RAHMET, HALEN ARAMIZDA OLANLARA GÖNÜLLERİNCE VE KALİTELİ BİR YAŞAM DİLER, SAYGILAR SUNARIZ.
*********************
Celal Evrenüz: Ben ilkokul birinci sinifin sonlarina dogru,okullarin kapanmasina belki bir ay kala Sarayköy Gazi Ilk Okuluna nakil oldum,ayni sene bu dördüncu naklimdi.Göcebe oldugumuzdan yasam tarzimiz cok zordu.Ben okumasini yazmasini bilmiyordum.Ögretmen denince aklima ilk gelen, Nur icinde yatsin ögretmenim Hüseyin Girgin benimle cok ilgilendi,okumayi yazmayi ögrett sinifta birakmadi,sinifta kalsaydim belki ailem okuldan alirdi,zaten arkadaslarimdan bir yas daha büyüktüm.Daha sonraki senelerde normal bir ögrenci olarak bizi mezun etti.Kendini egitime adamis,kim duysa senin ögretmenin en iyisi derdi,gercekten de benim degerli ögretmenim en iyisiydi,nur icinde yat degerli kiymetli ögertmenim,sana da saygilar sevgiler Atila Agabey
*********************
Atila Girgin: Sevgili dost, güzel insan, içten dost satırların içinde sonsuz teşekkürler. O kuşak öğretmenlerimiz gerçek bir cumhuriyet aydını idiler. Mustafa Kemal ülküsü onların kalplerinde birer ışıktı ve o ışık, o güzel insanlar var oldukça hep sürdü gitti. Gel zaman, git zaman eğitim sisteminin yozlaştırılmasıyla, toplumun tüm kurumlarındaki yozlaşmadan eğitim kurumlarımızda etkilendi. Değişik kaynak ve kökten öğretmenler ve yaşam koşullarınında dayatmasıyla, eğitim uğraşları giderek aksadı ve geldik bugünlere, ....
*********************
İbrahim Helvacı: Sevgili kardeşim Atila'nın hem geçmişle hem bugünle ilgili olarak söylediklerinin 'çok doğru' tespitler olduğuna inanıyorum. Bu tespitlerin geçmişle ilgili olanlarını 'çok beğendim' , günümüzle ilgili olanlarını ise (ne yazık ki) 'hiç beğenmedim'. Facebook'ta sadece 'beğen' seçeneği var; onu işaretlesem bir türlü, işaretlemesem bir türlü...
Ne etceemi bilimedim gaari... :((
*********************
Atila Girgin: Hadi deyive gari sevgili ağabey sen de görüşlerini eçcik. Benim geldik bugüne kısm,ı söylemlerin sadece en genel ve kısacık bir özeti. Tabii sorunun kökenine iniverince neler var neler. Anlatmaya kalksak duvarlara sığmaz. İşte kısacık deyiverem gari demiştimde, esenlik dileklerimle.
********************
İbrahim Helvacı: İste demişsin ya Atila gaadeşim 'Anlatmaya kalksak duvarlara sığmaz' deye. Ben buree nası sığdırcen o gadaa derin mevzulara hinci? Emme madem istedin, eccik yazıveren. Ihıcık, oku gaari:
Konuyu "Cumhuriyetimizn kuruluş yıllarından bugüne eğitim ve öğretim sistemimizde nereden nereye geldik?" sorusuyla özetleyebiliriz. Bu soruya İlkokul öğretmenlerimden söz ederek yanıt vermeye çalışayım:
1955 yılında başladığım ilkokulun 1 ve 2.nci sınıflarını Sarayköy Gazi İlkokulu'nda okudum. Öğretmenim Abdullah Aslankara idi. Rahmetli öğretmenim derslerde hiç söz etmedi ama, ben onun Çanakkale Savaşlarına katıldığını üç-beş sene önce internetten öğrendim.
Böyle bir öğretmen öğrencisine ne öğretirse onu öğrendim!..
