27 Şubat 2014 Perşembe

ZEYTİNİN TERİ - KÖY ENSTİTÜLÜ BİR ÖĞTERETMENİN YAPTIKLARI / Dr. Mehmet Uhri


ZEYTİNİN TERİ / Dr. Mehmet Uhri

Bu yazı, emekli öğretmen Hüseyin Kocakülah ve köy enstitülerine emek
verenlerin anısına ithaf olunmuştur.

Arabamız su kaynatmasa durmayacaktık, o sıcak yaz günü Balıkesir'in
Savaştepe ilçesinde. Yola çıkmadan önce arabaya bakım yaptırmış, hararet
sorunu olduğunu söylememe rağmen arıza bulamamışlardı. Dağda su
kaynattıktan sonra motorun soğumasını bekleyip ancak Savaştepe'ye
kadar gidebilmiştik.

Birlikte yolculuk ettiğim eşim ve kızımın da canı sıkkındı. Günlerden
pazardı ve her yer tatildi. Sanayi sitesinde arabaya baktıracak
birilerini aradık, bulamadık. Can sıkıntısı ve çaresizlik içinde
söylenirken tamirci aradığımızı duyan birileri aracılığıyla tanıştık;Hüseyin amcayla.

Elinde küçük bir alet çantası vardı. Yardımcı olmak istediğini
söyledi.

Motora yaklaştı, sesini dinledi. Kontağı kapatıp tekrar açtı. Hiçbir yere
dokunmadan uzun uzun motoru ve çalışmasını izledi. "motorun soğutma
sisteminde sorun görmediğinden" söz etti. Bir süre daha bakındı.
Sonra"buldum galiba" diye haykırdı.
"Her şey normal görünüyor ve su kaynatıyor ise araba su eksiltiyor
demektir. Muhtemelen kalorifer peteği delinmiş, su kaçırıyordur. O
takdirde döşemelerin ıslak olmalı" dedi. Gerçekten de onca uzmanın
çalıştığı servisin bulamadığı sorunu kısa sürede görmüştü.
Arabanın kalorifer sistemi su kaçırıyor eksilen soğutma suyu yüzünden
araba hararet yapıyordu. Kalorifer sistemini devre dışı bırakıp geçici
bile olsa su kaçağını önleyip sorunu çözdü, Hüseyin amca.
Teşekkür edip borcumu sordum. Arabanın camındaki tıp armasını
gösterdi;
- Doktor musun?
- Evet.
- Bizim hanımın yıllardır geçmeyen ağrıları var. Gelip bakarsan
ödeşiriz. Ben de hanıma doktor götürmüş, gönlünü almış olurum. Hem de
çayımızı içer soluklanırsınız.
Hep beraber, Hüseyin amcanın evine gittik. Tek katlı bahçeli şirin bir evdi.

Hanımının şikayetlerini dinleyip, muayene ettim. Çoğu yaşlılığa ve
menopoza bağlı yakınmaları için tavsiyelerde bulunup iki de ilaç yazdım.
Kadıncağızın yüzü güldü. Teşekkür etti. Çay hazırlamak için izin istedi.

