24 Şubat 2014 Pazartesi

GÖNEN KÖY ENSTİTÜSÜ GÜNLERİ / HÜSEYİN GİRGİN VE ARKADAŞLARI


1940' lı yıllar: 
ISPARTA GÖNEN KÖY ENSTİTÜSÜ GÜNLERİNDEN GÖRSELLERDE HÜSEYİN GİRGİN ÖĞRETMENİMİZ VE SEVGİLİ ARKADAŞLARI.
SELAM OLSUN KÖY ENSTİTÜSÜ GELENEĞİNDEN SEVGİLİ ÖĞRETMENLERİMİZE, SONSUZLUĞA UĞURLADIĞIMIZ BÜYÜKLERİMİZİ RAHMET VE ÖZLEMLE ANIYOR, YAŞAMDA OLAN SEVGİLİ BÜYÜKLERİMİZE SAĞLIK VE GÖNÜLLERİNCE BİR YAŞAM DİLİYORUZ. 
DOSTLUK VE ESENLİK DİLEKLERİMİZLE.

KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURUMSAL KALITINA DAİR KÜLTÜR BAKANLIĞINDAN DEĞERLİ BİR AÇIKLAMA”

Kültür Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Müdürlüğü’nün, Konya Valiliği’ne gönderdiği 4 Ocak 2000 tarihli yazısına dayanıyor. Kararda şu ifadeler yer alıyor:

Bilindiği gibi Köy Enstitüleri’nin Cumhuriyet dönemi çağdaş kültürel gelişmemizde çok özel ve önemli bir yeri bulunmaktadır. Toplumsal aydınlanmamıza büyük katkıda bulunan ve dünyanın birçok ülkesinde örnek eğitim kurumu olarak esin kaynağı yapılan Köy Enstitülerinin birçoğunun binaları da halen Cumhuriyet dönemi anılarını taşıyarak varlıklarını sürdürmektedir.

Yurt düzeyine yayılmış bulunan Köy Enstitüsü binaları, önemli tarihsel ve kültürel süreçlere tanıklık eden ve Cumhuriyet döneminin Atatürk ilkelerini yaşama geçirmek üzere eğitim ve çağdaş uygarlık hedeflerini simgeleyen kimlikleriyle, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 6.maddesi gereği korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarıdır.

Bu nedenle ekli listede yer alan ve Valiliğimiz sınırları içersinde bulunan Köy Enstitüsü binalarının 2863 sayılı yasa gereğince korunmalarının sağlanması ve yapılacak her türlü uygulama öncesinde Bakanlığımızdan izin alınması hususunda gereğini rica ederim.”

* * * * * * * * * * * *

KAYNAK: http://girgin-huseyin.blogspot.com/2022/07/ivriz-koy-enstitusu-peskes-mi-cekiliyor.html

* * * * * * * * * * * *


27 Ocak 2014 Pazartesi

KİTAP OKUMA KÜLTÜRÜ - KÜTÜPHANELER ve KÖY ENSTİTÜLERİ / Ali Haydar ÇETİNKOL



KONU : KİTAP OKUMA KÜLTÜRÜ - KÜTÜPHANELER ve KÖY ENSTİTÜLERİ ... !!!
Yazan: Ali Haydar ÇETİNKOL (Karşıyaka-İzmir)
DEĞERLİ ARKADAŞLARIM MERHABA !..

Ülkemizin şuan ki ve istikbâlde ki durumunu İPOTEK altına alan CAN YAKICI bir konudur " KİTAP OKUMA KÜLTÜRÜ " !..
Gözlemlediğim kadarıyla ; " KÜTÜPHANELER " can çekişiyor !.. KİTAP OKUMA KÜLTÜRÜ " uygar ülkeler " düzeyine henüz ulaşmadan ! " ekran kültürüne " geçişin burukluğunu yaşıyorum !.. Eskiden de sevmezdik ama ! şimdilerde " okumayı " hiç sevmeyen bir toplum olduk !..
Bazı ülkeler ile karşılaştırma yapmak istiyorum .
BİR YILDA KİŞİ BAŞINA " KİTAP OKUMA SAYILARI " :
Japonya ' da ........ 25 kitap
İsviçre ' de ........ 10 kitap
Fransa ' da ........ 7 kitap
TÜRKİYE ' de ...... 6 kişiye ' yılda ' 1(bir ) kitap !!!

KÜTÜPHANELERLE İLGİLİ KARŞILAŞTIRMALAR :
1996 2001
Okuyucu sayısı .............. 22.523.000 11.698.000
Kayıtlı üye sayısı .............. 1.004.000 254.000
Ödünç verilen kitap ......... 4.507.000 2.164.000
Satın alınan kitap ............ 129.000 13.800
TÜRKİYE 'DE OKUMA VE İZLEME ORANLARI :
Dergi okuma ........ % 4
Kitap okuma ....... % 4,5
Gazete okuma ........ % 22
Radyo dinleme ....... % 24
T V İZLEME ........ % 95