1957 yılında, 24 Mayıs İlkokulu açıldıktan sonra kaydım oraya aktarıldı. 3, 4 ve 5.nci sınıfları 24 Mayıs İlkokulu'nda Galip Haznedar'ın öğrencisi olarak okudum ve 1960 yılında oradan mezun oldum. Rahmetli öğretmenim müzik derslerinde sınıf arkadaşlarımdan Bayram Küçük'ü tahtaya kaldırır ve ondan bir türkü okumasını isterdi. Bayram da her defasında Çanakkale türküsünü okurdu:
" Çanakkale içinde vurdular beni / Ölmeden mezara koydular beni...."
Galip Bey de oturduğu öğretmen kürsüsünde başını bir eline dayayıp, sessizce ağlardı, (şimdi bunları yazarken ben de ağlıyorum).
Böyle bir öğretmen öğrencisine ne öğretirse onu öğrendim!...
Rahmetli öğretmenim o yıllarda Terazi Çeşme Meydanı'na yakın bir sokakta, bir göz evde otururdu. Fötr şapkası, jilet gibi ütülü pantolunu, takım elbisesi ve boyalı-cilalı ayakkabısı ile her zaman tertemiz ve pırl pırıl giyinir, Sarayköy'de adeta Cumhuriyet'i ve Atatürk'ü temsil ederdi. Evinden çikıp Belediye önünden Atatürk Caddesi boyunca okula giderken, dükkanlarının önünde oturan esnaf, Galip Bey'i görünce ayağa kalkar, onu selamlardı. Galip Bey de her seferinde başındaki fötr şapkasını eliyle yukarı doğru kaldırarak onların selamına karşılık verirdi.
Sınıf öğretmenlerim oldukları için sadece sevgili öğretmenlerim Abdullah Bey ve Galip Bey'in adlarını andım. Ayni yıllarda Gazi İlokukulu, 24 Mayıs İlkokulu ve Sarayköy Ortaokulu'nda Sarayköylülere hizmet vermiş olan diğer sevgili öğretmenlerimizin adlarını tek tek yazamadım. Tüm öğretmenlerimizi saygı ve sevgi ile anıyorum. Aramızdan ayrılmış olanlara rahmet, yaşamını sürdürmekte olanlara sağlıklar diliyorum.
Ve son söz: Şimdi böyle öğretmenler var mı? Yoksa, neden yok?
********************
Ali Haydar Çetinkol: Merhaba İbrahim ! Merhaba Atila ! İzleyebildiğim kadarıyla siz iyi bir öğretmensiniz ... Algıladığım üzre ; EQ'SU ve IQ'su üst boyutta olan kardeşlerimsiniz... İbrahim ! " şimdi böyle öğretmenler var mı ? Yoksa neden yok ? " diye soruyorsunuz ve yanıtını hepimizden daha iyi biliyorsunuz ama ; amaç ' düşünsel jimnastik yaptırmak ' !.. Evet bugün de böyle öğretmenler var !.. Sizin gibi... Atila gibi ... ve niceleri gibi... Özlenen öğretmenlerin çoğalması için gün 24 saat ... ömür boyu ' MÜCADELE ' vermek gerekir diye düşünüyorum !.. Konu çok... çok... önemli . İDEOLOJİK-SINIFSAL TEMELE dayalı bir konu EĞİTİM ... Örneğin ; hepimizin bildiği KÖY ENSTİTÜLERİ . 17.nisan.1940 'da kuruldu. Ocak.1954'te Demokrat Parti tarafından kapatıldı. Ve çok yazık oldu !.. 