Bu arada ilkokul çağındaki kızım boş durmuyor odaları karıştırıyordu. Bir
şey kırıp dökmesin diye yanına gittiğimde evin bir odasının
duvarlarının kitapla dolu olduğunu gördüm. Şaşkınlığım daha da
artmıştı.
Muhabbet ilerleyince, tamirci sandığım Hüseyin amcanın gerçekte emekli
ilkokul öğretmeni olduğunu 39 yıl devlet hizmetinde Ege'nin köyleri nde
çalışıp emekli olduktan sonra Savaştepe'ye yerleştiğini anlattı.
Çocuklarının okuyup büyük şehre gittiğini burada hanımıyla baş başa
yaşadığından dem vurdu.
- Neden buraya yerleştin?
- Ben okumayı, yazmayı, hayatı burada öğrendim. Sizler bilmezsiniz,
unutuldu gitti. Ben Savaştepe köy enstitüsünün ilk mezunlarındanı m. Hasan
Ali Yücel maarif vekili iken ilk köy enstitüsü burada açıldı. Burada
öğrendim ben hayatı, bir şeyler öğretmenin nasıl mutluluk
verdiğini.
Ayrılamadım buralardan.
- Peki bu tamircilik işi nereden çıktı?
- Dedim ya, bilmezsiniz sizler, köy enstitüsü mezunu olmanın ne demek
olduğunu? O zamanın okulları sanırsınız. Halbuki orada bu toprağın
çocuklarına okuma yazmanın yanı sıra çiftçiliği, hayvancılığı, inşaat
yapmayı, yemek yapmayı, bozulanları tamir etmeyi, örgü örmeyi hatta az
buçuk hekimlik yapmayı bile öğret tiler. Hayatı öğrendik ve öğretmen olup
hayatı öğrettik çocuklara.
- Yani elinizden çok iş geliyor.
- Köy enstitülerinde bilmeyi, öğrenmeyi, düşünmeyi soru sormayı,aklını
kullanmayı öğretiyorlardı. Zaten bu yüzden yaşatmadılar ya...

Bu arada çaylar geldi. Çayın yanında ekmek peynir ve zeytinden oluşan
kahvaltı da hazırlamıştı Hüseyin amcanın hanımı. Emekli olduktan sonra
zeytinciliğe başladığını sofradaki zeytinin de kendi ürünleri olduğundan
söz etti.
- Zeytinin hikmetini bilir misin? Meyveleri ile karnımızı doyurmuş, yağını
çıkarmışsız. Kandillerde yakıp aydınlanmışız, odunu ile
ısınmışız.
Giderek ona benzemişiz.
- Nasıl yani?
- İnsan da doğanın meyvesi değil mi?

Sofradaki zeytin çanağından aldığı zeytini ışığa doğru tutup;
- Doğup büyüdüğünde zeytin tanesi gibi acı, yeşil bir meyve insan.

Çoğunu sıkıp yağını çıkarıp posasını da sabun yapıyoruz. Yani heba olup
gidiyor. Bir kısmını sofralık ayırıyor selede tuza yatırıp acı suyunu
atmasını buruşup bu hale gelmesini sağlıyoruz. Veya salamura yapıp
olduğundan daha şişkin gösterişli hale getiriyoruz. İnsanlara da
böyle yapmıyor muyuz? Okullarda okutup okutup hayata hazırladığımızı
sanıyor ya şişiriyor ya da buruşturup atıyoruz insanları.

"Sizin köy enstitülerinde yaptığınız da böyle bir şey değil miydi" diye
soracak oldum. Hanımına baktı gülüştüler.
- Hurma zeytini bilir misin?
- Bilmem. Hiç duymadım.
- Egenin bazı yerlerinde olur. Ağaç aynı ağaçtır ama her yıl kasım ayı
sonu gibi denizden karaya esen rüzgar ile zeytin ağaçlarına bir mantar
bulaşır. Bu mantar zeytinin terini giderir, acısını dalında alır.
Dalında olgunlaşır zeytinler. Toplandığınd a yemeğe hazırdır
anlayacağın.
- Eeee.
- Köy enstitüleri de böyleydi. Dalında olgunlaşan zeytinler gibi
insanları oldukları yerde yetiştirmeye, onların bilgilerini de diğer
insanlara bulaştırmayı amaçlamıştı. Doğup büyüdüğü ortamda
olgunlaştırıyorlardı, insanı. Hayata hazırlıyorlardı .

Sustuğumu görünce. Hanımından boşalan bardakları doldurmasını rica etti.

"işte bu yüzden, öğrendiklerimin zekatını vermek, zeytinin terini
hatırlatmak için buradayım, doktorcum, unutulsun istemiyorum" dedi.
Kitaplığından çıkardığı iki kitabı kızıma hediye etti. Vedalaştık.
Arkamızdan bir tas su döküp, uğurladılar.