Yukarıda ki İSTATİSTİKİ bilgiler çok düşündürücü ve acınacak durumda oluşumuzun küçük bir fotoğrafıdır !.. Devam ediyorum ...
Elektronik ' DEVRİM ÇAĞI ' KİTAP OKUMAYI gölgeledi !..Kitap okuma SEVGİ ve ALIŞKANLIĞI önce evde ANNELER - BABALAR... , okullarda ÖĞRETMENLERCE verilmelidir ... Ama ! anne - baba, öğretmenler ve diğer büyüklerimiz okumuyorlarsa ! ÇOCUKLARIMIZ nereden ' KİTAP OKUMA SEVGİ VE ALIŞKANLIĞI ' kazanacak !.. TÜRKİYE 'de ÇOCUKLAR okuma becerileri açısından 35 ÜLKE arasında 28. sırada !!!
Halbûki ; Bireylerin gelişmesi , çağdaş bir bilgi toplumu oluşturma ; bence ' okuma zenginliği ile kazanılacaktır ' !.. Eğitimin ana ilkesidir ' OKUMAK ' . " EĞİTİM ; EKMEK VE SUDAN SONRA EN ZORUNLU GIDADIR " der DANTON . " OKUMAYI ÖĞRENMEK SANATLARIN EN GÜÇ OLANIDIR . " özdeyişiyle GOETHE , okumayı öğrenmenin bir sanat olduğunu belirtiyor !..
E. GİBBAM'ın " OKUMAYI HİÇBİR SERVETE DEĞİŞMEM " özdeyişinin anlam zenginliği beynimin kıvrınlarını besliyor ...
D İ K K A T !.. GÜZEL KONUŞMA , SÖZCÜK ZENGİNLİĞİ , CÜMLE KURMA ALIŞKANLIĞI vb.vb. EDİNME de YİNE " OKUMAYLA " OLABİLECEKTİR !..
Bir F İ N Atasözü :
" KİTAPLAR DEMOKRASİNİN KALELERİDİR " demekte ... 2000 yıl öncesinden O V İ D İ U S ' da " GENÇLERİNİ KİTAPLA BESLEMEYEN TOPLUMLARIN SONU ACIDIR " uyarısını yapmıştır ... Çoğumuz yine anlamıyoruz , anlamak istemiyoruz !..
ÜLKEMİZDE GÜNDE ORTALAMA 5 SAAT T V İZLERKEN , KİTAP OKUMAYA YILDA SADECE VE SADECE 6 SAAT AYRILIYOR (!!!)
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
Toplumsal kalkınmamazın ve kültürel başarımızın ana öğesi olan KİTAPLARIN OKUNMASI tutkuya dönüşmelidir ...
KONFÜÇYÜS'ün : " TANRIM !.. bana KİTAP dolu bir EVLE , ÇİÇEK dolu bir BAHÇE ver " yakarışı ; KİTAP okumanın ve KİTABIN önemini doğa sevinciyle örtüştüren bir yaklaşımdır ... BİLGİ AÇLIĞIMIZI KİTAPLARLA , RUHSAL YAPIMIZIN ONARIMINI ÇİÇEKLERLE DESTEKLEYEN BU YAKARIŞI BEN DE İÇSELLEŞTİRİYORUM ...
S O N U Ç :
ÇİN'li FİLOZOF KONFÜÇYÜS 'ün 2500 yıl önce yukarıda sunduğum özdeyişi ; ÜLKEMİZDE 1940 'tan - 1954 'e kadar yani 14 yıl gibi kısa bir zaman diliminde " KÖY ENSTİTÜLERİNDE " yaşanmış veya yaşatılmak için yola çıkılmıştır ...Her " KÖY ENSTİTÜLÜ " TEORİK EĞİTİMİN yanı sıra " PRATİK " bir beceri de edindi. DUVARCI,MARANGOZ,DEMİRCİ,ELEKTRİKÇİ vb. Köye gidecek ÖĞRETMEN hayatın her alanında " KÖYLÜYE ÖNDERLİK " edecek b i r i k i m e ve y e t e n e ğ e sahip bir önder olarak yetiştirilmektedir. Ayrıca bu okullarda " DAYAK " yoktur. Enstitülerde yetişen ÖĞRETMENLER tarafından da bu çoşku yaşatılmış ve yaşatılmaya çalışılmıştır ... Bu güzelim , DESTANSI OKUMA ve OKUTMA SEFERBERLİĞİ " KARŞI DEVRİMİN " acımasız kıyımına uğramış ve yaz yağmuru gibi gelip - geçmiştir !.. KÖY ENSTİTÜLERİ KAPANMAMIŞ OLSAYDI BUGÜN ÜLKE BU HALE GELİR MİYDİ ?.. GELMEZDİ ... GELEMEZDİ ... ÇÜNKÜ AYDINLANMANIN IŞIĞINDA YETİŞEN NESİL ' GERİCİLİĞE ' GEÇİT VERMEZDİ ... KÖY ENSTİTÜLERİ CHP 'NİN DESTEĞİ İLE DEMOKRAT PARTİ TARAFINDAN 1954 YILINDA KAPATILMIŞTIR (!!!) KÖY ENSTİTÜLERİ " KOMÜNİSTLER YETİŞTİRİYORLAR " (!) SÖYLEMİNİ YAYARAK ve BASKIYLA KAPATILDILAR !.. FAALİYET GÖSTERDİKLERİ 14 YIL ZARFINDA İSE BİNLERCE " KÖY ÖĞRETMENİ " YETİŞTİRİP TÜRKİYE ' NİN MEDENİYETE AÇILAN PENCERESİ OLDULAR ... U N E S C O ' NUN örnek " EĞİTİM MODELİ " olarak dünyaya tanıttığı bu model ne yazık ki OKUL KİTAPLARINDA bile yer almıyor !.. Tarifsiz KEDERLER - UMUTSUZLUKLAR ... " içindeyim !.. GÜNÜMÜZ TÜRKİYESİ'nde İKTİDARA sahip olanlar GAFLET ve DALÂLET ve HATTÂ H İ Y A N E T içindeler !.. İNSANİ özelliklerini ! YURTSEVER kimliğini ! henüz yitirmemiş , DOSTLAR ; ' İSMAİL HAKKI TONGUÇ ' UN şu sözlerinden irkilebilir (!) : " SİZİ SADECE SİZE EMANET EDİYORUM . YALNIZ DA KALSANIZ DOĞRULARI SAVUNMAKTAN VAZGAÇMEYİN VE SAHTEKÂRIN YÜZÜNE ' SEN SAHTEKÂRSIN ' DEYİN . " NE DERSİNİZ , ÖYLE BİR ' U M U T ' VAR MI ?.. BENCE VAR ...
Yeniden bir diriliş ve ÖRGÜTLENME ... ile , hep birlikte " çağdaş eğitim seferberliği " bizim ellerimizdedir !.. OKUMAK ve OKUTMAK " özveri ister ... göznuru ister ... sabır ister !.. Ölü toprağını üzerimizden atıp en az YILDA 25 KİTAP okumalı , okunan kitaplar İRDELENMELİ , ÖZETİ ÇIKARILMALI ve TARTIŞILMALIDIR !..
Eğer ülkemizin gerçekten " ÇAĞDAŞ BİR ÜLKE " olmasını istiyorsak OKUMAK ve OKUTMAK zorundayız ... M.KEMÂL'in : " ÇAĞDAŞ TÜRKİYE'Yİ YARATMAK İÇİN VAR GÜCÜMÜZLE ÇALIŞMALIYIZ . " " OKUYAN , ARAŞTIRAN BİR TOPLUM YARATILMALIDIR . " diye OKUMANIN önemini vurgulayan özdeyişleri REHBERİMİZ olmalıdır ...
BİLMEDEN BİLİR GÖRÜNEREK (!) OKUMADAN OKUR HAVASI YAPARAK (!) AKLIMIZIN ERMEDİĞİ (!) HİÇBİR ŞEKİLDE ANLAMAK ZAHMETİNE DE KATLANMADIĞIMIZ (!) AMA ÇOK BİLMİŞ HAVA İLE TEPEDEN BUYURMAKTAN ÇEKİNMEDİĞİZ (!) VS. VS. BİR RUH HALİ İLE HEP BİRLİKTE ÜLKEMİZ ŞİKAYET ETTİĞİMİZ DURUMLARA DÜŞÜRÜLDÜ !.. FAKAT ! HİÇBİRİMİZİN BU MANZARADAN sanki hiç S U Ç U yok !!! Hepimiz üzerine düşenin fazlasını yaptı(!) ve hepimiz ' sütten çıkmış ak kaşığız ' !!!
KABAHAT BENİM , SENİN !
- DEMEĞE DE DİLİM VARMIYOR AMA -
KABAHATIN ÇOĞU BENİM - SENİN , CANIM KARDEŞLERİM !..
YAMAN BİR ACIYLA KIVRANIYORUM DURMADAN ;
TEMBELLİK , MİSKİNLİK SİNMİŞ HEPİMİZE ,
KİMSE ( BEN DAHİL ) LÂF ANLAMIYOR ,
..............................................................................
NE ACIKLI ! BUNU GÖRÜP DE HAYKIRMAMAK .
AMA ANLAMAYANLARA DİL DÖKMEK DAHA A C I !..
İYİ OKUMALAR !.. İYİ OKUTMALAR !..
VERDİĞİM RAHATSIZLIK İÇİN ÖZÜR DİLER , SEVGİLER ... SAYGILAR ... SUNARIM !.. HOŞÇAKALINIZ !.. GERİSİ HAYAT