1946 'da HASAN ALİ YÜCEL'in yerine FAŞİST Reşat Şemsettin Sirer Milli Eğitim Bakanı oldu. CHP andığım yıllarda tek başına iktidar olmasına karşın , KÖY ENSTİTÜLERİ "KARŞIDEVRİMİN" acımasız kıyımına uğradı. CHP iktidarda kalabilmek için D E V R İ M L E R DE N ödün verdi. İmam Hatip okulları, İlahiyat Fakültesi, tekke ve türbeler açıldı !!! İlkokullara D İ N dersi koydular !.. Bu kadar ödüne karşın , 14.Mayıs.1950'de DP iktidar oldu ... Karşıdevrim günümüze kadar geldi dayandı... Bizler halen DAL uykulardayız !.. Oysa ; Anadolu aydınlanmasında ulusal eğitim kurumlarımızın başında geliyordu KÖY ENSTİTÜLERİ . Yatılıydı . Kız-erkek karma eğitime yönelikti. Bu okullarda TEMEL EĞİTİM şöyleydi : Yüzde 50 KÜLTÜR, yüzde 25 TARIM, yüzde 25 TEKNİK. Zamanla EĞİTİM ; KÜLTÜR- TARIM- TEKNİK üçgeninden EZBERCİLİĞE DÖNDÜ ... Bu okullardan mezun olanlar Anadolu'ya yanlarında 100- 150 kitapla birlikte gidiyordu !.. Zamanla gerici iktidarlar- gerici yetkililer tarafından kitaplar " SUÇ UNSURU " oldu ... S O N L A R K E N : Rahmetli HASAN ALİ YÜCEL , Temmuz 1960 'ta yayımlanan Yeditepe Dergisinin " TONGUÇ ÖZEL SAYISINDA " duygularını şöyle dile getiriyordu : " BİR GÜN KÖY ENSTİTÜLERİ' NDEN BİRİNDE BİR BAYAN ÖĞRETMENİ , YENİ GELMİŞ BİR KIZ ÇOCUĞUNU DİZİNE YATIRMIŞ BAŞINDAN B İ T İ N İ AYIKLARKEN GÖRMÜŞTÜK . Biraz sonra ( Tonguç'la ) birbirimize baktığımız zaman GÖZLERİMİZDEN AKAN YAŞLARI BULMUŞTUK. SEVGİSİZ AKMAYACAK BU SICAK YAŞLARIN SAHİBİNE - KIZIL SUÇ - atanların gözleri karalara batsın " . Özlediğimiz, düşlediğimiz ÖĞRETMENLERİN çoğalması dileğiyle ; Sevgiler... Saygılar... sunar... Sol göğsünüzün altındaki cevahirin sonsuza dek sönmemesi temennisiyle ; gözlerinizden öperim...
********************
İbrahim Helvacı: Sevgili kardeşim, has akrabam Ali merhaba.
İiltifatların için çok teşekkürler.Yukarıda sorduğum " Şimdi böyle öğretmenler var mı ? Yoksa neden yok ? " sorusunun yanıtı hakkında elbette kişisel düşüncelerim var. Ama (tam da senin söylediğin gibi) bu sorduğum soruyu, (tesadüfen bile olsa) okuyan birileri olursa, dursun bir düşünsün istedim. Mücadele insanı Ali Haydar bunu noktayı hiç kaçırır mı?... :)
Türkiye'deki eğitim sürecinin nereden nereye geldiği konusunda, sadece kişisel eğitim sürecimizde yaşadıklarımızdan yola çıkarak saatlerce konuşup, sayfalarca yazabiliriz. Yıllar içinde kitap, dergi, gazete gibi kaynaklardan okuyup öğrendiğimiz ve büyüklerimizden dinlediklerimizi de hesaba katarsak günlerce konuşur, ciltlerce kitap yazabiliriz.
Senin de sözünü ettiğin Köy Enstitüleri destanını kısa süredi boğdular; neden boğdukları bugün içinde bulunduğumuz durumdan belli değil mi? Bu aydınlanma ocağını boğanların başında Reşat Şemsettin Sirer'in adını yazmışsın; onun yanında Şemsettin Günaltay'ı da unutmamak gerekir...
