8 Temmuz 2022 Cuma

Köy Enstitülü annenin yarattığı sanatçı / Emine Sağlam AKFIRAT

Köy Enstitülü annenin yarattığı sanatçı / Emine Sağlam AKFIRAT

‘Annem Köy Enstitüsü mezunu bir öğretmen olduğu için evde mandolin çalınıyordu. Müziğe karşı duyarlı olan annem çok yetenekliydi, iyi dans eder, iyi dikiş dikerdi. Dar bir çevreden çıkmış, Atatürk sevdalısı, tam bir cumhuriyet kadınıydı.’

* * * * * * * * *

Emİne Sağlam AKFIRAT

Bu hafta, TRT İzmir Radyosu’nun önde gelen Türk halk müziği ve opera sanatçılarından, pek çok derleme yapmış, koro yönetmiş Köksal Coşkun ile beraberiz. Coşkun, Köy Enstitüsü Mezunu annesinin müzik eğitimindeki etkisini, babasının güzel sesiyle söylediği türküleri, ortaokul üçüncü sınıftayken, TRT Erzurum Radyo sanatçısı Cahit Uzun’dan aldığı derslerle bu yolda nasıl ilerlediğini heyecanla anlatıyor:

Kısaca kendinizden bahseder misiniz?

1961 yılında, Erzurum’un Olur ilçesinde doğdum. Annem, İzmir Kızılçullu Köy Enstitüsü 1952 mezunu bir öğretmendir. Ve bizim yöremizin tek bayan öğretmenidir. Kızılçullu Köy Enstitüsü binası şu anda İzmir’de NATO binası olarak kullanılıyor. Dedem Reis ne kadar ilerici, çağdaş bir insanmış ki o yıllarda zor koşullarda İzmir'e getirip kızını Kızılçullu'ya teslim etmiş. Dedem o yörenin zengin bir ağası, hala bilinir. Kurtuluş Savaşı'nda da Kuvayı Milliye’ye çok hizmetleri dokunmuş. Babam Hüseyin Coşkun’un sağlık memuru olarak Olur ilçesine tayini çıkıyor. Annem Mediha ile orada tanışıp, evleniyorlar.
Benden önce abim Zafer olmuş ama o vefat etmiş. İkinci çocuk olarak ben doğuyorum. İlköğrenimimim iki yılını Olur’da, iki yılını babamın tayini nedeniyle Artvin Borçka’da, beşinci sınıfı da Erzurum Palandöken ilkokulunda tamamladım. Annem benim ilk öğretmenimdi. Babam yüksek okul öğrenimi için Ankara'ya gittiği dönemde annem Olur’un dağ köylerinde öğretmenlik yapıyordu. Kış mevsimi uzun ve çetin geçiyordu. Sağlık Ocağı olmadığı için, hasta olunca annem ata binip bizi ilçeye götürürdü.
O zamanlar sebze, meyve yoktu. Annem bu yiyecekleri öğrencilerine kitaptan öğretiyordu. İlçeye az sıklıkla gelebilen meyve ve sebzelerden örnek olarak birer tane getirir ve öğrencilere tanıtırdı. Çünkü gelebilen meyve ve sebze genellikle ilçe mülkü amirlerince tüketilirdi. Orta öğrenimimi Erzurum Gazi Ahmet Muhtar Paşa Ortaokulu’nda tamamladıktan sonra Erzurum Lisesi'ne girerek, oradan mezun oldum.

ANNEM, ATATÜRK SEVDALISI CUMHURİYET KADINIYDI

  • Müzik yaşamınıza hangi yaşlarda başladınız?

Annem Köy Enstitüsü mezunu bir öğretmen olduğu için evde mandolin çalınıyordu. Müziğe karşı duyarlı olan annem çok yetenekliydi, iyi dans eder, iyi dikiş dikerdi. Dar bir çevreden çıkmış, Atatürk sevdalısı, tam bir cumhuriyet kadınıydı.
İlkokul yıllarında, müsamerelerde ve bazı özel günlerde bana hep türkü söyletiliyordu. Babamın da sesi güzeldi ve güzel şarkılar, türküler okurdu. Ortaokul üçüncü sınıfta Erzurum Radyosu saz sanatçısı Cahit Uzun’dan bağlama dersleri almaya başladım.
O yıllarda halk oyunlarına olan ilgim nedeniyle Erzurum Halk Oyunları Derneği ve Halk Eğitim Merkezi’nde halk oyunları kurslarına katıldım, halk müziği korolarına devam ettim.

  • Hangi yöreleri oynadınız?

Kafkas oyunları, Erzurum barları ve Gaziantep yörelerini oynuyorduk. Erzurum Lisesinde müzik kolu başkanı oldum. O yıllarda paket yayınlar vardı, televizyonda paket yayınlarda lise Halk Müziği korosu olarak yayınlara katılırdık. Yıl 1976. Okulda müzik kolu başkanıydım. Müzik kolu başkanı olmak sosyal olmak demekti. Hep aklımda müzik vardı. Beni müziğe bilinçle yönlendiren müzik öğretmenim Ferdane Hamzaoğlu, müzik eğitimi almamda bana öncülük etmiştir. Boş zamanlarında bana piyanoda şan egzersizleri yaptırırdı. O yıllarda lisemizde müzik odamız ve piyanomuz vardı. Lisede okurken 1976 yılı, Erzurum Radyosu'nda, stajyer ses sanatçısı sınavları açıldı. Bu sınavı kazanarak, meşk usulü ile türküler öğrenmeye başladık. Öğreticimiz Erzurum Radyosu sanatçısı ve koro şefi rahmetli Suat Işıklı, eline zilli tefi alıp ortamıza oturarak türküleri, bizlere notasız, kulaktan öğretirdi. Belli bir eğitimden sonra bizleri, Radyoda, Türk Halk Müziği koro yayınlarına almaya başladılar. Müzik öğretmenim Ferdane Hanım, Tokatlıydı. Bana türküler öğretiyor ama türküler Erzurum türküleri değildi. Örneğin “Tokat bir bağ içinde”, “Sabahın seherinde ötüyor kuşlar” gibi Erzurum’da hiç duymadığımız ezgileri seslendirtiyordu.

