7 Ağustos 2020 Cuma

GERALİ / SARAYKÖY: “ BİR TATLI HÜZÜN, Nostalji"- "Sevgili Öğretmenim Hüs...


GERALİ / SARAYKÖY: 1940/80'li yılların Gerali ve Sarayköyünden “ BİR TATLI HÜZÜN, NOSTALJİ !...”
Düzenleme: Atila Girgin,
Merhaba sevgili dostlar!...
Bu videoyla sizleri 1940,1950,1960,1970,1980'li yılların Gerali ve Sarayköyüne götürmek istedik.Bu videoyla Köy Enstitülü kuşaktan Sarayköy/Gerali kökenli sevgili öğretmenimiz Hüseyin Girgin, sevgili eşi Zinet Hanım ve Sarayköy ve Gerali kökenli bazı ailelere ait görseller sunacağız. Görseller yöreye ilişkin nostaljik kent belleği özelliği taşımaktadır. Dönemin toplumsal yaşamından kesitler sunan bu görsellerle; yörenin kültürel kent belleğine not düşmek, anılarımızı tazelemek, unutulmasını önlemek, anımsanmasına katkı sunmak istedik. Sonsuzluğa uğurladığımız insanlarımızı rahmet ve saygıyla anıyoruz. Keyfiyet sizlerin. Önemserseniz; haydi iyi seyirler, dost kalın, dostlukla kalın.
* * * * * * * * * * * * * * * * * *
Sarayköy'e ilişkin kardeş bağlantılar:
https://saraykoyozlemi.weebly.com/
http://saraykoyozlemi.blogspot.com/
http://saraykoyheyetimilliye.blogspot...
http://girgin-huseyin.blogspot.com/
http://tahsildaryusufefendi.blogspot....
https://gerali.weebly.com/
https://www.instagram.com/saraykoyozl...
https://www.instagram.com/geralidostl...
https://sites.google.com/site/sarayko...
https://sites.google.com/site/geralid...

17 Nisan 2020 Cuma

KÖY ENSTİTÜLERİ YENİDEN KURULSUN






KÖY ENSTİTÜLERİ YENİDEN KURULSUN
CHP Niğde Milletvekili ve Tarım Orman ve Köy İşleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer Köy Enstitüleri Sistemini Araştırma Enstitüsü kurulması için Meclis’te kanun teklifi verdi
Ömer Fethi Gürer “Hızla artan göç ekilen tarım alanlarının azalması ve yatılı bölge okullarının eğitimdeki yetersizliği bugün yeniden Köy Enstitülerine ihtiyacı çok derinden hissettirmektedir” dedi.

EĞİTİM TARIM VE GÖÇ
Eğitim tarım ve göçün Türkiye’nin en önemli problemleri olduğuna işaret eden CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer bu sorunların işsizlik plansız yapılaşma ve ithalatın önünü açtığını vurguladı.

28 Şubat 2020 Cuma

1950'li yllar: Dailli köyü Başöğretmeni Hüseyin Girgin


1950'li yllar: Dailli köyü Başöğretmeni Hüseyin Girgin
Hüseyin Girgin öğretmenimizin Denizli Sarayköy Dailli köyünde Başöğretmenlik ve öğretmenlik yaptığı yıllarda hazırlanmış bir diplama örneği ve yine o yıllara ait fotoğraf kareleri.