* * * * * * * * * * * * *
Dr. Mehmet Uhri
Not: Bu yazı, emekli öğretmen Hüseyin Kocakülah ve köy enstitülerine emek
verenlerin anısına ithaf olunmuştur.
* * * * * * * * * * * * * 

24 Şubat 2014 Pazartesi

MUSTAFAKEMALİM.wmv

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK SARIZEYBEK.wmv

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK SEVGİYLE GÜLEN GÖZLER.wmv

GÖNEN KÖY ENSTİTÜSÜ GÜNLERİ / HÜSEYİN GİRGİN VE ARKADAŞLARI


1940' lı yıllar: 
ISPARTA GÖNEN KÖY ENSTİTÜSÜ GÜNLERİNDEN GÖRSELLERDE HÜSEYİN GİRGİN ÖĞRETMENİMİZ VE SEVGİLİ ARKADAŞLARI.
SELAM OLSUN KÖY ENSTİTÜSÜ GELENEĞİNDEN SEVGİLİ ÖĞRETMENLERİMİZE, SONSUZLUĞA UĞURLADIĞIMIZ BÜYÜKLERİMİZİ RAHMET VE ÖZLEMLE ANIYOR, YAŞAMDA OLAN SEVGİLİ BÜYÜKLERİMİZE SAĞLIK VE GÖNÜLLERİNCE BİR YAŞAM DİLİYORUZ. 
DOSTLUK VE ESENLİK DİLEKLERİMİZLE.

KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURUMSAL KALITINA DAİR KÜLTÜR BAKANLIĞINDAN DEĞERLİ BİR AÇIKLAMA”

Kültür Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Müdürlüğü’nün, Konya Valiliği’ne gönderdiği 4 Ocak 2000 tarihli yazısına dayanıyor. Kararda şu ifadeler yer alıyor:

Bilindiği gibi Köy Enstitüleri’nin Cumhuriyet dönemi çağdaş kültürel gelişmemizde çok özel ve önemli bir yeri bulunmaktadır. Toplumsal aydınlanmamıza büyük katkıda bulunan ve dünyanın birçok ülkesinde örnek eğitim kurumu olarak esin kaynağı yapılan Köy Enstitülerinin birçoğunun binaları da halen Cumhuriyet dönemi anılarını taşıyarak varlıklarını sürdürmektedir.

Yurt düzeyine yayılmış bulunan Köy Enstitüsü binaları, önemli tarihsel ve kültürel süreçlere tanıklık eden ve Cumhuriyet döneminin Atatürk ilkelerini yaşama geçirmek üzere eğitim ve çağdaş uygarlık hedeflerini simgeleyen kimlikleriyle, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 6.maddesi gereği korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarıdır.

Bu nedenle ekli listede yer alan ve Valiliğimiz sınırları içersinde bulunan Köy Enstitüsü binalarının 2863 sayılı yasa gereğince korunmalarının sağlanması ve yapılacak her türlü uygulama öncesinde Bakanlığımızdan izin alınması hususunda gereğini rica ederim.”

* * * * * * * * * * * *

KAYNAK: http://girgin-huseyin.blogspot.com/2022/07/ivriz-koy-enstitusu-peskes-mi-cekiliyor.html

* * * * * * * * * * * *


27 Ocak 2014 Pazartesi

KİTAP OKUMA KÜLTÜRÜ - KÜTÜPHANELER ve KÖY ENSTİTÜLERİ / Ali Haydar ÇETİNKOL



KONU : KİTAP OKUMA KÜLTÜRÜ - KÜTÜPHANELER ve KÖY ENSTİTÜLERİ ... !!!
Yazan: Ali Haydar ÇETİNKOL (Karşıyaka-İzmir)
DEĞERLİ ARKADAŞLARIM MERHABA !..

Ülkemizin şuan ki ve istikbâlde ki durumunu İPOTEK altına alan CAN YAKICI bir konudur " KİTAP OKUMA KÜLTÜRÜ " !..
Gözlemlediğim kadarıyla ; " KÜTÜPHANELER " can çekişiyor !.. KİTAP OKUMA KÜLTÜRÜ " uygar ülkeler " düzeyine henüz ulaşmadan ! " ekran kültürüne " geçişin burukluğunu yaşıyorum !.. Eskiden de sevmezdik ama ! şimdilerde " okumayı " hiç sevmeyen bir toplum olduk !..
Bazı ülkeler ile karşılaştırma yapmak istiyorum .
BİR YILDA KİŞİ BAŞINA " KİTAP OKUMA SAYILARI " :
Japonya ' da ........ 25 kitap
İsviçre ' de ........ 10 kitap
Fransa ' da ........ 7 kitap
TÜRKİYE ' de ...... 6 kişiye ' yılda ' 1(bir ) kitap !!!