NİDA TÜFEKÇİ: GİT ÖNCE ERZURUM TÜRKÜSÜ ÖĞREN

Erzurum radyosunda açılan amatör ses sanatçılığı sınavına ilk girişimde rahmetli Nida Tüfekçi jüri üyesiydi. “Ne söyleyeceksiniz delikanlı” dedi. Bir Ege türküsü “Sabahın seherinde ötüyor kuşlar” türküsünü söyleyeceğim. “Sen nerelisin evladım?”, ben de Erzurumluyum deyince, “Git önce Erzurum türküsü öğren, bu söyleyeceğin türkü de Ege değil Tokat türküsü” dedi ve beni dışarı çıkardı. Moralim bozuldu ama şevkim kırılmadı. Bir yıl sonra bir daha sınav açıldı. Bu sefer Erzurum türküsü söyledim ve kazandım. 1977 yılında, orada stajyer kursiyer sanatçı oldum.
Sonuç itibariyle, babamın da biraz istemi doğrultusunda müzik eğitimi yerine, 1978 yılında Eskişehir İktisadi Ticari Bilimler Akademisi’ne bağlı Afyon Mali Bilimler Fakültesi'ne girdim. Orada bir yıl okuduktan sonra müzik eğitimi almak için tekrar üniversite sınavına girdim ve kazandım. Afyon’a kaydımı almak için geri döndüm. Ancak sınavı kazandığıma inanamıyordum. Acaba yanlış görmüş olabilir miyim kaygısıyla tekrar İzmir’e geri döndüm. Liste de adıma bir daha bakmak istedim ve kazandığımı ikinci kez görünce sevinçle Afyon’a geri dönerek kaydımı aldım. Bir memur çocuğu olarak yanlış yapmamam gerekiyordu. O zamanki adıyla İzmir 9 Eylül Üniversitesi sonradan Ege Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Müzikoloji bölümüne 1979 yılında öğrenci olmuştum.

  • Sınavda zorlandınız mı?

Sınavda zorlanmadım çünkü müzik öğretmenim beni çalıştırmıştı. Piyanonun sesine yabancı değildim, iki, üç ses verince onu duyuyordum. Ritim ve ezgi algılamam iyiydi.

ÜNİVERSİTEDE İLK BAĞLAMA DERSİ

  • Kazanmak için kaç ses duymak gerekiyor?

Tek ses duyacaksınız, aynı anda iki ses duyacaksınız. Hatta dört beş ses basacak siz o sesleri duyacaksınız, ezgi algılamanız ve ritimleri doğru duyuşunuz çok önemliydi. Kulak geliştikçe bunlar zaten çözülüyor. Müzikoloji bölümü olduğu için temel batı müzik eğitiminin yanı sıra Türkiye'de ilktir, bağlama dersi ve geleneksel Türk Sanat Müziği dersleri de vardı. Yani makam, usul tarihi süreci içerisinde öğretilirdi. Bugün dışarıda öğretilen makam gibi değil, belli dönemler, 15'inci yüzyılın makamlarını ele alıp müzikolojik olarak bunların sınıflandırılması ve incelenmesi, karşılaştırılması derken o bilgiler bize yoğun bir şekilde aktarıldı. Değişik türlerde eski yazı öğretildi. Osmanlıcayı bir müzik araştırmacının bilmesi gerekiyordu.

* * * * * * * * * * * * *

Kaynak: Emine Sağlam AKFIRAT

https://www.aydinlik.com.tr/haber/koy-enstitulu-annenin-yarattigi-sanatci-307639

7 Temmuz 2022 Perşembe

Beşikdüzü Haberleri: Yıkılan eski köy enstitüsü binaları için 'ahır' ifadesine tepki / Fatih TURAN


Beşikdüzü Haberleri: Yıkılan eski köy enstitüsü binaları için 'ahır' ifadesine tepki / Fatih TURAN