Devrimin sönmeyen meşalesi: Hasan Ali Yücel


Devrimin sönmeyen meşalesi: Hasan Ali Yücel
FEYZİYE ÖZBERK / aydinlik.com.tr-Özgürlük Meydanı/27 Şubat 2020
Türk Devrimini özümsemiş bir isim olan Hasan Âli Yücel, Köy Enstitüleri projesiyle adını Türk Milli Eğitimi’ne yazdırdı. Derin etkiler bırakan bu proje, yüzlerce aydın eğitimci yetiştirdi. Devrimi gelecek kuşaklara aktardı...
Hasan Âli Yücel’i, 26 Şubat 1961 günü kaybettik. O, Mustafa Kemal’i, devrimlerini, aklıyla, yüreğiyle en derinden kavrayan ve bu doğrultuda en yararlı hizmetleri yapan adlardan biriydi. Günümüzde geniş kitlelerce benimsenen bir anlatımla söylersek: Mustafa Kemal’in askeriydi. Ülkemize yaptığı pek çok büyük hizmetle bunu kanıtladı. Yücel, özellikle, Milli Eğitim Bakanlığı’nda yaptığı işlerle devleşti. Köy Enstitüleri ve Tercüme Bürosu gibi öncülük ettiği iki büyük kuruluşla -yalnızca ikisiyle bile- milletimizin alın yazısında etkili oldu.
1938’de Atatürk’ün ölümüyle belki nokta konulabilecek büyük devrimci atılımları, 1946’ya kadar sürdüren, yönetici konumdaki devrimci kadronun en önemli isimlerinden biri Hasan Âli Yücel’dir. Bilim adamı Prof. Dr. Celal Şengör, Hasan Âli Yücel’i “Atatürk’ten sonra Cumhuriyet aydınlanmasının ikinci büyük ismi” olarak değerlendiriyor.
Yücel için Atatürk, bir ilham ve enerji kaynağıdır. O’nun gösterdiği yoldan, hiç ayrılmıyor. Kendisine iftiralar atıldığı ortamda, partisince yalnız bırakıldığında ya da Ulus gazetesindeki yazıları sansür edildiğinde her ikisinden de istifa ederek ayrılmış ama, Atatürkçülüğünde en küçük bir eksilme olmamıştır.
DÜNYA ÇAPINDA BİR DEĞER
Yücel’in düşünce yapısı ve kişiliği 11 yaşında olduğu, 1908 Hürriyet Devrimiyle başlayan, daha sonraki yıllarda kendisinin de içinde yer aldığı devrimler, alt-üst oluşlar döneminde şekillenmiş, pişmiş... O, dünya çapında benimsenen bir değerimizdir. Nitekim UNESCO, Yücel’in, 100. Doğum yılı olan 1997’de, tüm dünyada, “saygı ile anılması” kararını almıştır. Örgüt, onun Türk kültürüne ve Türk ulusuna yaptığı hizmetleri tüm insanlığa yapılmış saydı. UNESCO tarafından dünya çapında anılmak üzere seçilen diğer Türk büyükleri: Atatürk, Yunus Emre, Nasrettin Hoca ve Nâzım Hikmet’tir.
Hasan Âli Yücel öğretmenlik yaşamına, 1922 yılında, Yunan işgalinden yeni kurtulmuş İzmir’de başlıyor. İzmir Erkek Muallim Mektebi Türkçe ve Edebiyat Öğretmenliği’ne atanıyor. Gazi Mustafa Kemal Paşa ile ilk kez burada karşılaşıyor. Gazi, İzmir’in kurtuluşundan sonra, 2 Şubat 1923’de, ikinci kez İzmir’e gelmiştir. Hasan Âli Yücel, Gazi’nin halkla yaptığı samimi toplantıda, Türkiye’de uygulanacak milli eğitimin yolunu arayan ve Devrime inanmış bir felsefe öğretmeni olarak bulunuyor ve Mustafa Kemal Paşa’nın düşünce yapısına, birikimine hayran oluyor: “O gün (3 Şubat 1923) Gazi Mustafa Kemal, tam sekiz saat söyledi. (...) Öyle kudretli bir mantıkla fikirlerini tahşid ediyordu ki (düzenleyerek toplama) yurt toprakları üstünde ordular idare eden bu dimağın, fikir sahasında da başkumandan olduğunu o gün anladım.”
Alman biyografi yazarı Emil Ludwig de Hasan Âli Yücel’den altı yıl sonra Atatürk hakkında benzer bir belirleme yapıyor: “Gazi hazretleri, faal oldukları kadar da bir mütefekkirdirler.” Emil Ludwig, 1930’ların en ünlü gazetecilerinden biridir. Tarihi kişilerin yaşamöykülerini yazıyor. Eserleri 1920’li, 1930’lı yıllarda yüz binlerce satmış. Atatürk’le 1929’da üç saat süren bir görüşme yapıyor.