Bu uzun ve derin konuyu, (gene kendi açımdan) güncel bir tespitle şöyle bağlamak isterim:
Hemşehrimiz, kardeşimiz, Öğretmen ve Yazar Hasan Kallimci, "DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜ DOSTLAR, MERHABA" grubunun duvarına 16 Kasım'da bir haber koydu. Haberi buraya aynen alıntılıyorum:
"BEYLERBEYİ'NİN İLK IŞIKLARI
Dokuz Eylül Üniversitesi Doktora Öğrencisi Gülizar Beril AKSOY, Geçmişten Günümüze Denizli dergisinin Ocak-Nisan 2011 tarihli 27. Sayısında, “Beylerbeyi’nin İlk Işıkları” başlığı altında bir yazı yayımlamıştır. Aksoy’un bu yazısında; Beylerbeyi doğumlu Öğretmen Hasan YAŞAR’ın 1949 yılında Beylerbeyi Köyünde öğretmenliğe başladığı; köye 1961 yılında elektrik bağlatması; içme suyu bağlatma çalışmalarında sonuca ulaşamaması; okul bahçesini duvarla çevirttirerek diktiği zeytin ağaçlarıyla köyde zeytinciliği başlattığı; okul bahçesine şeftali ve kayısı fidanları dikerek köylüyü meyveciliğe özendirmesi; kavak gül, zambaklar dikerek okul bahçesinin bir park görüntüsü almasını sağlaması; okul binasının bakımında bir imşaat işçisi gibi çalışmasını, okul bahçesine Atatürk büstü diktirmesi, okula çocuklarını göndermeyen kendi akraba ve arkadaşlarını bile mahkemeye vererek hapis yatmalarına sebep olması; 1964 yılında köyden ayrılıncaya kadar içlerinde öğretmen, doktor, mühendis bulunan 101 kız, 88 erkek toplam 189 öğrenci mezun ettiği anlatıyor. Dört sayfalık bu yazıda konu ile ilgili olarak altı tane de fotoğrafa yer verilmiştir.".
Bu yazıyı okur okumaz, yazıda adı geçen ve doğduğu köyde 1949 yılında öğretmenliğe başlayan HASAN YAŞAR'ın kim olduğunu çok merak ettim. Kesinlikle Köy Enstitüsü mezunu olduğunu düşündüm. Çünkü Köy Enstitüleri,cumhuriyetin ve medeniyetin ışığını Anadolu'ya taşımak için kurulmuştu ve köyüden alıp öğretmen olarak yetiştirdiği bozkır çocuklarını, (genellikle) kendi köylerine öğretmen olarak gönderiyordu.
Haberde adı geçen "Geçmişten Günümüze Denizli" dergisini ve haberin ayrıntıllarını internette aradım, buldum: (http://dergi.csavakfi.org.tr/Default.aspx)
Ve olayın tam düşündüğüm gibi olduğunu gördüm: Beylerbeyi köyünün kavruk çocuğu, 1932 doğumlu HASAN YAŞAR, 1944 yılında ISPARTA GÖNEN KÖY ENSTİTÜSÜ'ne gitmiş ve 1949 yılında,17 yaşında iken kendi köyüne öğretmen olarak dönmüştü. HASAN ÖĞRETMEN'in kendi köyüne getirdiği medeniyeti ve aydınlığı merak edenler o yazıyı internetten indirip okumalılar..
Bu yazı ile tanıdığım hemşehrimiz, HASAN YAŞAR öğretmenimiz halen hayatta mı bilmiyorum; hayatta ise sağlıklar diliyor, ellerinden öpüyorum. Aramızdan ayrılmışsa ruhun şad, mekanı cennet olsun!
Ve sevgili kardeşim Ali;
Yanıtını bilmeme rağmen (herkes de bu konuda 'fikir cimnastiği yapsın' diye) ayni soruyubir daha soruyorum:
"Şimdi böyle öğretmenler var mı? Yoksa, neden yok?"...
En içten selam ve sevgilerimle...
.: Geçmişten Günümüze Denizli Dergisi :.
dergi.csavakfi.org.tr
*********************
Atila Girgin: Sevgili İbrahim ve Ali ağabeylerim, geniş ufuklu ve sorunun özünü ortaya koyan değerli açıklamalarınıza yürekten katılıyorum. Hani şöyle bi kıyısından dokunuverelim dedikte nerelere geldik değilmi? Duvarlara sığcek gibi değil işin özüne doğru ilerlemek. Ben bu konuyu en genel bir tanımla " SİSTEM, siStEm, SİSTEM" OLARAK yanıtlasak herhalde daha özlü olacak diye düşünüyorum. Eğitimimizi piyasanın vahşi koşullarına teslim eden, ve hatta tercihini bilerek ve isteyerek bu yönde kullanan sistem başlıca suçludur. Evet sevgiyle anacağımız çok değerli öğretmenlerimiz herdaim var ve varolmayada devam edecek, ancak belirleyici olan onların bireysel duruşları değil, payasanın acımasız koşullarıdır. Eğitimimizin diplere vurmasının temel nedenini böyle görüyorum. Dost selamlarımla. Esenlikler dileklerim.