1 Ocak 2014 Çarşamba

Köy Enstitüleri üzerine (17 Nisan Bayramı) / Sabahattin Eyüpoğlu











Köy Enstitüleri üzerine ( 17 Nisan Bayramı ) / Sabahattin Eyüpoğlu

17 NİSAN
On yedi Nisan Türk köylüsünün er geç sömürülmekten, kahır çekmekten kurtulacağına, köyler karanlıkta kaldıkça Türkiye'nin kutlu aydınlıklara eremeyeceğine, Türk köylüsünün yüreğinde tepilmiş, saklı kalmış yaratma güçleri olduğuna inananların bayrakları yarı yarı indirerek de olsa kutlamakta direttikleri, yeni adı Atatürk olan pir aşkına ve fakir aşkına direttikleri bir bayram günüdür. O gün tomur tomur umut gülleri açmıştı bozkırın ortasında. Yol bulunmuş, iş yürümeye kalmıştı. Bir yürüyüş eylendi ki bir günde on günlük yol alındı; her atılan adım çorak topraktan bir telli kavak çıkardı; Enstitü kurucularının yürekleri, kafaları yediveren güllere döndü. Bilmeyenlere, görmeyenlere nasıl gelir, bu söylediklerim. Değil kardeşim, masal değil. İnsanda çok keramet olduğunu; enstitülerin bu kerameti işleyiş ot bitmez denen yerlerde bağlar, bahçeler yaptıklarını, su gelmez denen yerlere su getirip o sudan da ışık çıkardıklarını ben gözlerimle gördüm.