Fatih TURAN- Selçuk BAŞAR/BEŞİKDÜZÜ (Trabzon), (DHA)- TRABZON'da, 1940'ta Beşikdüzü Köy Enstitüsü olarak kullanılan, ardından öğretmen okulu ve lojmanına dönüştürülen sonra da atıl halde kalan 8 bina, 500 kişilik öğrenci yurdu yapımı için yıkıldı. Beşikdüzü Belediyesi resmi internet sitesi ve sosyal medyada yaptığı açıklamada, 'Ahırları yıktık, yurt yapıyoruz' ifadesini kullandı. Belgesellere de konu olan eğitim binalarıyla ilgili duyuruda 'ahır' ifadesinin geçmesine tepki gösteren köy enstitüsü mezunları, üzüldüklerini, açıklamanın 'talihsizlik' olduğunu açıkladı. Belediye Başkanı Orhan Bıçakçıoğlu ise "Bu binalar son yıllarda ahır olarak kullanılıyordu. Biz yıkarken buradaki hayvanları kolluk kuvvetleri marifetiyle çıkardık. Tepki gösterenler olaya ideolojik yaklaşanlardır" dedi.
Beşikdüzü'nde 1920'li yıllarda köy odası olarak yapılan ve ilçe sakinlerinin eğitiminde kullanılan bina, 1940'ta ise 8 bina olarak Beşikdüzü Köy Enstitüsü'ne dönüştürüldü. Türkiye'deki ilk köy enstitülerinden biri olan binalarda, çok sayıda öğrenci mezun oldu. Köy enstitülerinin kapıtılmasının ardından binalar, 1971 yılına kadar öğretmen okulu olarak hizmet verdi, ardından da öğretmen lojmanına dönüştürüldü.
Son yıllarda metruk halde kalan binaların yıkılarak, yerine, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu tarafından 500 öğrenci kapasiteli yurt inşaatı yapılması için proje hazırlandı. Vardallı Mahallesi'ndeki 15 bin metrekare alan üzerine kurulması planlanan yurt binası için ihale sürecinin tamamlanmasıyla projeye geçildi. 20 milyon liraya mal olacak 10 katlı yurt inşaatı için binalar, yıkıldı.
'AHIRLARI YIKTIK YURT YAPIYORUZ'
Beşikdüzü Belediyesi'nin resmi internet sitesi ve sosyal medya hesabında, projenin tanıtımı için "Ahırları yıktık, yurt yapıyoruz'' ifadeleri kullanıldı. Belediye aynı açıklamada şu ifadelere yer verdi:
"Yurt binası için bugüne kadar verdiğimiz büyük uğraşların sonunda bu yatırımı ilçemize kazandırmayı başardık. Büyük mücadeleler verilerek bu aşamaya gelmenin hiç de kolay olmadığını Beşikdüzü halkımızın bilmesini istiyoruz."
MEZUNLARDAN TEPKİ
Binalar için kullanılan 'ahır' ifadesine, özellikle köy enstitüsü mezunları başta olmak üzere, ilçe sakinleri tepki gösterdi.
Beşikdüzü Köy Enstitüsü'nün son mezunlarından olan Salim Kalay, 'ahır' benzetmesinin kendisini çok üzdüğünü belirterek, "Beşikdüzü Köy Enstitüsü'nün son mezunlarındanım. 1951-52'lerde mezun oldum. Burada başkanın 'ahır' ifadesi kullanılması beni sonsuza kadar üzmüştür. Yıkılan binanın altı benim zamanında yemekhane, üstü de derslikti. Daha üstü de kızların yatakhanesiydi. Orada dut ağaçları vardı. Tüm öğrenciler eğlencelerini burada yaparlardı, horon oynarlardı. Üzüldük, bizi temsil eden bir yerdi. O okul olmasaydı Beşikdüzü nasıl olurdu?" dedi.
'AHIR KELİMESİ ÇOK AĞIR OLDU'
Beşikdüzü Köy Enstitüsü mezunlarından, emekli öğretmen Ahmet Gözaçan da "Böyle bir söz keşke hiç söylenmemiş olsaydı. Köy enstitüleri, Aydınlanma Devrimi'nin meşaleleridir. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Ahır kelimesi çok ağır oldu" diye konuştu.
'BİZ AHIRDA MI ÖĞRETMENLİK YAPTIK?'
Emekli öğretim görevlisi ve aynı zamanda Beşikdüzü Köy Enstitüsü'nde bir süre idarecilik yapan Murat Cihan da 'ahır' benzetmesini büyük bir talihsizlik olarak nitelendirerek şöyle dedi:
"Orada uzun süre idarecilik yapmış bir eğitim görevlisiyim. O yıllarda orada ahır falan yoktu. Döner sermayenin kapatılmasıyla ders için orada bulanan inekler de satılmıştı. Sayın Başkanın böyle bir benzetme yapması büyük bir talihsizliktir. Eğer art niyetli değilse böyle bir benzetmenin yapılması mümkün değildir. Oranın yurt olması güzel ama benzetme yanlış. Biz ahırda mı öğretmenlik yaptık? Ahırda mı bunca aydınlanma sürecini başlattık? Bu benzetmeye karşıyım. Binlerce kişi oradan mezun ettik. Orada yetişen çiçekler ülkenin her tarafına güzel kokular saçmıştır. Ahır kelimesini tasvip etmiyorum. Bu benzetmeyi kınıyorum."
'KÖY ENSTİTÜLERİNİN AYRI BİR YERİ VAR'
Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği (YKKED) Beşikdüzü Şubesi Başkanı Osman Balta da 'ahır' ifadesi kullanılmasıydı, belediyeye tepki gösterilmeyeceğini kaydederek şunları söyledi:
"Bu duyuruda 'ahır' değil de 'Yurt yapıyoruz' denilseydi bu hadise yaşanmayacak, hiçbir şey olmayacaktı. 'Belki bir iş buluruz' diye artık yıkımları seyreden bir toplum haline geldik. 'Ahır' kelimesi, aşağılama ve biraz da olsa itibarsızlaştırmayı içeren bir söz. Bundan rahatsız olundu. Ahır var mıydı? Evet vardı. Burada ahırlarda hayvan beslenmesi konusunda uygulamalı ders işlenirdi. Toplumda köy enstitülerinin ayrı bir yeri var. Sayın Başkan 'Ben onu kastetmedim' diyebilir. Sizin ne olduğunuz değil, bu algının tamiri beklenir. 'Maksadı aştı' gibi bir düzeltmeyle bu hatanın telafisi mümkün olabilir."
'ÖZÜR DİLEMESİNİ BEKLİYORUZ'
Cumhuriyet Halk Partisi Beşikdüzü İlçe Başkanı Şakir Yenigün da Belediye Başkanı Orhan Bıçakçıoğlu'nu kınadığını belirterek şunları ifade etti:
"Başkan'ı kınıyorum çünkü çok talihsiz bir açıklama. Bunu, burada yetişenlere yapılan bir hakaret olarak nitelendiriyorum. Köy enstitülerine hiç yakışmayacak bir kelime, bu ifade. Bu bizi son derece üzmüştür. Biz yurda asla karşı değiliz, biz ilçemizdeki köy enstitüsünün tarihiyle yaşatılmasından yanayız. Bu alan bir müze, bir milli park olarak düzenlenebilirdi. Buradan mezun olanlar zaman zaman buraya gelmekteler. Bu anılar yok oldu. Hele hele 'ahır' benzetmesi çok ağır bir benzetme. Kendisi de burada okudu, babası da burada memurluk yaptı. Onun da burada anıları geçmiştir. Anılarına bu kadar saygısızlık yaptı ama buradan yetişen ve mezun olanlara bu saygısızlığı yapmaması gerekirdi. Bu haberde 'ahır' kelimesinin çıkarılması ve ilçe halkından özür dilenilmesini bekliyoruz."
'AHIR KELİMESİ HİÇ DE ETİK OLMADI'
İlçe sakinlerinden Nuran Günaçtı, insanların rencide edildiğini dile getirerek, "Orada yaşayan insanlara bu yaklaşımı bir hakaret olarak varsayıyorum. Çünkü 'ahır' kelimesi hiç de etik olmadı. Elbette orada yurt yapılsın, biz buna karşı değiliz. Ancak 'ahır' yaklaşımı insanları gerçekten rencide etti. En azından oradaki insanların hatırına yetkililerden bir özür bekliyoruz. Ahır, çok ağır oldu" ifadelerini kullandı. İlçede oturan Abdullahvahap Salihoğlu da 'ahır' ifadesini kabullenmediklerini vurgulayarak, "Beşikdüzü gibi bir kültür yuvasında, bu kültürün devamlılığı ve kalıcılığı olmalı. Söylemlerin hakaret değil de yapıcı olması dileğimizdir. Birilerinin birilerine yaranma adına böyle bir sözü söylemesini asla tasvip etmiyorum. Bu kelimeyi kabullenmiyorum" diye konuştu.
BARODAN DA TEPKİ GELDİ
Tartışmalara neden olan 'ahır' ifadesiyle ilgili Trabzon Baro Başkanlığı da bir açıklama yayımladı. Belediye Başkanı'nın özür dilemesi gerektiği belirtilen açıklamada şöyle denildi:
"Beşikdüzü Köy Enstitüsü, 1940-1945 yılları arasında Cumhuriyet Devrimleri doğrultusunda aydın öğretmenler yetiştirmiş, tarihi bir misyonun uygulandığı, varlığı ve yetiştirdiği öğretmenlerle Trabzon ilimizin gurur duyduğu bir yerdir. Bu anlamda Trabzon Beşikdüzü Köy Enstitüsü'nü sadece bina olarak görmek, Trabzon'a ve Beşikdüzü'ne verdiği haklı gururu hissetmemek, cehaletle bile açıklanamayacak bir durumdur. Söz konusu alanın tarihi misyonuna uygun olarak muhafaza edilmemesi zaten üzüntü vericiyken, köy enstitüsünün kurulu olduğu ilçenin belediyesi tarafından bu alanın 'ahır' olarak nitelendirilmesi, Cumhuriyet'i ve onun aydınlanma felsefesini anlamamak ve tarih bilincinin eksikliğini göstermekten başka bir şey değildir. Beşikdüzü Belediyesi'ni Trabzon halkından özür dilemeye davet ediyoruz."
BAŞKAN BIÇAKÇIOĞLU: BEN DE BU OKULDAN MEZUNUM
Beşikdüzü Belediye Başkanı Orhan Bıçakçıoğlu, kendisine yönelik eleştiri ve tepkilere yanıt verdi. Bıçakçıoğlu, yıktıkları binaların içinden ineklerin çıkartıldığını anlatarak, şunları söyledi:
"Bahse konu arazideki 8 bina tarafımızca yıkılmıştır. Bu binalar yıkımdan önce son yıllarda özellikle son 10 yılda, ahır olarak kullanılmaktaydı. Biz yıkarken buradaki hayvanları, inekleri kolluk kuvvetleri marifetiyle çıkarttık. İlçemizde ikinci köy enstitüsü kurulmuştur, bu doğrudur. Bu enstitü 1941'de kapatılmış yerine öğretmen okulu kurulmuştur. Ben de bu okuldan mezunum. Bu arkadaşlarımızın sıkıntısı farklı. İdeolojik yaklaşıyorlar. Bunlar korunması, müze olması gereken binalarsa, ben burada 30 Mart'a göreve başladım, benden önce 30 yıl boyunca burada başka ve CHP'li belediye başkanları vardı. Neden kendi dönemlerinde bu binaları korumadılar, müze yapmadılar ve restore etmediler? Bunu sormak lazım."
'MAKSAT ÜZÜM YEMEK DEĞİL'
Yıkılan binaların tarihi bir özelliği bulunmadığını ileri süren Başkan Bıçakçıoğlu, "Buraya gelen hizmete karşı bunlar. 'Bu kadar hizmet Beşikdüzü'ne nasıl geliyor' diye şaşırıyorlar. Bu binaları yıktık, yerine yurt yapılacak. Köy enstitüsüyle hiçbir alakası yoktur. Bu binalar tarihi bir özelliği olmayan binalardır, metruk yapılardı. Köy enstitüsünden kalma gerçekten tarihi yapılar vardı ama onlar da CHP'li belediye başkanı döneminde yıkıldı. Maksat üzüm yemek değil, siyasi polemik yaratmak. Bildiğimiz yolda dosdoğru ilerleyeceğiz. Bizim yatırımlarımız belki de il genelinde yapılmıyor" ifadelerini kullandı.
BAŞKAN HABERLERE KONU OLMUŞTU
Öte yandan, Belediye Başkanı Orhan Bıçakçıoğlu, 4 yıl önce, ilçenin farklı noktalarındaki billboardlara, 'Kasabanın Şerifi' imzasıyla; 'Kurban olurum size, çöpler poşette, saatinde', 'Kurban olurum size, hayvanlar köye' ve 'Kurban olurum size, kaldırımlar hepimizin' yazılı bayram afişleri astırmıştı. Başkan Bıçakçıoğlu, 2 yıl önce de ilçede yaşanan sel felaketi sonrası yapımı süren teleferik projesi nedeniyle kendisine eleştiriler yönetilmesini de "Turizme önemli bir katkısı olacak bu projeyi yapacağız. Teleferik bir yerlerine mi batmış? Sel ile teleferiğin ne alakası var?" yanıtını vermişti.