********************
Aynur Çömez Yakupoğlu: Evet böyle öğretmenler hala var.Öğretmenler tarihin her döneminde örgütlü mücadele etmiş ve hep ağır bedeller ödemişlerdir.12 EYLÜL FAŞİZMİNDEN sonra ilk memur örgütlenmesinide EĞİTİM İŞ SENDİKASINI kurarak öğretmenler başlatmıştır.Bizler bu sendikayı kurup illerde şubelerin açılışlarını yapmaya başladığımızda MEMUR SENDİKASI yasası yoktu.Örgütlü mücadelemiz sonucunda şimdi memurların sendikası var.Fakat içim yanarak söylüyorum şu anda gerici sendikalar yetki sahibi oldu.Güümüzde öğretmen MİNA URGAN ın BİR DİNAZOR UN ANILARI kitabını öğrencilerine önerdiği için soruşturma geçriyorsa zaten olmayan mücadele azmini iyice yok edip susuyor.İnsanı dik tutan unsurlardan biriside ekonomik özgürlüğüdür.Kalıcı işinin olmasıdır.Ne yazıkki bu iktidar Öğretmenleri kadrolu almayıp ücretli ders saati hesabıyla çalıştırmakta.Eeeee bu şekilde derse giren öğretmen iş güvencesi olmadan nasıl dik duracak.Sınıfta yaptırımı nekadar olacak.Sonuç ortada ülkede eğitim sistemi çöktü.Sağlık sistemi çöktü.Tüm bunlara rağmen ben hala umudumu yitirmedim.Bu ülkenin yurtseverleri,devrimcileri var.Yılmadan mücadele edeceğiz.BAşaracağız.Çocuklarıma yaşanabilir bir ülke bırakmak görevim bunda kararlıyım.Bu ülkede biz göremesekte çocuklarımız devrimi görecekler....
********************
Mehmet Yaman: İnşallah olacaktır...
********************
İbrahim Helvacı: Bir Cumhuriyet öğretmeni olan rahmetli Hüseyin Girgin hocamızın oğlu ve benim de sevgili kardeşim Atila Girgin'in yarattığı bu 'beyin fırtınası' ortamı için kendisine ve bu ortama katkıda bulunan Sarayköylü değerli kardeşlerime, hemşehrilerime çok teşekkür ederim.
Aynur Hanım'ın da söylediği gibi "... Sonuç ortada ülkede eğitim sistemi çöktü...".
Tului Özeren, Ahmet Nuri Selçuk, Abdullah Aslankara, Galip Haznedar, Ahmet Küçük, Hüseyin Girgin, Mehmet Solmaz, Nezihe Soılmaz, Macide Tuzcu, Hatice Gürsoy, Hilmiye Özbek, Meftune Şanver, Ömer Temiz, Rafet Taş, Ahmet Türcan, ........... ve daha binlerce Cumhuriyet kuşağı öğretmenler gibi öğretmenlerin bugün çökmüş olan bir eğitim sistemi içinde var olmaları ve bu uğurda verdikleri mücadele her türlü övgünün üstündedir.
Bu anlamda, Aynur Öğretmenimizin taşıdığı umut ve mücadele azmi ile kararlılığın tüm topluma yayılmasını dilerim. Belki yaşımdan (64) ve bu yaşa kadar yaşayıp gördüklerimdendir ama, ne yazık ki, ben bu konuda pek de büyük umut taşımıyorum; inşaallah ben yanılırım...
Aynur Öğretmen'in "ÖğretmenlerTARİHİN HER DÖNEMİNDE mücadele etmiş ve HEP AĞIR BEDEL ÖDEMİŞLERDİR" sözünün, hatalı, duygusal bir değerlendirme ve HAKSIZ bir tepki olduğunu düşünüyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kurulduğu 1920 yılı ile 1946 yılında Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer dönemine kadar geçen zaman diliminde "öğretmenlere ağır bedel ödettirdiler" demek doğru mudur?