EFSANE BAKAN
Hasan Ali Yücel 1930 yılı sonlarında Gazi Mustafa Kemal Paşa ile ikinci kez karşılaşıyor. Gazi’nin 19 Kasım 1930’da başlayan 3 Mart 1931’de biten, üç aylık yurt gezisine Maarif Vekâleti müfettişi ve danışman olarak katılıyor. Bu gezide Atatürk’ü çok daha yakından tanıyor. O’nun nasıl düşünüp nasıl karar verdiğini yakından gözlemliyor. Ayrıca yurt gerçeklerini, sorunları daha iyi kavrıyor. Tabii Atatürk de onu tanımış oluyor. Gazi Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü’ne bizzat Mustafa Kemal’in önerisiyle atanıyor.
Gezi sırasında Mustafa Kemal çevresindekilere bir soru yöneltiyor: “Türk milleti, ne zaman kendini kurtulmuş sayabilir?” Çeşitli düşünceler, öneriler dile getiriliyor. Hasan Âli Yücel ise, bu soruyu şöyle yanıtlıyor: “Paşam, Türk milleti, ne zaman kurtarıcı arama ihtiyacını duymayacak hale gelirse, o zaman kurtulmuş olur.”
Mustafa Kemal: “Hepiniz güzel fikirler söylediniz. Fakat bu çocuğun ileri attığı, üstünde derin derin düşünmeye değer bir fikirdir” der. Beğenisini açıklar.
Hasan Ali Yücel 1935 yılında siyaset yaşamına katıldı, İzmir Milletvekili seçildi. Atatürk’ün ölümüyle son kez birlikte oldular. Atatürk’ün na’şını Meclis’e taşımak üzere seçilen on iki milletvekilinden biridir. Ulus gazetesinde yayımlanan, “Kendime Söylüyorum” başlıklı 22 Kasım 1938, tarihli yazısında hissettiklerini kaleme alır: “Gaflet etme; bir tarih taşıyorsun. İstikbal olmuş bir maziyi götürüyorsun. Maziyi istikbale naklediyorsun. Taşı; yükün ağır, fakat paha biçilmez bir kıymettedir. Taşı; O’nu taşıyarak sen de tarih oluyorsun. Bunu bilerek taşı!..”
Mazi istikbale nakledilmiştir. Atatürk artık devrimleriyle, düşünceleriyle geleceğe ışık tutacaktır. Prof. Dr. Enver Ziya Karal da Mustafa Kemal’i benzer bir biçimde değerlendiriyor: “Atatürk, yeni bir fikir, yeni bir ahlâk ve yeni bir ülkü adamı idi. O, yarının adamı olmak istemişti. Yarının adamı oldu. Yarının adamı olmakta devam ediyor ve yarının adamı kalacaktır.”
Hasan Âli Yücel, İsmail Hakkı Tonguç, Nâzım Hikmet, Rauf İnan, Ruhi Su, Vedat Günyol, Sabahattin Eyuboğlu, Adnan Saygun, Nurullah Ataç ve isimlerini sayamadıklarım... Eserleriyle bugün de yaşayan adlardan birkaçı. 1930’lu 1940’lı yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı, Köy Enstitüleri ve Tercüme Bürosu bu adların bir arada olduğu ya da katkı yaptığı kurumlardır. Sanırım hepsi, Türk devriminin birinci kuşağı olarak adlandırılabilirler. Yakın yaşlardalar ve birbirlerine benziyorlar. Çünkü, aynı büyük toplumsal dönüşümden ve önderinden etkilenmişler.
Ben bu adların ve daha pek çok aydınımızın Mustafa Kemal gibi davrandığını düşünüyorum. Onlar da tüm kararlarını memleket terazisinde tartarak belirliyorlar. Hasan Âli Yücel’in adını, Türk eğitim tarihine “Efsane Bakan” olarak yazdırması da bu seçiminin ürünü olmalı. Sanırım o yılların pek çok aydını birer Mustafa Kemal olmak istemiştir. Başta gençlerimiz olmak üzere her birimiz birer Mustafa Kemal olmalıyız. O’nun gibi düşünür ve O’nun cesaretine sahip olursak, O’nun gibi biz de başarabiliriz.
Kaynak: A. M. Celâl Şengör, Hasan - Âli Yücel ve Türk Aydınlanması, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2015.
* * * * * * * * * * * * * * *
Kaynak: https://www.aydinlik.com.tr/haber/devrimin-sonmeyen-mesalesi-hasan-ali-yucel-201672-1
Devrimin sönmeyen meşalesi: Hasan Ali Yücel
Özgürlük Meydanı•27 Şubat 02:16