KAYNAK: https://www.hurriyet.com.tr/yerel-haberler/trabzon/yikilan-eski-koy-enstitusu-binalari-icin-ahir-40707927 



6 Temmuz 2022 Çarşamba

Aksu Köy Enstitüsü / Begümşen Ergenekon


Aksu Köy Enstitüsü / Begümşen Ergenekon

Başlangıcı 1925 yılında A.O.Ç.’deki tarım eğitimine dayanarak kurulan (1940) 21 Köy Enstitüsünden biri de Antalya Aksu’dadır. Muğla ve Mersin’den öğrencileri de içine alan bu okul Perge’ye bitişiktir. Tonguç’un amacı tarihi miras bilincinin gelişmesi, ören yerinin korunması ve eski eserlerin onarılmasının öğretilmesidir (1).

PERGE ORTAOKULU

Her 17 Mayıs’ta Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne gitmek ve etkinliklerde tango eğitimi vermek, Alegria Korosuyla Ziraat Marşını söylemek, mandolin konseri vermek yerine bu kez Antalya Aksu Köy Enstitüsü yerleşkesini ziyaret ettik. Eski idare binaları yıkılarak yerine yapılan çok katlı Aksu Fen Lisesinde eğitim uzaktandı ama görevinin başında bulunan Müdür Hüseyin Koşargelir bizi karşıladı. Eskiden Köy Enstitüsü olan Kastamonu Gölköy Öğretmen okulu mezunuydu. Kendisi gibi resim ve sanat Tarihi öğretmeni olan Ertan Akkaymak’la birlikte yaptıkları Atatürk Köşesi kabartmasında Yörüklük simgesi keçisiyle çoban, kadın erkek çiftçi, memur, bayrak tutan asker, öğretmen Atatürk ilkelerine bağlılıklarını bakışları ile anlatıyordu. İlçe Milli eğitim Müdürlüğünün önündeki Atatürk Büstünün altında “Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” yazıyor, bahçe dışında ise çok eskiden dikilmiş yaban menekşeleri mor, pembe, beyaz kadifeler benzeri toprağı süslüyordu. Geçtiğimiz yıl salgından sonra kullanılmak üzere onarılan iki okula, valilik kararıyla “Perge Ortaokulu” adı konmuştu. İşte ilkokulu bitirdikten sonra 13 yaşında bu dersliklerde okuyan Mehmet Aydın, 1946 yılında Enstitüden “Yapıcı – Dülger” mesleği ile mezun olmuştu. Diplomasının altında H. Tonguç imzası vardı.

MÜZE

Hazineye devredilmiş ve imara açılmış 10.000 dönümlük eğitim ve uygulama arazisine sahip olmuş bir eğitim yuvasının dershane, yemekhane, yatakhane, müzikhane, işlikler, hamam, fırın, idari binalar, toplantı yeri, kitaplık, öğretmen ve memur evleri, hemşire odası ve onarılmakta olan Macun İlkokulu yerleşkesini hayranlıkla gezdik. Müzesindeki duvar saatleri, abaküs, ciltçilik, radyo, teyp, piyano, saz, davul, mandolin, akordeon, marangozluk aletleri, ahşap kaşık, takunya, ağaç kakma, dikiş ve süt makinaları, daktilolar, hesap makinaları, şövaleler, tablolar, heykeller ve fotoğraflar ise bize, Milli güreşçimiz Yaşar Doğu’nun da eğitim verdiği Aksu’nun, çok yönlü eğitimi hakkında bilgi veriyordu. İçlerinde ayrıcalıklı olanlar ise “Fatih Dönemi Fıkraları”, “Öğrenci Günlüğü” (1947),” İslam San’atları”, “Koruyucu Hekimlik 1: Hijyen ve Sanitasyon” (Prof. Dr. Zeki Faik Ural, Ankara 1956), “Tarih-Coğrafya Yazmaları (MEB 1943), “Tarih Deyimleri ve Terimleri”, “Kutadgu Bilig Tıpkıbasım: Fergana ve (Arapça) Mısır Nüshaları (1943), Farsça Manzum Eserler (1968), Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatler (Cevdet Türkay) gibi kitaplardı. Sonra dolgu köprü şeklinde yapılmış dikçe yokuşu çıkmaya başladık. Burası lojmanlar, öğrenci yatakhaneleri ve işliklerin olduğu bir alandı. Arazinin sonunda bizi bekleyen Perge şehrinin büyüleyici tiyatrosu, stadyumu, şehir kapısı, sütunlu caddesi, Agorası, kuleleri ve tapınaklarıydı. Aksu Köy Enstitüsü de bir zamanlar “Tüm Kavimler Ülkesi” anlamını taşıyan Pamfilya Birliğinin arazisi üzerindeydi. Eti tabletlerinde Parha denirken (MÖ 13. Yy.) Perge olarak bilinen bu yerleşim 1994-2004 arası yapılan kazılara göre tarıma geçilen cilalı taş devrine (MÖ 12.000) kadar gidiyordu (2).