KÜTÜPHANELERLE İLGİLİ KARŞILAŞTIRMALAR :
1996 2001
Okuyucu sayısı .............. 22.523.000 11.698.000
Kayıtlı üye sayısı .............. 1.004.000 254.000
Ödünç verilen kitap ......... 4.507.000 2.164.000
Satın alınan kitap ............ 129.000 13.800
TÜRKİYE 'DE OKUMA VE İZLEME ORANLARI :
Dergi okuma ........ % 4
Kitap okuma ....... % 4,5
Gazete okuma ........ % 22
Radyo dinleme ....... % 24
T V İZLEME ........ % 95

Yukarıda ki İSTATİSTİKİ bilgiler çok düşündürücü ve acınacak durumda oluşumuzun küçük bir fotoğrafıdır !.. Devam ediyorum ...
Elektronik ' DEVRİM ÇAĞI ' KİTAP OKUMAYI gölgeledi !..Kitap okuma SEVGİ ve ALIŞKANLIĞI önce evde ANNELER - BABALAR... , okullarda ÖĞRETMENLERCE verilmelidir ... Ama ! anne - baba, öğretmenler ve diğer büyüklerimiz okumuyorlarsa ! ÇOCUKLARIMIZ nereden ' KİTAP OKUMA SEVGİ VE ALIŞKANLIĞI ' kazanacak !.. TÜRKİYE 'de ÇOCUKLAR okuma becerileri açısından 35 ÜLKE arasında 28. sırada !!!
Halbûki ; Bireylerin gelişmesi , çağdaş bir bilgi toplumu oluşturma ; bence ' okuma zenginliği ile kazanılacaktır ' !.. Eğitimin ana ilkesidir ' OKUMAK ' . " EĞİTİM ; EKMEK VE SUDAN SONRA EN ZORUNLU GIDADIR " der DANTON . " OKUMAYI ÖĞRENMEK SANATLARIN EN GÜÇ OLANIDIR . " özdeyişiyle GOETHE , okumayı öğrenmenin bir sanat olduğunu belirtiyor !..
E. GİBBAM'ın " OKUMAYI HİÇBİR SERVETE DEĞİŞMEM " özdeyişinin anlam zenginliği beynimin kıvrınlarını besliyor ...
D İ K K A T !.. GÜZEL KONUŞMA , SÖZCÜK ZENGİNLİĞİ , CÜMLE KURMA ALIŞKANLIĞI vb.vb. EDİNME de YİNE " OKUMAYLA " OLABİLECEKTİR !..
Bir F İ N Atasözü :
" KİTAPLAR DEMOKRASİNİN KALELERİDİR " demekte ... 2000 yıl öncesinden O V İ D İ U S ' da " GENÇLERİNİ KİTAPLA BESLEMEYEN TOPLUMLARIN SONU ACIDIR " uyarısını yapmıştır ... Çoğumuz yine anlamıyoruz , anlamak istemiyoruz !..
ÜLKEMİZDE GÜNDE ORTALAMA 5 SAAT T V İZLERKEN , KİTAP OKUMAYA YILDA SADECE VE SADECE 6 SAAT AYRILIYOR (!!!)
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
Toplumsal kalkınmamazın ve kültürel başarımızın ana öğesi olan KİTAPLARIN OKUNMASI tutkuya dönüşmelidir ...
KONFÜÇYÜS'ün : " TANRIM !.. bana KİTAP dolu bir EVLE , ÇİÇEK dolu bir BAHÇE ver " yakarışı ; KİTAP okumanın ve KİTABIN önemini doğa sevinciyle örtüştüren bir yaklaşımdır ... BİLGİ AÇLIĞIMIZI KİTAPLARLA , RUHSAL YAPIMIZIN ONARIMINI ÇİÇEKLERLE DESTEKLEYEN BU YAKARIŞI BEN DE İÇSELLEŞTİRİYORUM ...
S O N U Ç :
ÇİN'li FİLOZOF KONFÜÇYÜS 'ün 2500 yıl önce yukarıda sunduğum özdeyişi ; ÜLKEMİZDE 1940 'tan - 1954 'e kadar yani 14 yıl gibi kısa bir zaman diliminde " KÖY ENSTİTÜLERİNDE " yaşanmış veya yaşatılmak için yola çıkılmıştır ...Her " KÖY ENSTİTÜLÜ " TEORİK EĞİTİMİN yanı sıra " PRATİK " bir beceri de edindi. DUVARCI,MARANGOZ,DEMİRCİ,ELEKTRİKÇİ vb. Köye gidecek ÖĞRETMEN hayatın her alanında " KÖYLÜYE ÖNDERLİK " edecek b i r i k i m e ve y e t e n e ğ e sahip bir önder olarak yetiştirilmektedir. Ayrıca bu okullarda " DAYAK " yoktur. Enstitülerde yetişen ÖĞRETMENLER