Bu dönem içinde Milli Eğitim Bakanlığı yapan yalnızca iki isim vereceğim. Bu değerli büyüklerimizin Cummhuriyetimizin kuruluş ve sonraki yıllarında eğitim sistemimiz için yaptıklarını incelemenizi öneririm:
!) 1925-1929 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı yapan (bakan olduğu tarihte 31 yaşında),1929 yılında 35 yaşında iken yaşama veda eden MUSTAFA NECATİ BEY (Uğural). (Aşağıdaki adresi tıklayınız):
http://tr.wikipedia.org/wiki/Mustafa_Necati_U%C4%9Fural
2) 1938-1946 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı yapan (bakan olduğu tarihte 41 yaşında), İSMAİL HAKKI TONGUÇ başkanlığında oluşturduğu eğitimci kadrosu ile Köy Enstitülerini yaşama geçiren HASAN ALİ YÜCEL. (Aşağıdaki adresi tıklayınız):
http://tr.wikipedia.org/wiki/Hasan_%C3%82li_Y%C3%BCcel
3) Ve 1920-1946 döneminin diğer Milli Eğitim Bakanları:
http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye_Cumhuriyeti_Mill%C3%AE_E%C4%9Fitim_Bakanlar%C4%B1_listesi
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ün önderliğinde;
- Cumhuriyet'in kuruluşundan bugüne kadar ne kaldıysa, onları kanla ve tırnaklarıyla Anadolu toprağına eken ve sulayan,
- Cumhıuriyet'in ancak öğretmenler sayesinde büyüyüp yeşereğini bilerek, yokluk-yoksulluk içindeki bir ülkede çağdaş bir eğitim sistemi kuran,
- Yetiştirdiği öğretmenlere, özellikle kadın öğretmenlere en büyük değeri veren,
bu fedakar insanlar mi öğretmenlere AĞIR BEDEL ÖDETMİŞLER? Bunu söylemek (bence) haksızlıktan da öte bir şey...
- Gerçek anlamda yüreği Türkiye Cumhuriyeti sevgisiyle atan,
- Cumhuriyetimiz için gecesini gündüzüne katarak kuşaklar boyunca insan yetiştiren,
- Bu görevlerini yaparken, özellikle 1946'dan sonraki tüm siyasi dönemlerde büyük baskılarla karşılaşan,
- Bu baskılara rağmen her türlü sıkıntıya göğüs gererek görevini ve mücadelesini sürdüren,
yaşayan ve yaşamdan ayrılmış olan tüm Cumhuriyet öğretmenlerini en derin saygılarımla selamlar, ellerinden öperim.
Mustafa Necati Uğural - Vikipedi
tr.wikipedia.org
Atatürk’ün yakın düşünce ve mesai arkadaşlarından, Kuvay-ı Milliye hareketinde y...Devamını Gör
********************
Atila Girgin: Kendileğinden gelişen ve böyle önemli bir konuda görüşlerini paylaşan tüm dostların paylaşımlarını yürekten kutlamak gerekir. Türk devrim tarihinin belirli evrelerindeki eğitim ve öğretim uğraşlarını ne de güzel dillendirdi sevgili İbrahim ağabeyimiz. Klavye tutan ellerine , araştırmacı kimliğine ve paylaşım uğraşındaki çabalarına sonsuz teşekkürler. Sevgili Aynur öğretmenimizin paylaşımlarıda oldukça önemli ve kayda değer diye düşünüyorum. Bu konunun açılımına ortam sağlıyan Sevgili Ali ağabeyimizin paylaşımları da böyle bir paylaşım ortamına katkı ve tartışmadan öte görüş açıklama fırsatına ortam sağaması nedeniyle sonsuz teşekkürler.Katkıları ve paylaşımları ile tüm dostlar, tüm güzel insanlar iyi ki varsınız. Yaşam sizlerle güzel. Paylaşım ve katkıların devamı dileğiyle. Dostluk ve esenlik dileklerimle.