On yedi Nisan, emeğin Tanrısal bir güç olduğuna ve Aşık Veysel'in dediği gibi, Tanrı ne kadar cömert de olsa tembeli tutmayacağına, işgücüne ve üretime dayanmayan eğitim ve öğretimin efendi-köle düzenini sürdüreceğinekısa zamanda kalkınmak için paradan puldan çok insan yüreğini ve elini işletmek gerektiğine, bilimi tek mürşit saymakla birlikte en büyük bilim düşmanlarının bilim cüppesi giyenler arasında bulunabileceğine, bilimin özgürlük gibi her gün yeniden kazanılması gerektiğine inananların bayramıdır.

On yedi Nisan elbet Türk solunun, yani Atatürk gibi, İnönü gibi laik ve sınıfsız yeni bir Türkiye özleyenlerin bayramıdır. O gün Türk köylüsü kendini hor görmeyecek, derdine derman arayacak, yanı başında çalışacak, halinden anlayacak hem yerli hem ilerici bir eğitim kurumuna kavuşuyordu. Bu kurumda köylü, yani Türkiye halkının büyük çoğunluğu tarihte ilk kez kendi yöneticisini kendisi yetiştirecek ve kendi kendini yöneten halkın, yani gerçek demokrasinin yepyeni bir örneğini verecekti.

On yedi Nisan dünya eğitim tarihine Tonguç adında bir Türk'ün değeri gittikçe daha iyi anlaşılacak bir fidan diktiği gündür. Bizim budadığımız bu fidan, özgürlük savaşımız gibi, dünyanın bir çok ülkelerinde, özellikle Hindistan'da, Türkiyeden getirildiği saklanmayarak dikilmiş ve yüzlerce Hint Köy Enstitüsü doğmuştur. Bu fidanın kısaca tanımlanması ÜRETİCİ EĞİTİM'dir. Bu eğitim yolu kısa zamanda öyle beklenmedik başarılar sağladı ki, Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi içindeki sözde köylü dostları maskelerini çıkarıp Köy Enstitülerinin karşısına dikildiler: Ünlü generaller, ünlü profösörler, ünlü politikacılar, ünsüz ama memlekette sözü geçen eşraf, ağalar ve imamlarla birlikte: Yoooo, köylünün köylü kalması, devlet işlerine karışmaması, efendilerine boyun eğmesi gerek, dediler. Koca İnönü kendi partisine, kendi kurduğu orduya, savunduğu devlet yöneticilerine karşı, kurulmasını candan istediği, desteklediği Köy Enstitülerini koruyamadı. Günün koşulları da, enstitüleri içinden de sarsmaya başlayan tepkiyi zorla önlemeye elverişli değildi. Savaş yıllarının İnönü'ye verdiği olanaklar elinden çıkmış, sonuçlarını bildiğimiz politika dolapları dönmeye başlamıştı. Köy Enstitüleriyse devlet ve toplum güçlerinin çatışmasız elbirliğyle yürütülebilecek yurt çapında devrimci bir kurumdu. Girdiğimiz çok partili düzende bu kurumu ancak, halkın desteğiyle devlet başına gelecek sol güçler kurabilecektir, er ve geç de kurulacaklardır.

On yedi Nisan, kısa bir süre içinde olsa, çoşkun bir imecede el ele vermenin sevincini tatmış insanların bayramıdır. Neydi o mutlu, o mutlu günlerde, yediklerini hak eden, aldıklarından çoğunu veren, emeklerinin boşa ve sömürücüye gitmediğini gören gençlerin elleriyle yeşerttikleri topraklar üstünde kutladıkları on yedi Nisanlar? Bilmeyenler ne bilsin, bilenlere selam olsun!1968
* * * * * * * * * * * * * * *

Kaynak: Köy Enstitüleri Üzerine-Sabahattin Eyüpoğlu
Cumhuriyet Kitapları Tarih Kültür Dizisi. Nisan 1999

13 Aralık 2013 Cuma

Sevgi Öğretmenim Hüseyin Girgin İçin Öğrencileri Dediler ki....