ÇAĞDAŞLAŞMANIN SONU

Binlerce yıllık aydınlanma merkezi olan Perge’de iz bırakanlar Kraliçe Plancia Magna, matematikçi Apollonius, filozof Varus, hekim Asklepiades, Büyük İskender, vaiz Paulus ve sayesinde son aydınlanma çağı kahramanı Aziz Mustafa Kemal Atatürk’tür. Eğer bir çağdaşlaşma hamlesi olan bu okullar kapanmasa ve uyarlanarak günümüze kadar getirilseydi bugün ilerlemiş bir ülke olarak dünya ülkeleri arasında yerimizi almış olacaktık. “İş için iş içinde eğitim” ilkesinden vazgeçilince; sıra başında ders yapıp sınava girmekle öğrenci hayata hazırlanacak olgunluğa erişemiyor; uygulamacı olmayan bir öğretimle, o öğrencileri yetiştirecek iyi eğitmenler de yetişmiyor. İşte Aksu Köy Enstitüsünün MEB kararlarıyla değişen adları ve geçirdiği dönüşümler bütün köy enstitülerinin makus kaderini anlatıyor: 1940-51: Aksu Köy Enstitüsü, 1951-68: İlk Öğretmen Okulu, 1968-73: Aksu Öğretmen Okulu, 1973-77: Aksu Öğretmen Lisesi, 1977-79: Aksu Eğitim Enstitüsü, 1989-2014: Aksu Anadolu Öğretmen Lisesi, 2014 – Aksu Fen Lisesi. Ve böylece köy enstitüleri amaç ve ruhu ortadan kaldırılarak Truman Doktirini amacına ulaşıyor: 1945’te Stalin’in Türkiye’den Kars, Artvin ve Ardahan’ı ve Boğazlarda askeri üst talebi üzerine İsmet İnönü’nün ABD’den askeri destek istemesine karşılık Türkiye’de “çok partili düzene geçilmesi”, “Milli şeflik”, “5 yıllık kalkınma planları” ve “Köy Enstitüleri” gibi uygulamaların kaldırılması şartları yerine getiriliyor.

1) Mustafa Sözen Aksu Köy Enstitüsünün Kuruluş Yeri, Karanlık Sokakta Aydınlanma, 2013:36-38. Antalya Büyükşehir Belediyesi, Antalya Kent Müzesi Yayınları.

2) Akan Atila, Perge-Aspendos and Side, Güney Books, 2015:3-7

* * * * * * * * * * * * * *

KAYNAK: Begümşen Ergenekon /

https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/aksu-koy-enstitusu-241163

* * * * * * * * * * * * * *


29 Haziran 2022 Çarşamba

KÖY ENSTİTÜLERİNİ KIYANLAR, ÖLDÜRÜCÜ DARBEYİ VURANLAR / Alim Başaran

 

KÖY ENSTİTÜLERİNİ KIYANLAR, ÖLDÜRÜCÜ DARBEYİ VURANLAR / Alim Başaran

Köy Enstitüsü mezunu öğretmenlerin giderek çoğalmasıyla huzuru kaçanların başında toprak ağaları geliyordu. Eskişehirli bir toprak ağası olan Emin Sazak, bu okullara neden karşı olduğunu tarihe geçen şu veciz(!) sözüyle dile getirmişti: 

“Ben bineceğim eşeğin, benden akıllı olmasını istemem.”

Köy Enstitülerine asıl öldürücü darbeyi vuranın, Vanlı toprak ağası Kinyas Kartal olduğunu bizzat kendisinden öğreniyoruz. Şöyle ki, bir dönem Kastamonu milletvekili olan Sabri Tığlı, daha milletvekili olmadan 1958 yılında Milli Gençlik Teşkilatı delegesi olarak Hindistan'da yapılan bir toplantıya giderken, uçakta Van'ın ünlü toprak ağası Kinyas Kartal'la tanışır. Samimi bir ortamda ona:

─ Köy enstitüleri komünist yetiştirdiği için mi kapatıldı, diye sorar. Kinyas Ağa bu soruya:

─ Hayır, beni babam Moskova'da okuttu. Moskova Harp Akademisini bitirdim. Rus ordusunda subaylık yaptım. Bir Rus generalinin balerin kızıyla evlendim. Komünizmin ne olduğunu gayet iyi biliyorum. Köy enstitüleri komünist yuvası değildi, diye yanıt verir. Tığlı'nın:

─ Peki, karma eğitim (kız-erkek karışık eğitim) yapılmasından dolayı mı kapatıldı, şeklindeki sorusunu da:

─ Hayır, bütün dünyada okullar karma eğitim yapıyor. Kız erkek beraber okuyor, diye yanıtlar. Bu yanıtlar üzerine Sabri Tığlı:

─ Peki, ya neden kapatıldı, diye sorunca da, Kinyas Kartal:

─ Ben kapattırdım köy enstitülerini, der. Beklemediği bu yanıt üzerine Sabri Tığlı:

─ Nasıl yani, diye sorar. Kinyas Kartal:

─ Bak delikanlı, köy enstitüleri kesinlikle komünist bir uygulama değildi. Köy Enstitüleri, bizim devlet ve yönetim üzerindeki gücümüzü kaldırmaya yönelik, uzun vadeli ve çok akıllı bir uygulamaydı.