15 Şubat 2020 Cumartesi

Köy Enstitülü Öğretmenimiz Salih URHAN

Köy Enstitülü Öğretmen Salih URHAN kimdir? 
Balçova Belediyesinin hizmeti park düzenlemesine konu olan Sevgili Öğretmenimizi saygı ve özlemle anıyoruz. Bu kapsamda öğretmenimizi özlemle anıyor, hem Köy Enstitülerinin hem de sevgili öğretmenimizin adının yaşatılmasına katkı sağlayan etkili ve yetkili herkese teşekkürlerimizi sunuyoruz.




23 Kasım 2019 Cumartesi

Köy enstitülerinde döner sermaye işletmeleri / MEHMET SAZAK

Köy enstitülerinde döner sermaye işletmeleri / MEHMET SAZAK
1967 yılında, okulumuza Pulur Köy Enstitüsü ve Yüksek Köy Enstitüsü çıkışlı Fikret Öztürk, müdür olarak atandı. O göreve başlar başlamaz, döner sermaye işletmesine bağlı, işliklerde ve tarım alanlarında üretim hızla gelişti.
* * * * * * * * * *
Döner sermayeler, herhangi bir kurumda mal ve hizmet üretmek amacıyla oluşturulur. Milli Eğitim alanında, teknik okullarda, Teknik, Sağlık ve Tarım Eğitimi veren üniversitelerde döner sermaye işletmeleri vardır. Bu uygulamanın ayrıcalıklı yanı, Eğitmen Kursları başta olmak üzere, Köy Öğretmen Okulları ve Köy Enstitülerinde de, döner sermaye işletmelerinin bulunmasıdır...
Bundan anlıyoruz ki, yukarıda ayrıcalıklı olarak saydığımız eğitim kurumları da, üretim yapan eğitim kurumlarıdır. Bu kurumların eğitim ilkesi: "İş için, iş içinde, iş aracılığıyla eğitimdir."
Daha 1936-1937 de Eğitmen Kursları ve Köy Öğretmen Okulları açılırken, kuruluş yasalarında, her kurumda, yirmişer bin liralık döner sermaye İşletmesi kurulması yer almıştır.
Köy Eğitmen Kursları ile Köy Öğretmen Okullarının Yönetimine İlişkin Yasa, No: 3704, Madde: 2- "Köy Öğretmen Okullarıyla Eğitmen Kurslarının her biri için, Maarif Vekâleti Bütçesinden 20.000 liraya kadar ‘mütedavil sermaye (döner sermaye) verilebilir. Bu işler için gerekli araçlar da bu sermayeden sağlanır."
Madde: 3- "Bu Öğretmen Okulları ile Eğitmen Kurslarının döner sermayeden yapacakları alım ve satım işleri, 2490 sayılı Artırma, Eksiltme ve İhale yasası hükümlerine tabi olmadığı gibi, Divan-ı Muhasebatın (Sayıştay) vizesinden de muaftır. Ancak, Döner Sermaye muhasibi, Sayıştay’a hesap vermek zorundadır. Döner Sermayenin işletilmesinden elde edilecek gelir fazlası malsandığına yatırılır."
17 Nisan 1940 tarihinde, Köy Öğretmen Okulları, 3803 sayılı yasayla Köy Enstitüsüne dönüştürülmüştür. Bu yasanın geçici B Maddesi: "7. 7. 1939 tarih ve 3704 numaralı kanunda adı geçen Köy Öğretmen Okulları, bu kanunla Köy Enstitülerine kaydedilmişlerdir. Mezkûr Kanunun metnindeki Köy Öğretmen Okulu tabirleri, Köy Enstitüleri şeklinde değiştirilmiştir" denilerek, Köy Öğretmen Okullarının yasal devamı olan Köy Enstitülerinin de, döner sermayeye sahip olacakları belirtilmiş olmaktadır.

