/
Facebook “KÖY ENSTİTÜLÜLERİN ÇOCUKLARI”
Bulgaristan'ın
Silistre kentinin Tatar Atmaca köyünde (bugünkü adı Sokol)
doğar.
Sekiz
kardeşin en büyüğü olduğu için bütün yük omuzlarındadır.
Aç karınlarını doyurmak için harman altında sapların arasında
tek tek buğday tanelerini toplar. Evde herkes onun yolunu
gözlemektedir. Bazen bir avuç, bazen bir tas buğdayla evine döner.
Bir avuçla eve döndüğünde, sanki suç işlemiş gibi annesinin
gözlerine utancından bakamaz, o gün bir bahane bulur, evden
ayrılır. Annesi bir avuç buğdayla çorba yapıp, kardeşlerini
doyurana kadar da eve dönmez, aç uyur. Yeter ki kardeşleri 'açım'
demesin!..
Baraka
gibi bir evde yaşarlardı, evin üstünü bulabildiği tenekelerle
kapatabildiği kadar kapatmıştı. Bir sabah kalktığında, yağan
yağmur, küçük kardeşinin beşiğini doldurmuştu. O kardeşini
kaybetti...
1914'de
öğrenimine devam etmek üzere tek başına İstanbul'a geldi.
Maarif Nazırı Şükrü bey tarafından parasız yatılı öğrenci
olarak Kastamonu Muaallim Mektebine gönderildi.
Sabah
olduğunda okulun kahvaltısına kalktı, 'karnımı ilk defa 21
yaşında doyurabildim' dedi.
Birinci
Dünya Savaşının zor yılları...Açlık, sefalet...
Önce
öğretmenlik yaptı, sonra 1935'de 'İlköğretim Genel Müdürü'
oldu...
Çatısı
olmayan evde kardeşini kaybetmişti. Onu hiç unutmadı. Sık sık
at'a biner, köy okullarını ziyaret ederdi.
Bir
gün yağmur yağarken bir köy okuluna gitti, içeri girdi. Kim
olduğunu söylemedi. Öğretmen çocukları çatının akmayan
yerine toplamış yumak olmuşlardı.
'Eyvah'
dedi, 'bu öğretmen, yürekli bir öğretmen ama belli ki köy
enstitüsü mezunu değil.'
'Çocuklar'
dedi, 'bana bir merdiven bulabilirmisiniz?'
Birisi,
'ben bulurum' dedi. Merdiven geldi, çatıyı bir yağmur damlası
akmayacak hale getirdi.
Oradan
ayrılırken, öğretmenin cebine kartını bıraktı. Atına bindi,
şiddetle yağan yağmura aldırmadan yoluna devam etti.
Öğretmen
elini cebine attı, kartı çıkardı, okudu. Şöyle yazıyordu:
'İsmail
HakkıTonguç- İlk Öğretim Genel Müdürü'
Kartın
arkasındaki yazı da şöyleydi:
'Çatı
yeniden yağmur akıtırsa, bana mektupla yazabilirsin.'
İşte
bir öğretmen, bir idealist, bir eğitim devrimcisi...Köy
Enstitülerinin mimarı...
Çocuklarımızı
akıl ve bilimin aydınlık ışığına yönlendiren, onların
insana, doğaya, tüm öteki canlılara duyarlı, merhametli, sevgi
dolu, özgüvenli, kişilikli, erdemli bireyler olmaları için emek
veren, onları yüksek insanlık değerleri ile donatan tüm
öğretmenlerimize saygıyla...
Ve
bir söz:
"Tarih
boyunca Türklerin dünya uygarlığına yaptığı tek özgün
kaynak, köy enstitüleridir."
(Prof.Dr.
Enver Ziya Karal, Tarihçi)
-
- - - - - - - - - - - - - - - -
https://www.facebook.com/photo/?fbid=765882034416336&set=gm.5109834069052585