Nesrin Z. Inankul Dediki :
Canım öğretmenim,
Seni saygı ve rahmetle anıyorum.
Işıklar içinde uyu!
Atila Girgin: Sevgili Nesrin Kardeşim, iyi dileklerinize sonsuz teşekkürler. Sevgili büyüğümüzün, sizler gibi güzel dostların anılarında yaşıyor olması, bizler için büyük mutluluk. Sağolasın. 
*******************
Sezai Gönen Dediki :
Rahmetli cok sevgili hüseyin amcam ögretmenler günün kutlu olsun.
Atila Ağabeyin: Sevgili Sezai Kardeşim, iyi dileklerinize sonsuz teşekkürler. Sevgili babacığımızın sen ve senin gibi güzel dostların anılarında yaşıyor olması bizler için büyük mutluluk. Sağolasın. Gözlerinden öpüyorum. .
*******************
Koray Tezcan Dediki :
O, hepimizin ilk öğretmeniydi...
Bütün "ilk"leri önce O'ndan öğrendik.
Bizlere ömür boyu yürüyeceğimiz yolu gösterdi...
Işıklar içinde olsun. Saygıyla sevgiyle anıyoruz.
*******************
Nur'unAlaNur Dediki :
Hüseyin Öğretmenim. siz beni okutmadınız sanmanıyınız . Bazen olurki varlığınızda yapamadığınız şeyleri yokluğunula daha güzel ve mükemmel yaparsınız. ben sizin o güzel öğretilerinizi ve nadide ve bihemta olan şahsiyetinizi öğrencileriniz olan ağabeylerimden pek sıklıkla dinledim dinledim dinledim. ve sizi yürekten sevdim. öğretilerinizi beynime kazıdım.. Siz benim için asla ölmediniz. çocukluğumdan gençliğime ve şimdi ihtiyarlığıma ve belkide ölünceye kadar kalbimde ve ruhumda yaşattıklarımın en önünde olanlardansınız.. elbe bizde geleceğiz yanınıza ve şahadet edeceğiz bizim öğretmenizmizdi ve bizlere hep doğruyu anlattı ve gösterdi diye şahitlik edeceğiz.. İnşallah cennet hep birlikte olmak dilek ve temennizsiyle nurlar içinde yatasınız.. henüz yenice öğrendiğim vefatınız dolayısıylede sevgili oğlunuz canım abim Atilla bey ilde yenice tanıştık .ne mutlu bize. siz asla merak buyurmayınız geride bıraktığınız asil evladınız ve bizler seni ilelebet anacağız ve anmayada devam edeceğiz.. Dualarımdasın aziz öğretmenim..
*******************

10 Kasım 2013 Pazar

TÜRK DEVRİMİNİN AYDINLANMA OCAKLARI: KÖY ENSTİTÜLERİ









 

 

 

KÖY ENSTİTÜLERİ
İlkokul öğretmeni yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasa ile açılmış okullardır. Tamamen Türkiye'ye özgü olan bu eğitim projesini 28 Aralık 1938 tarihinde milli eğitim bakanı olan Hasan Ali Yücel bizzat yönetti.

Neredeyse tüm Anadolu'nun okulsuz ve öğretmensiz olduğu gerçeği göz önüne alınarak, dönemin başbakanı İsmet İnönü'nün himayesinde, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından İsmail Hakkı Tonguç'un çabalarıyla köylerden ilkokul mezunu zeki çocukların bu okullarda yetiştirildikten sonra yeniden köylere giderek öğretmen olarak çalışmaları düşüncesiyle kuruldular. Geleneksel öğretmen okullarında yetişmiş öğretmenler için köylerde öğretmenlik yapmak, istenerek yapılacak bir görevden çok zorunluluk olarak algılanıyordu. Çalıkuşu romanındaki karakter gibi gönüllü ve özverili öğretmenlerin sayısı azdı. Oysa okuma yazma oranı Cumhuriyet ilk kurulduğu yıllarda %5 bile değildi. Bunun yanında nüfusun %80'lik bölümü köylerde yaşıyordu. Köy Enstitülerinin kurulması ve yaygınlaşması konusunda pedagoji uzmanı Halil Fikret Kanat'ın önemli çalışmaları vardı. Kanat, zorunluluktan değil özveriyle öğrenci yetiştirecek köye göre öğretmen fikrini savunmuştu.
1940 yılından başlayarak, tarım işlerine elverişli geniş arazisi bulunan köylerde veya onların hemen yakınlarında Köy Enstitüleri açıldı. Türkiye'de seçilen şehirlerden uzak ancak tren yollarına yakın tarıma elverişli 21 bölgede köy ilkokullarına öğretmen yetiştirmek üzere açılmıştı. Öğretmenler köylülere hem örgün eğitim verecek, okuma yazma ve temel bilgileri kazandıracak hem de modern ve ilmi tarım tekniklerini öğretecekti. Öğretmenler gittiği yörelerde bilinmeyen tarım türlerini de köylülere öğretecekti. Kitaba deftere dayalı öğretim yerine iş için, iş içinde eğitim ilkesi tatbik ediliyordu. Her köy enstitüsünün kendisine ait tarlaları, bağları, arı kovanları, besi hayvanları, atölyeleri vardı. Derslerin %50'lik bölümü temel örgün eğitim konularını içeriyordu. Geri kalanı ise uygulamalı eğitimdi.

1940-1946 arasında köy enstitülerinde 15.000 dönüm tarla tarıma elverişli hale getirilmiş ve üretim yapılmıştı. Aynı dönemde 750.000 yeni fidan dikilmişti. Oluşturulan bağların miktarı ise 1.200 dönümdü. Ayrıca 150 büyük inşaat, 60 işlik, 210 öğretmen evi, 20 uygulama okulu, 36 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık, 12 elektrik santralı, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 3 balıkhane, 100 km. yol yapılmıştı. Sulama kanalları oluşturularak enstitü öğrencilerinin uygulamalı eğitim gördüğü çiftliklere sulama suyu öğrenciler tarafından getirilmişti.