Benim Van yöresinde 258 köyüm var. Bu köylerde yaşayanlar devletten çok bana bağlıdırlar. Bana taparlar. Ben ne dersem onu yaparlar. Ne işi varsa bana sorar, evlenecek, boşanacak, askere gide cek, mahkemesi nesi varsa gelir bana danışırdı. Köylülerin devlet kapısındaki işlerini benim adamlarım yapardı. Mektuplarına kadar benim adamlarım yazardı. Ama köy enstitüleri açıldıktan sonra beş köyüme enstitü mezunu öğretmenler geldi. Onlar gelince köylüler, benim gücümden başka güçler de olduğunu öğrendiler ve bana bağlılıktan, benim sözlerimi dinlemekten uzaklaşır oldular.

Yaşadığımız sürece bize bağlı halk üzerinde söz hakkımızın ve etkinliğimizin yok edilmeye kalkışılmasını içimize sindiremedik. Ben düşündüm. 258 köyümün hepsine köy enstitüsü mezunu öğretmen gelirse benim ağalığın ne olur, sıfıra düşer. Böyleyse, benim harekete geçmem gerekir dedim ve doğudaki tüm ağalara telefon ettim. Onları topladım. Bir de batıdan buldum. Eskişehir'den Emin Sazak. Sonra 1950 seçimlerinin olacağı zaman Menderes'le pazarlığa gittik. Ona, "Köy enstitülerini kapatırsan şu gördüğün doğudaki tüm toprak ağalarının ve batıdan Emin Sazak'ın oyları sana. Kapatmazsan oy yok." dedik. Menderes, 1950'de iktidara gelir gelmez köy enstitülerinin temelini sarsmaya başladı. 1954'te de temelli kapattı.

Eğer bu sistem kaldırılmayıp bir on yıl daha sürseydi, hiçbirimiz yoktuk. Halk bizden çok devleti tanıyacaktı, devlete bağlı olacaktı. İşte gerçek neden budur, der.

* * * * *

PAYLAŞIM: “KÖY ENSTİTÜLÜLERİN ÇOCUKLARI” FACEBOOK GURUBU.- Alim Başaran - Öğretmenim Müfettiş Geldi. Öğretmen Dünyası Yayınları. Ankara – 2017.





KÖY ENSTİTÜLERİ: GERÇEK CUMHURİYET YURTTAŞLARI YARATMAK / ALİM BAŞARAN

 

KÖY ENSTİTÜLERİ: GERÇEK CUMHURİYET YURTTAŞLARI YARATMAK / ALİM BAŞARAN

Yeni devletin temel sorunu; halkı yoksulluk ve bilgisizlikten kurtararak, gerçek cumhuriyet yurttaşları yapmaktı.

İşte bunu gerçekleştirebilmek için de zamanın yurtsever Türk eğitimcileri, 1940'lı yılların başında, Türk eğitim tarihinin en özgün, en kapsamlı, en çağdaş eğitim kurumu olan ve azgelişmiş ülkelere de örnek olarak gösterilen Köy Enstitüleri sistemini kurmuşlardı.

Köy Enstitülerinin kuruluş amacı; topluma sevgiyle bağlı, çalışkan, dürüst, becerikli, zorluklara dayanabilen, her türlü engeli yenmesini bilen, tuttuğunu koparan, yaşam koşullarını değiştirebilen, toprağa bağlı, yaşamdan tat alan öğretmenler yetiştirmekti. Bu enstitüler, kızıyla erkeğiyle, öğrencisiyle öğretmeniyle üreterek eğitip öğreten; eğitip öğreterek üreten okullardı.

Bu enstitülerde okuyan öğrenciler, önce kendileri uyandılar, sonra da köylüyü uyandırmaya başladılar.

Cesarettin Ateş adlı öğrencinin Köy Enstitüleri Dergisinde yayımlanan aşağıdaki şiiri buna en iyi örnektir.


YETER

Yüzyıllarca çektin, bitmedi derdin.

Gitmedi alnından çamurlaşan ter.

Sesin duyulmadı, göğsünü gerdin.

Yeter artık bugün çektiğin yeter!

Her sabah yol aldın türkü dilinde.

Tırpan omzunda, orak belinde

Ektin biçtin nasır kaldı elinde.

Yeter eller için ektiğin yeter!

Yazlar geldi orağını biledin.

Biçemedin, bahtım böyledir dedin.

Buğday ektin arpa ekmeği yedin.

Yeter artık arpa yediğin yeter.

On koyunun çoban oldun peşinde.

Baharın da dağda kaldın kışın da.

Boyun eğdin daha küçük yaşında.

Yeter beyim paşam dediğin yeter!"

* * * * * *

PAYLAŞIM: “KÖY ENSTİTÜLÜLERİN ÇOCUKLARI” FACEBOOK GURUBU.- Alim Başaran - Öğretmenim Müfettiş Geldi. Öğretmen Dünyası Yayınları. Ankara – 2017.