tarafından da bu çoşku yaşatılmış ve yaşatılmaya çalışılmıştır ... Bu güzelim , DESTANSI OKUMA ve OKUTMA SEFERBERLİĞİ " KARŞI DEVRİMİN " acımasız kıyımına uğramış ve yaz yağmuru gibi gelip - geçmiştir !.. KÖY ENSTİTÜLERİ KAPANMAMIŞ OLSAYDI BUGÜN ÜLKE BU HALE GELİR MİYDİ ?.. GELMEZDİ ... GELEMEZDİ ... ÇÜNKÜ AYDINLANMANIN IŞIĞINDA YETİŞEN NESİL ' GERİCİLİĞE ' GEÇİT VERMEZDİ ... KÖY ENSTİTÜLERİ CHP 'NİN DESTEĞİ İLE DEMOKRAT PARTİ TARAFINDAN 1954 YILINDA KAPATILMIŞTIR (!!!) KÖY ENSTİTÜLERİ " KOMÜNİSTLER YETİŞTİRİYORLAR " (!) SÖYLEMİNİ YAYARAK ve BASKIYLA KAPATILDILAR !.. FAALİYET GÖSTERDİKLERİ 14 YIL ZARFINDA İSE BİNLERCE " KÖY ÖĞRETMENİ " YETİŞTİRİP TÜRKİYE ' NİN MEDENİYETE AÇILAN PENCERESİ OLDULAR ... U N E S C O ' NUN örnek " EĞİTİM MODELİ " olarak dünyaya tanıttığı bu model ne yazık ki OKUL KİTAPLARINDA bile yer almıyor !.. Tarifsiz KEDERLER - UMUTSUZLUKLAR ... " içindeyim !.. GÜNÜMÜZ TÜRKİYESİ'nde İKTİDARA sahip olanlar GAFLET ve DALÂLET ve HATTÂ H İ Y A N E T içindeler !.. İNSANİ özelliklerini ! YURTSEVER kimliğini ! henüz yitirmemiş , DOSTLAR ; ' İSMAİL HAKKI TONGUÇ ' UN şu sözlerinden irkilebilir (!) : " SİZİ SADECE SİZE EMANET EDİYORUM . YALNIZ DA KALSANIZ DOĞRULARI SAVUNMAKTAN VAZGAÇMEYİN VE SAHTEKÂRIN YÜZÜNE ' SEN SAHTEKÂRSIN ' DEYİN . " NE DERSİNİZ , ÖYLE BİR ' U M U T ' VAR MI ?.. BENCE VAR ...
Yeniden bir diriliş ve ÖRGÜTLENME ... ile , hep birlikte " çağdaş eğitim seferberliği " bizim ellerimizdedir !.. OKUMAK ve OKUTMAK " özveri ister ... göznuru ister ... sabır ister !.. Ölü toprağını üzerimizden atıp en az YILDA 25 KİTAP okumalı , okunan kitaplar İRDELENMELİ , ÖZETİ ÇIKARILMALI ve TARTIŞILMALIDIR !..
Eğer ülkemizin gerçekten " ÇAĞDAŞ BİR ÜLKE " olmasını istiyorsak OKUMAK ve OKUTMAK zorundayız ... M.KEMÂL'in : " ÇAĞDAŞ TÜRKİYE'Yİ YARATMAK İÇİN VAR GÜCÜMÜZLE ÇALIŞMALIYIZ . " " OKUYAN , ARAŞTIRAN BİR TOPLUM YARATILMALIDIR . " diye OKUMANIN önemini vurgulayan özdeyişleri REHBERİMİZ olmalıdır ...
BİLMEDEN BİLİR GÖRÜNEREK (!) OKUMADAN OKUR HAVASI YAPARAK (!) AKLIMIZIN ERMEDİĞİ (!) HİÇBİR ŞEKİLDE ANLAMAK ZAHMETİNE DE KATLANMADIĞIMIZ (!) AMA ÇOK BİLMİŞ HAVA İLE TEPEDEN BUYURMAKTAN ÇEKİNMEDİĞİZ (!) VS. VS. BİR RUH HALİ İLE HEP BİRLİKTE ÜLKEMİZ ŞİKAYET ETTİĞİMİZ DURUMLARA DÜŞÜRÜLDÜ !.. FAKAT ! HİÇBİRİMİZİN BU MANZARADAN sanki hiç S U Ç U yok !!! Hepimiz üzerine düşenin fazlasını yaptı(!) ve hepimiz ' sütten çıkmış ak kaşığız ' !!!
KABAHAT BENİM , SENİN !
- DEMEĞE DE DİLİM VARMIYOR AMA -
KABAHATIN ÇOĞU BENİM - SENİN , CANIM KARDEŞLERİM !..
YAMAN BİR ACIYLA KIVRANIYORUM DURMADAN ;
TEMBELLİK , MİSKİNLİK SİNMİŞ HEPİMİZE ,
KİMSE ( BEN DAHİL ) LÂF ANLAMIYOR ,
..............................................................................
NE ACIKLI ! BUNU GÖRÜP DE HAYKIRMAMAK .
AMA ANLAMAYANLARA DİL DÖKMEK DAHA A C I !..
İYİ OKUMALAR !.. İYİ OKUTMALAR !..
VERDİĞİM RAHATSIZLIK İÇİN ÖZÜR DİLER , SEVGİLER ... SAYGILAR ... SUNARIM !.. HOŞÇAKALINIZ !.. GERİSİ HAYAT