DEMİRBAŞLARI EDİNDİLER
Köy Enstitüleri, döner sermayeleri sayesinde, işlik ve tarım araçlarını, buralar için gerekli olan demirbaşları edinmişlerdir. Buralarda çalışacak uzman usta öğreticilere kadrolar açmışlar, bu usta öğreticiler, işlik ve tarım alanlarında öğrencilerin üretime katılmalarına olanak sağlamışlardır.
Döner sermaye hizmetinde olan, demircilik, marangozluk ve yapıcılık, dikiş, dokuma, örme işliklerinde, yapı ve giyim gereksinmeleri üretilmiş, hem de öngörüldüğü şekilde öğrencilerin ustalaşmaları sağlanmıştır.
Tarla, bahçe tarımı, büyükbaş ve küçükbaş hayvan, kanatlı hayvan, arıcılık alanlarında, hem ilgili öğretmenlerin hem de ustaöğreticilerin öncülüğünde, öğrencilerin üretmesi ve ustalaşması sağlanmış, elde edilen ürünler, un, ekmek, yoğurt, süt, peynir, turşu, marmelat, bal v.b. besin maddeleri, giyim, kullanım araçları olarak değerlendirilmişlerdir.
Bitirdiğim Kastamonu Göl Köy Enstitüsünden, İlköğretmen Okuluna dönüşen okulumda yıllar sonra öğretmen olarak çalışma mutluluğuna eriştim. Döner sermayemiz çalışmasını sürdürüyordu. İşliklerde ve tarım alanlarında, öğrenci emeğinden Köy Enstitüler denli yararlanılmamasına karşın, öğrenciler, üretim işine az da olsa katıldıkları için, üretilen şey ve üretim süreci hakkında oldukça bilgi sahibi oluyorlardı.
1967 yılında, okulumuza Pulur Köy Enstitüsü ve Yüksek Köy Enstitüsü çıkışlı Fikret Öztürk, Müdür olarak atandı. Hem Köy Enstitüsünde, hem de Yüksek Köy Enstitüsünde, gerçek iş içinde yetişmiş olduğundan, iş ve üretim konusunda donanımlıydı. O göreve başlar başlamaz, döner sermaye işletmesine bağlı, işliklerde ve tarım alanlarında üretim hızla gelişti. İşlikler, okul gereksinmeleri dışında Milli Eğitimin okullarına, çevreye iş yapmaya başladılar. Okulların, sıra kapı ve diğer doğramaları okulumuzda yapılır oldu. Döner sermaye aracılığıyla altı öğretmen lojmanı, iki beton köprü kısa sürede yapıldı. Dışarıda yüklenici aranmış olsaydı, bu işlerin bir teki bile yapılamazdı.
Büyükbaş hayvan ahırı ve kümes genişletildi. 2500’ün üzerinde tavuğumuz ve onlarca ineğimiz vardı... Elde edilen süt ve yumurta okul gereksinmesinden fazlaydı. Fazla sütümüzü süt kurumu işletmesine satıyor, yumurta fazlamızı da özel sandıklara (Tabut) istifleyerek, soğuk hava deposunda biriktiriyorduk. Bahçe ürünlerinden, mutfak giderlerinden artanları, turşu, marmelat v.b. ürünler olarak kışa saklıyorduk.