********************
İbrahim Helvacı: MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ün Milli Eğitim Bakanı MUSTAFA NECATİ BEY'in bir sözü:
"Okuttuğundan çok okumayan bir öğretmen çabuk yıpranır, ihtiyarlar ve bezginlik getirir... Araştırma, irdelemeye düşkün, ak saçlı bir öğretmen sürgit genç ve dinçtir".
********************
İbrahim Helvacı: ‎1925-1929 yılları arasında Milli Eğitim Bakanı olarak görev yapan MUSTAFA NECATİ BEY'in Bakanlığı sırasında gerçekleştirdikleri işlerin bazıları şunlardır:
"- Maarif Teşkilatı’na dair kanunu çıkardı, eğitim işlerini valilerin kontrolünden çıkararak bakanlığın kontrolüne aldı. Kanun’da yer alan “MAARİF HİZMETİNDE ASIL OLAN ÖĞRETMENLİKTİR” hükmü ile öğretmenlik mesleğini itibarlı hale getirdi; öğretmenlerin özlük haklarına ilişkin düzenlemeler yaptı.
- 10 bölge merkezinde birer öğretmen okulu inşaatı başlattı. Bunlardan ilki, bugünkü Gazi Eğitim Fakültesi Binası’nda hizmete giren Gazi Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü, ikincisi İzmir Erkek Öğretmen Okulu, üçüncüsü bugün Balıkesir Necatibey Eğitim Fakültesi olarak binasında hizmet veren Balıkesir Necatibey Muallim Mektebi’dir.
- Uzman öğretmen yetiştirmek üzere Avrupa’ya öğrenci gönderilmesini sağladı.
- Yeni bir ilkokul programı hazırlandı ve “toplu öğretim” Avrupa ile aynı anda Türkiye’de uygulanmaya başlandı.
- Ortaöğretim parasızlaştırıldı; okul kitapları bakanlıkça bastırıldı.
- Yabancı okullar denetim altına alındı.
- Köylere öğretmen yetiştirmek için Köy öğretmen okulları modeli planlandı. Denizli ve Kayseri’de köy muallim mektebi açıldı.
- Harf İnkılabı gerçekleştirildi. Yeni harfleri öğretmek için Millet Mektepleri kuruldu, okuma-yazma seferberliği başlatıldı."
Yukarıdaki bilgileri Vikipedi 'den aldım.
Yıllarca süren savaşlardan sonra yıkılan bir imparatorluktan arta kalan enkaz üzerinde, harap ve bitap düşmüş, yoksulluk içindeki bir halkla yeniden kurulan bir ülkenin, TÜRKİYE CUMHURİYET'in 31 yaşındaki Milli Eğitim Bakanı'nın yaptıklarına bakar mısınız?
Bir de bugüne bakar mısınız?
Ağlıyorum.....
********************
Atila Girgin: HARİKA PAYLAŞIMLAR. BİLMEDİĞİMİZ YADA KOPUK KOPUK BİLDİĞİMİZ NİCE BİLGİYİ BİR ARADA GÖRMENİN HEYECANINI YAŞADIM. SAĞOLASIN SEVGİLİ AĞABEY.""Okuttuğundan çok okumayan bir öğretmen çabuk yıpranır, ihtiyarlar ve bezginlik getirir... Araştırma, irdelemeye düşkün, ak saçlı bir öğretmen sürgit genç ve dinçtir" BU NE GÜZEL BİR GÖRÜŞ, BU NE GÜZEL BİR ÖNGÖRÜDÜR BÖYLE.
********************
Mehmet Çevik: İBRAHİM BEY, TŞK.EDERİM. BİLGİLERİNİZDEN BEN DE YARALANDIM. EVET BU İŞLER BUGÜN BENİ DE AĞLATIYOR.....
* * * * * * * * * *
KAYNAK: ÖĞRETMENLER GÜNÜ NEDENİYLE BAZI DOSTLARIN "DÜNYADAKİ SARAYKÖYLÜLER" FACEBOOK GURUBU PAYLAŞIMLARI