1 Ocak 2014 Çarşamba

Köy Enstitüleri üzerine (17 Nisan Bayramı) / Sabahattin Eyüpoğlu











Köy Enstitüleri üzerine ( 17 Nisan Bayramı ) / Sabahattin Eyüpoğlu

17 NİSAN
On yedi Nisan Türk köylüsünün er geç sömürülmekten, kahır çekmekten kurtulacağına, köyler karanlıkta kaldıkça Türkiye'nin kutlu aydınlıklara eremeyeceğine, Türk köylüsünün yüreğinde tepilmiş, saklı kalmış yaratma güçleri olduğuna inananların bayrakları yarı yarı indirerek de olsa kutlamakta direttikleri, yeni adı Atatürk olan pir aşkına ve fakir aşkına direttikleri bir bayram günüdür. O gün tomur tomur umut gülleri açmıştı bozkırın ortasında. Yol bulunmuş, iş yürümeye kalmıştı. Bir yürüyüş eylendi ki bir günde on günlük yol alındı; her atılan adım çorak topraktan bir telli kavak çıkardı; Enstitü kurucularının yürekleri, kafaları yediveren güllere döndü. Bilmeyenlere, görmeyenlere nasıl gelir, bu söylediklerim. Değil kardeşim, masal değil. İnsanda çok keramet olduğunu; enstitülerin bu kerameti işleyiş ot bitmez denen yerlerde bağlar, bahçeler yaptıklarını, su gelmez denen yerlere su getirip o sudan da ışık çıkardıklarını ben gözlerimle gördüm.