OKULLARDA BESİ AHIRI
Okulda profesyonel dikiş atölyesi kuruldu. Burada hem öğrenci elbiseleri dikiliyor, hem de dışarıya, iş elbisesinden, çeşitli giyeceklere değin her türlü ürün üretiliyordu.
Okulumuzun bin kişinin üzerinde yatılı öğrencisi, hizmetlisi, döner sermaye işçisi, memur ve öğretmeniyle, 1200 dolayında mevcudu vardı. Kastamonu’daki resmi kurumlar arasında en büyük et tüketicisiydik. O nedenle, et ihalelerinde, en büyük kasap okulumuzun et işini yüklenirdi. Okul ambarına girecek, yiyecek, giyecek her türlü ürünün, sözleşmeye uygun olup olmadığını kontrol eden ve öğretmenler kurulunca seçilmiş, iki öğretmen, bir Md. Yardımcısından oluşan üç kişilik bir Muayene Kurulu vardı. Ambara gelen yüklenicinin etlerini görevli kurul, sözleşmeye uygun olmadığı gerekçesiyle üst üste, onlarca kez geri gönderdi. Bu süre içinde et gereksinimi, satın alma yoluyla piyasadan karşılanıyordu. Bir süre sonra yüklenicinin baskısıyla, Kastamonu kasapları okulumuzu boykot ettiler, et vermediler. Bir süre gereksinimimizi çevre ilçelerden karşıladık. O da bir hayli zor oluyordu.
En sonunda gerçekçi çözümü bulduk. Okulumuzda, besi ahırı kurmayı kararlaştırdık. Okulda boş, uygun yapı vardı. Öğrenciliğimizde at Ahırıydı. Bir ara başka amaçlar için kullanmıştık. Yapının içinde hemen gerekli, düzenleme yapıldı. Hayvan pazarlarından, canlı hayvan satın almak üzere, tarım şefi, döner sermaye saymanı ve bir öğretmenden üç kişilik satın alma kurulu oluşturduk. Bu üç kişi ve römorkuyla birlikte okul traktörü, hayvan pazarı günleri komşu ilçelere gittiler, canlı hayvan alıp getirdiler. Bu hayvanları iki ay kadar besledik, veteriner denetiminde kestirerek okulumuzun et gereksinmesini karşıladık. İşte, Köy Enstitüsü geleneğinin ve döner sermaye kurumunun başarısıydı bu... Okulumuzda, üretim geleneğini Köy Enstitüleri düzeyine çıkaran değerli Müdürüm Fikret Öztürk’ü özlem ve rahmetle anıyorum...
Fikret Öztürk’ün okulumuzda yerleştirdiği üretim geleneği sonraki yıllarda da sürdü. 1974-75 yıllarında, Müdür Başyardımcısı ve Döner sermaye kurulu başkanıydım. Kurulumuz, Md. Başyardımcısı, Atölye, Tarım şefleri ile Döner Sermaye Saymanından oluşuyordu. 15 günde bir toplanır, on beş günlük iş ve üretim planını hazırlardık. Gerek besi ahırında, gerek süt için beslediğimiz büyükbaş hayvanlarımız çoğalmıştı.
1950 yılında ülkemize gelen Bulgaristan göçmenlerinden 15 aileye, Köy Enstitümüzün kuru tarım arazilerinden önemli bir kısmı verilmiş ve bu aileler, kendileri için enstitümüz öğrencilerince yapılan 15 eve yerleştirilmişlerdi. Bu nedenle, hayvanlarımız için, ot ve saman gereksinmesini sağlamakta zorlanıyorduk. Döner sermaye komisyonumuz komşu Göl Köyünden yulaf ekmek için tarla kiralamaya karar vermişti. Yeteri kadar tarla kiraladık, umduğumuzun çok ötesinde yulaf otu elde ettik. Samanlığımız, bitişiğine yaptığımız ek yapı dolmuş, yulaf otunu koyacak yer bulmakta zorlanıyorduk. Bir süre, sinema salonu olarak kullandığımız demircilik atölyemize ot doldurmak zorunda kalmıştık.