1946 yılında 15000 öğrenci ve 500 öğretmeni vardır.
Dersler: Türkçe, Matematik, Fizik, Tarih ve Yurttaşlık Bilgisi dersleri kültür dersleri olarak gösteriliyordu.
Ziraat Dersleri, Teknik Dersler ise uygulamalı dersler olarak gösterilirdi.
Sanat: Köylerde büyümüş öğrencilere klasik müzik enstrümanları ve geleneksel sazları çalması öğretiliyordu. Aşık Veysel, enstitüleri gezip öğrencilere saz çalmasını gösteriyordu. Hasanoğlan Köy Enstitüsü bu konuda en zengin enstrüman envanterine sahipti. Daha sonra açılan Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'ndeki derslere Ankara Konservatuvarı öğretmenleri geliyordu. Köy kökenli öğrencilerden kurulu orkestralar müzik eserlerini seslendiriyordu.
Mandolin, taşınması ve öğreniminin kolaylığı nedeniyle yaygınlıkla kullanılan enstrümanlardan biriydi. Müzik grupları, 17 Nisan şenlikleri, sınıf geceleri veya okulu ziyaret eden bir yönetici için kısa hazırlık provaları yaptıktan sonra konserler vermekteydi.
Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nde gerçekleştirilen bir bitirme töreni programı, enstitülerde yapılan sanatsal faaliyetlerin kapsamı konusunda örnek olarak gösterilebilir. İstiklal marşı ile başlayan programda sırasıyla; konuşma korosu (sağlık kolu mezunları), marş ve türküler (Akın Marşı, Halay Başı Türküsü), oyunlar (Arpazlı, Biço), mandolin konseri (Arılar, Semada Yıldızlar - öğretmen kolu mezunları), marş ve türküler (Vatan Marşı, Ördek isen Göle Gel Türküsü - yüksek kısım mezunları), oyunlar (Bengi, Dağlı), keman konseri (Mozart'tan rondolar; Allegro Vivo, Allegretto, Allegro A'la Turca - güzel sanatlar kolu), koro (Asker Dönüşü, Köy Okulu, İndim Dere Beklerim, Çoban - güzel sanatlar kolu), temsil (Anton Çehov'un Teklif adlı oyunu), konuşma ve diploma töreni, İleri Marşı (topluca), zeybek ve oyunlar (dışarıda topluca) yer almıştı. Programda ayrıca şiirler okunmuş ve müzik dersliğinde piyano ve saz konserleri verilmiştir. Sergilenmiş olan, yönetmenliğini Cüneyt Gökçer'in yaptığı oyunun yanı sıra enstitüde son bir yıl içinde sergilenen diğer tiyatro oyunları Molière'in Zoraki Tabip ve Kibarlık Budalası adlı oyunları, Sofokles'in Kral Oedipus'u, Gogol'ün Müfettiş'i ve Shakespeare'in Bir Yaz Gecesi Rüyası adlı oyunudur.
Enstitülerde hazırlanan programlar, toplumun sanat ve kültür hayatına katkıda bulunulması amacıyla çevre il ve köylere de götürülerek sergilenmiştir.

Köy Enstitülerinin Kapatılması
2. Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru 1945 yılında Sovyetler Birliği lideri Stalin'in Türkiye'den Kars, Artvin ve Ardahan'ı ve Boğazlarda askeri üs istemesi üzerine, Milli Şef de ABD'den askeri destek istemişti. Bu desteği vermeye hazır olduğunu belirten ABD, Truman Doktrini ile yardıma başlamıştı ama karşılığında Türkiye'de serbest seçimlere dayanan demokrasi düzeninin yerleştirilmesini ve Milli Şeflik, "5 yıllık kalkınma planları" ve "Köy Enstitüleri"leri gibi Sovyet sistemine benzer uygulamaların kaldırılmasını talep etti. 1946 yılında hükümetin yaklaşan seçimleri yitirme kaygısıyla CHP içinden muhalif milletvekillerinin başını çektiği örgütlü muhalefetin kampanyasıyla, müfredatında ve yapılanmasında kuruluş amaçlarından uzaklaşan değişiklikler yapıldı. İlerleyen yıllarda da, daha önceleri sıkı sıkıya bağlı olduğu "iş için iş içinde eğitim" ilkesinden uzaklaştırıldı. Önceleri yaratıcılığın ön plana çıktığı eğitim anlayışının yerine giderek geleneksel, ezberci eğitimin yerleştiği öğretmen okullarına dönüştürülerek 1954'te kapatıldılar. Köy Enstitülerine yöneltilen ve kapatılmaları ile sonuçlanan belli başlı eleştiriler birkaç ana başlık altında toplanabilir. Enstitülerde öğrenciler tek tip üniforma giyiyordu ve enstitü müdürü bile buna uyup aynı üniformayı giyiyordu. Öğrenciler bizzat yönetime katılıyorlardı. Bu ve benzeri sebepler ile enstitülere komünistlik suçlamaları yapılıyor arada bir ihbar mektuplarını dikkate alan polisin baskınlarına uğruyordu. Kız öğrencilerin erkek öğrenciler ile karma eğitim görmesi sonu gelmez dedikodulara neden oluyordu. Köylüler okul ve enstitü inşaatlarına yardım ile devlet tarafından mükellef kılınmıştı. Bu zorlamalar köylülere angarya olarak geliyordu. Öğrencilerin boğaz tokluğuna öğrenim görecekleri kendi okullarının inşasında çalıştırılmaları eleştirilmekteydi. Köylere atanan öğretmenler yörenin toprak ağalarıyla sorunlar yaşıyorlardı. Bu geçimsizlikler köy öğretmenlerinin toprak ağalarının seçtirdiği milletvekillerine şikayet olarak ulaşıyordu. Bu durum toprak sahiplerinin durmaksızın Ankara'ya baskı yapmalarına neden oluyordu.
Kaynak:Tarih Tarih
https://www.facebook.com/photo.php
fbid=390990994368148&set=a.180559425411307.45174.171286783005238&type=1&theater
* * * * * * * * * *

KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURUMSAL KALITINA DAİR KÜLTÜR BAKANLIĞINDAN DEĞERLİ BİR AÇIKLAMA”

Kültür Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Müdürlüğü’nün, Konya Valiliği’ne gönderdiği 4 Ocak 2000 tarihli yazısına dayanıyor. Kararda şu ifadeler yer alıyor:

Bilindiği gibi Köy Enstitüleri’nin Cumhuriyet dönemi çağdaş kültürel gelişmemizde çok özel ve önemli bir yeri bulunmaktadır. Toplumsal aydınlanmamıza büyük katkıda bulunan ve dünyanın birçok ülkesinde örnek eğitim kurumu olarak esin kaynağı yapılan Köy Enstitülerinin birçoğunun binaları da halen Cumhuriyet dönemi anılarını taşıyarak varlıklarını sürdürmektedir.

Yurt düzeyine yayılmış bulunan Köy Enstitüsü binaları, önemli tarihsel ve kültürel süreçlere tanıklık eden ve Cumhuriyet döneminin Atatürk ilkelerini yaşama geçirmek üzere eğitim ve çağdaş uygarlık hedeflerini simgeleyen kimlikleriyle, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 6.maddesi gereği korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarıdır.

Bu nedenle ekli listede yer alan ve Valiliğimiz sınırları içersinde bulunan Köy Enstitüsü binalarının 2863 sayılı yasa gereğince korunmalarının sağlanması ve yapılacak her türlü uygulama öncesinde Bakanlığımızdan izin alınması hususunda gereğini rica ederim.”

* * * * * * * * * * * *

KAYNAK: http://girgin-huseyin.blogspot.com/2022/07/ivriz-koy-enstitusu-peskes-mi-cekiliyor.html

* * * * * * * * * * * *


6 Kasım 2013 Çarşamba

Başöğretmen M. Kemal Atatürk'ten Öğretmenlere Öğütler...




Öğretmenler !
Erkek ve kız çocuklarımızın, aynı şekilde bütün öğretim basamaklarındaki eğitimleri uygulamalı olmalıdır.
Yurt evladı, her öğrenim basamağında, ekonomik hayatta başarılı, iz bırakan, eser sahibi olacak şekilde bilgilerle donatılmalıdır.
Ulusal ahlâkımız, çağdaş esaslarla ve hür fikirlerle artırılmalı ve takviye olunmalıdır . Bu çok mühimdir, bilhassa nazarı dikkatinizi çekerim....
Sizin başarınız Cumhuriyetin başarısı olacaktır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk (İzmir konuşması)

5 Kasım 2013 Salı

TÜRKİYE'DE KÖY ENSTİTÜLERİ / Sabahattin Eyüpoğlu







GÖRSELLERDEN İLK 5 TANESİ GÖNEN KÖY ENSTİTÜSÜNE, DİĞERLERİ KIZILÇULLU KÖY ENSTİTÜSÜNE AİTTİR.