On yedi Nisan, emeğin Tanrısal bir güç olduğuna ve Aşık Veysel'in dediği gibi, Tanrı ne kadar cömert de olsa tembeli tutmayacağına, işgücüne ve üretime dayanmayan eğitim ve öğretimin efendi-köle düzenini sürdüreceğinekısa zamanda kalkınmak için paradan puldan çok insan yüreğini ve elini işletmek gerektiğine, bilimi tek mürşit saymakla birlikte en büyük bilim düşmanlarının bilim cüppesi giyenler arasında bulunabileceğine, bilimin özgürlük gibi her gün yeniden kazanılması gerektiğine inananların bayramıdır.

On yedi Nisan elbet Türk solunun, yani Atatürk gibi, İnönü gibi laik ve sınıfsız yeni bir Türkiye özleyenlerin bayramıdır. O gün Türk köylüsü kendini hor görmeyecek, derdine derman arayacak, yanı başında çalışacak, halinden anlayacak hem yerli hem ilerici bir eğitim kurumuna kavuşuyordu. Bu kurumda köylü, yani Türkiye halkının büyük çoğunluğu tarihte ilk kez kendi yöneticisini kendisi yetiştirecek ve kendi kendini yöneten halkın, yani gerçek demokrasinin yepyeni bir örneğini verecekti.

On yedi Nisan dünya eğitim tarihine Tonguç adında bir Türk'ün değeri gittikçe daha iyi anlaşılacak bir fidan diktiği gündür. Bizim budadığımız bu fidan, özgürlük savaşımız gibi, dünyanın bir çok ülkelerinde, özellikle Hindistan'da, Türkiyeden getirildiği saklanmayarak dikilmiş ve yüzlerce Hint Köy Enstitüsü doğmuştur. Bu fidanın kısaca tanımlanması ÜRETİCİ EĞİTİM'dir. Bu eğitim yolu kısa zamanda öyle beklenmedik başarılar sağladı ki, Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi içindeki sözde köylü dostları maskelerini çıkarıp Köy Enstitülerinin karşısına dikildiler: Ünlü generaller, ünlü profösörler, ünlü politikacılar, ünsüz ama memlekette sözü geçen eşraf, ağalar ve imamlarla birlikte: Yoooo, köylünün köylü kalması, devlet işlerine karışmaması, efendilerine boyun eğmesi gerek, dediler. Koca İnönü kendi partisine, kendi kurduğu orduya, savunduğu devlet yöneticilerine karşı, kurulmasını candan istediği, desteklediği Köy Enstitülerini koruyamadı. Günün koşulları da, enstitüleri içinden de sarsmaya başlayan tepkiyi zorla önlemeye elverişli değildi. Savaş yıllarının İnönü'ye verdiği olanaklar elinden çıkmış, sonuçlarını bildiğimiz politika dolapları dönmeye başlamıştı. Köy Enstitüleriyse devlet ve toplum güçlerinin çatışmasız elbirliğyle yürütülebilecek yurt çapında devrimci bir kurumdu. Girdiğimiz çok partili düzende bu kurumu ancak, halkın desteğiyle devlet başına gelecek sol güçler kurabilecektir, er ve geç de kurulacaklardır.

On yedi Nisan, kısa bir süre içinde olsa, çoşkun bir imecede el ele vermenin sevincini tatmış insanların bayramıdır. Neydi o mutlu, o mutlu günlerde, yediklerini hak eden, aldıklarından çoğunu veren, emeklerinin boşa ve sömürücüye gitmediğini gören gençlerin elleriyle yeşerttikleri topraklar üstünde kutladıkları on yedi Nisanlar? Bilmeyenler ne bilsin, bilenlere selam olsun!1968
* * * * * * * * * * * * * * *

Kaynak: Köy Enstitüleri Üzerine-Sabahattin Eyüpoğlu
Cumhuriyet Kitapları Tarih Kültür Dizisi. Nisan 1999