İŞÇİLER SENDİKALI
Döner sermayemiz iyi çalışıyor, iyi para kazanıyordu. Buna bağlı olarak işçi statüsünde çalışan kişi sayısı da artmıştı. TÖS Şube Başkanlığından gelen bir sendikacı birikimiz vardı. 1961 Anayasası’nın sağladığı haklarla, işçi sınıfı örgütlenmiş, ekonomik ve sosyal alanda pek çok kazanım elde etmişlerdi. Okulumuz döner sermayesinde çalışan işçilerimize de benzeri haklar verilmesi gerekiyordu. Bu haklarının kalıcı olması için, sendikalı olmalarının da gerekli olduğunu düşündüğümden, DİSK’e bağlı, Hizmet İş sendikasıyla ilişkiye girerek, işçilerimizin sendikaya üye olmalarına yardımcı oldum.
Üyelikler sonucunda okulumuzda Sendika Temsilciliği kuruldu. Hizmet -İş Sendikasının üyelerine sağladığı en ileri hakları gösteren toplu sözleşme metnini, Döner Sermaye Komisyonu Başkanı olarak, Milli Eğitim Bakanı adına imzaladım. Sendika Temsilcisi İbrahim Keskin, o yıl 15 günlük ücretli izni ve yolluğuyla Burhaniye’deki Disk Eğitim Kampına gitti. Sözleşmeye göre her yıl bu haktan yararlanacaktı. Öyle sanıyorum ki, döner sermaye işçilerinin sendikalaşması ve Milli Eğitim Bakanlığıyla bir Toplu Sözleşme imzalamaları Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilkti...
Köy Enstitülerinde ve devamı olan İlköğretmen Okullarındaki döner sermaye işletmeleri, üretim içinde eğitim yapmaları yanında, öğretmen adaylarında emeğe saygıyı da, üretim bilincini de geliştiren çağdaş eğitim, öğretim işletmelerinden biriydi...
Köy Enstitülerinin İlköğretmen Okullarına dönüştürülmesinden sonra da işlevlerini sürdüren, döner sermaye işletmeleri, İlköğretmen Okullarının, Öğretmen Liselerine dönüştürüldükleri 1976 yılından sonra da, birkaç yıl daha yaşamışlar, 1980 sonrası bu okulların Anadolu Öğretmen Liselerine dönüştürülmeleriyle, döner sermaye işletmeleri de kapatılmış, bir bakıma Köy Enstitülerinin devamı olan bu okullar klasik liselere benzer olmuşlardır...
* * * * * * * * * * * *
Kaynak:Aydınlık.com.tr