TÜRKİYE'DE KÖY ENSTİTÜLERİ
Sabahattin Eyüpoğlu – 1965 / İstanbul

Kadroların yetiştirilmesi ve yerleştirilmesikonusunda Türkiyenin^girişmiş olduğu en ilginç deneme kuşkusuz 1939-1946 yılları arasında Köy Enstitüsü denemesidir. Üniversiteyi Batılı ölçülere uydurma amacı güden köklü üniversite reformdan sonra Kemal Atatürk nihayet Türk halkının dörtte üçünün yaşadığı ve devletin tahsildar ve askere alınacakları toplayacak subaydan başka kimseyi göndermediği 40.000 köyün eğitilmesi gibi büyük bir sorun üzerine eğilebiliyordu. Bu köylerin ancak bir kaç bininde, b üyük kentlerdeki öğretmen okullarında iyi kötü yetişmiş ilk okul öğretmenleri, her türlü güçlüğü yenerek görevlerini yerine getirebiliyorlardı.
Atatürk tarafından köylerdeki koşolları incelemekle görevlendirilmiş bir inceleme komisyonu Ankara'ya iki basit gözlemle dönüyordu, bunlardan biri şaşırtıcı, öbürü düşündürücüydü:
Bazı köylerde köy çocukları okulda öğrenmiş olduklarını hemen hemen bütünüyle unutmuşlardı ve yaşantılarında hiç bir şey değişmiş değildi: Okuma yazmayı bile bilmiyorlardı artık.
Okul bulunmayan bir ya da iki köyde, bazı çocukcuklar yalnız okuma yazma bilmekle kalmıyorlar, Türkiye tarihi, yeni makineler, sağlık, aritmetik üzerinde de yeter bilgilere sahip bulunuyorlardı. Bu mucize, köylüye nasıl konuşulacağını bilen, köylerine dönen onbaşı ya da çavuşlar tarafından gönüllü olarak gerçekleştirilmişti.
İleride İlköğretim Genel Müdürü olacak İsmail Hakkı Tonguç tarafından değerlendirilen bu iki gözlem önce Eskişehir'deki köy eğitmeni yetiştirme kurslarının, sonrada Köy Enstitülerinin temelini teşkil etmiştir; bu enstitülerde gönüllü olarak köy öğretmeni olan erbaşların yerini ilkokul mezunları alacak ve bunlar altı aylık basit bir kurs yerine beş yıllık düzenli bir eğitim ve öğretim göreceklerdir. Bu iki öğretmen yetiştirme yönteminde ortak nokta istihdam şekliydi: Okumuş, aydınlanmış köylü , köyüne dönüp hayatını orada kazanacak, buraya kendisiyle yeni fikir ve bilgiler getirecek.
İsmail Hakkı Tonguç tarafından düşünülen ve bir 1940 yasasında yer alan Köy Enstitüsü yalnız bir okul değil aynı zamanda modern bir çiftlik ve öğrencilerin kendi binalarını bizzat kendileri yapmayı, toprağı işlemeyi öğrendikleri, başlangıçta lise derslerinden çok farklı olmayan derslerini bir yandan izlerken bir yandan da yaşantılarını düzenledikleri bir yatılı kurumdur. Öğretim elden geldiğince yeni bir dünyanın kuruluşuna yardım etmeliydi. Ortak ve üretici çalışma bu yetiştirmenin temel ilkesiydi ve Anadolu köylüsü bunu binlerce yıldan beri imece adı altında bildiği için bu çalışmayı çok kolay ayak uyduruyordu. Figya'da doğmuş klasik ozan Ezop da masallarında bu tür ortak çalışmadan söz eder.
Geleceğin öncüsü, köyünde yolunu şaşırmasın diye her enstitünün belirli bir bölgenin koşullarına uymasıi özel kolaylıkları olmayan bir yere kurulması, önceden dikkatle hazırlanmış bir tasarıya göre yapılması, pahalı ve bakımı güç tesislerden kaçınması, acil ihtiyaçlarını bir an önce hazırlayacak duruma gelmesi gerekiyordu.
Tutucu pedegogların karamsarlık ve bozgunculuğuna karşın atölyeleri, meyve bahçeleri, ekin tarlaları, kooperatifleri, kendilerinin ürettikleri elektrik enerjisiyle yirmi enstitünün tam bir üretici etkinlik içinde bulunduğu 1946'ya kadar her şey çok iyi yürüdü. Birbirlerine yardım ekipleri gönderen bu enstitülerin hepsinde öğrenci sayısı maksimum olan 1000' e erişecekti. Ankara yakınında 1943'te kurulan Yüksek Köy Enstitüsü, Köy Enstitüleri için yeni tipte öğretmenler yetiştirmişti bile, yine öğretmenlerin köylere yerleştirilmesini kolaylaştırmak amacını güden araştırma merkezleri hemen hemen kendiliklerinden doğmuştu. İlk yetişen köy öğretmenlerienstitü tarafından sağlanan hayvan, araç ve gereçleriyle okul-çiftliklerine yerleşmişlerdi. Köy öğretmeni ayda yalnız 20 lira alıyordu ( O zamanın parasıyla aşağı yukarı 4 dolar ), ama işlenmemiş tarlaları ekebilirdi, kendisinin ilişkilerini sürdürmek zorunluluğunda bulunduğu enstitünün gözetimi altında bu tarlaları işleme olanağı vardı.
Ne var ki, bu deneme ilk meyvelerini vermeye başlamışken, bir gericilik hareketi hortlayıp birden bire bu atılımı durdurdu. Ama fikir yine bütün canlılığıyla ayakta durmaktadır ve denilebilirki Türkiye öğretmen yetiştirme ve kullanmada şimdiye dek böylesine özgün, böylesine etkili bir yol bulamamıştır henüz. Bir kişiyi ancak doğup büyüdüğü bir köye yerleştirmek amacıyla okuyup yetiştirdiğimiz tek kurumumuz bu Köy Enstitüleridir. Burada kültürle teknik, ülküyle gerçek bilinci aynı amaçta birleşiyordu: HALKIN SEVİYESİNİ YÜKSELTMEK.

Sabahattin Eyüpoğlu – 1965
(“Kadroların Yetiştirilmesi” Konulu Kollokyum. 1965 / İSTANBUL )

Kaynak: Köy Enstitüleri Üzerine / Sabahattin Eyüpoğlu - Nisan 1999 / Cumhuriyet Gazetesi Yayınları