13 Ekim 2019 Pazar

Fakir Baykurt sevgisi / Mustafa GAZALCI - Eğitimci - Yazar


Fakir Baykurt sevgisi

Mustafa GAZALCI / Eğitimci - Yazar

Aramızdan yirmi yıl önce ayrılan değerli yazar, örnek öğretmen örgütçüsü Fakir Baykurt, 1990’daki bir yazısında 'Köy Enstitüleri olmasa, birçok arkadaşım gibi ben de okuyamaz, öğretmen olamazdım. Bunun yerine çok adanmış bir tarikatçı olurdum' diyor.”
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *  
MUSTAFA GAZALCI/ EĞİTİMCİ-YAZAR, 16. VE 22. DÖNEM CHP DENİZLİ MİLLETVEKİLİ
Bugün birçok yoksul çocuğumuz ne yazık ki tarikatların ağında. Fakir Baykurt ise 1940’ların koşullarında Gönen Köy Enstitüsü’nde okuyarak, kendisini sürekli yetiştirerek seçkin bir yazar oldu. “Yılanların Öcü”, “Kaplumbağalar” , “Tırpan” gibi başyapıtlar yazdı. “Kara Bayram”, “Irazca”, “Kır Abbas”, “Dürü” gibi unutulmaz “tip”ler yarattı.
O, her koşulda yazmaya zaman ayırdı. Barış Zinciri kitabımı alınca 29 Nisan 1992’de yazdığı mektupta “...Gittikçe çoğalan sorumlulukların ve işlerin arasında yazmaya bir parça zaman bulabilmeni dilerim. Gerçekte zaman denen büyük değerin görece bir özelliği var. Hiçbirimizin işi, Tonguç’unkinden daha başımızdan aşkın olamaz. O ne iyi bir örnektir; onca işi arasında yazmaya da zaman bulabiliyordu.”
Köy Enstitüsü’nde okuduğu yıllardan ölünceye değin yazdı. Köylüyü, kentliyi, işçiyi, Almanya’daki gurbetçiyi kısaca insanı yazdı. Arı, duru, akıcı bir Türkçe kullandı. Yapıtlarıyla birçok ödül aldı. Bundan tam 20 yıl önce 11 Ekim 1999’da aramızdan ayrıldı.
Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) Genel Başkanı olduğu dönemde “Devrimci Eğitim Şurasını” (1968), “Büyük Öğretmen Mitingi, Yürüyüşü” ve Büyük Öğretmen Boykotu”nu (1969) gerçekleştirdi.
TÖS’ün 1969’da, Kayseri Alemdar Sineması Genel Kurulu’nu kışkırtılmış yobazlar bastığında, Genel Başkan Fakir Baykurt arkadaşlarıyla yılmadan hepimizi savundu. Yüzlerce öğretmenin, Sivas Madımak benzeri yakılmaktan, kıl payı kurtulduğu bu toplantıda ben de genç bir öğretmen olarak Denizli Tavas delegesiydim. Kitaplarını okuyarak sevdiğim Fakir Baykurt o gün hepimizin gözünde, yüreğinde daha çok değer kazandı.
Öğretmenlik yaparken sürgün oldu, bakanlık Emrine alındı, 12 Mart’tan sonra TÖS davasından tutuklu kaldı.
1960’dan sonra ünlü Yılanların Öcü romanının oyunlaştırılarak Devlet Tiyatrolarında oynanmasına karar verilir. 1962 yılında Cumhuriyet Senatosu’nda Milli Eğitim Bakanlığı Bütçesi görüşülürken bu konu tartışılır.
Adalet Partisi (AP) Samsun Senatörü Tevetoğlu, bu yapıtından dolayı Fakir Baykurt’un müfettişlikten alınmasını, sınıfa sokulmaması gerektiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürür:
Bu eserin Türk tiyatrosunda oynanmasına asla ve asla Türk Cumhuriyet Senatosu ve Türk umumi efkârı razı olamaz. Bu bir sanat skandalı değildir. Bu doğrudan doğruya kültür Bolşevizm’inin bu memlekette uygulanması için harcanan zararlı çabalar ve direnmelerdir. Buna müsaade etmeyeceğiz.”
Yılanların Öcü oyunu Devlet Tiyatrolarında oynanmaz. Bu tartışmalar olurken filmin de yasaklanmasını isteyenler olur. Bu arada filmi izleyen Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel filmi över, böylece yasaklamaktan kurtulur.
Oysa Türkçenin başyapıtlarından olan Yılanların Öcü, 1958 yılında Yunus Nadi Roman ödülünü kazandı. Çok beğenilen filmlerinden sonra geçen yıllarda dizi oldu. Roman olarak da birçok baskı yaptı.

11.10.2019 / www.aydinlik.com.tr – Özgürlük Meydanı