İsmail Hakkı Tonguç'a dair bir öykü / Alim Başaran

 

İsmail Hakkı Tonguç'a dair bir öykü / Alim Başaran

Öğretmen okulunda iş dersi öğretmenimiz Musa Okay’ın anlattığı bir öykü: Köy Enstitülerinin kurucusu İ. Hakkı Tonguç İlköğretim Genel Müdürü olduğu 1944 yılında iki arkadaşı ile birlikte bir gün Ilgaz ormanları içinde bir köye gider. Köyün yeni yapılmış çok güzel ilkokulunun önünde durur. Bu sırada yağmur yağmaktadır. Okulun kapısını uzun süre çaldıktan sonra açtırabilirler. Başöğretmen olduğu anlaşılan 45 yaşlarında bir kişi, okulun bugün kapalı olduğunu söyleyerek onlara isteksizce okulu gezdirmeye başlar. Yazı masasının üzerine konmuş bir tasa tavandan su damlamaktadır. Tonguç başöğ retmene sorar:

– Akıyor mu?

– Evet.

– Okulun iş günü kapalı olmasına köylüler bir şey demezler mi?

– Hepten kapatsam daha çok işlerine gelir.

– Çatının akmasına yardımcı olmuyorlar mı?

– Yok. Çankırı Milli Eğitim Müdürlüğüne üç kez yazdım. Yanıt bile vermediler.

– Peki, siz bir şey yapamaz mısınız?

Boz giysili, üstleri başları tozlu çamurlu bu üç kişinin kim olduklarını, ne aradıklarını anlamayan adam terslenir:

– Ben Başöğretmenim, dam aktarıcısı değil, der.

Bu yanıt üzerine Tonguç, top gibi dışarı fırlar, okulun çevresini döner, bahçenin bir köşesine dayanmış bir merdiven ve yapı işlerinden artakalmış birkaç sağlam kiremit görür. Diğerlerinin karışmasına zaman kalmadan, merdiveni duvara dayayıp çatıya çıkar, kırık birkaç kiremidi aşağıya atar, arkadaşlarından sağlamlarını vermelerini ister, onları yerleştirip iner.

Başöğretmen, bu garip kişilerin ne yaptıklarını pencereden seyretmektedir. İçeri girerler. Tonguç adama:

– Dam yine akarsa, bana bildir, Çankırı’ya yazma, ben gelir damı aktarırım, diyerek kartını verir. Adam kartı okuyunca bayılacak gibi olur.”

Ben de, Tonguç’un bu davranışından esinlenerek öğretmene, öğrencilerden birine evlerinden bir keser ya da çekiçle birkaç küçük çivi getirtmesini söyledim. Öğrencilerden biri bir çekiç ve birkaç çivi getirdi. Çekici ve çivileri alıp müdür vekili öğretmenle birlikte okulun bahçesine çıktık. Pencerenin önüne vardık. Öğretmene, kepengi düzgün bir biçimde tutmasını söyledim. Sonra da menteşenin düşen çivisinin yerine yeni bir çivi çaktım. Böylece kepenk düzelmiş oldu. Öğretmene de:

─ Öğretmenim, bundan sonra kepenklerin çivileri düşerse, kaymakamlığa yazı yazmana gerek yok. Bana haber ver. Ben gelip, düşen çivinin yerine yeni bir çivi çakarım, dedim.

* * * * * * *

PAYLAŞIM: “KÖY ENSTİTÜLÜLERİN ÇOCUKLARI” FACEBOOK GURUBU.- Alim Başaran - Öğretmenim Müfettiş Geldi. Öğretmen Dünyası Yayınları. Ankara – 2017.

28 Haziran 2022 Salı

Gönen Köy Enstitüsü Festivali / Devrim Alkaya

 

Gönen Köy Enstitüsü Festivali / Devrim Alkaya

Gönen Köy Enstitüsü festivali için 25-26 Haziran 2022 tarihinde Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği Denizli Temsilciliği ile birlikte Gönendeydik. Gönen'de güzel anılar biriktirdik.

Cumartesi günü tam gün süren panele katıldık. Panelistler köy enstitülerini, okulda geçirdikleri günleri anlattılar. Zaman zaman panelistler ve dinleyenler akan gözyaşlarına engel olamadılar. O günleri yaşayanların anılarını dinlemek çok güzeldi.

Pazar sabahı Serhan Asker'in Gönen Köy Enstitüsü programına katıldık. Serhan Asker ilk mezunları programına konuk etti. 95 yaşındaki koy enstitülü öğretmenlerimizin anlattıkları program konuklarını ve TV karşısındaki izleyicileri duygulandırdı.

Gönen'de Gülgönen Kırsal kalkınma kooperatifi ile karşılaştık. Kooperatifin çalışmaları hakkında bilgi aldık. Karşılıklı fikir alışverişinde bulunduk.

Gül kokan, duvarlarında gül resimleri olan güzel bir Anadolu kasabası Gönen. Köy Enstitüsünün etkisi ilçede hissediliyor, enstitü sonrası öğretmen lisesi ile kültür seviyesi çok yüksek, takım elbiseli ihtiyar delikanlıların dolaştığı, sessiz, sakin, huzurlu bir ilçemiz. Mevcut Belediye Başkanı da Öğretmen lisesi mezunu. Mezun olduğu okulu koruyup kolluyor. O açıdan da Gönen şanslı. Gönen'i mutlaka görmelisiniz.

Köy Enstitusü binalarını şu an üniversite kullanıyor. Çok sayıda iki yıllık yüksekokul programları var. Binalarda duvar resimleri, müze, eski fotoğraflar ile köy enstitüsü ruhu hala yaşatılıyor. Bu açıdan o duvar resimlerini yapan hocayı kutluyorum . Köy enstitüsü zamanından kalan atelyeler icin biraz çaba gerekiyor.

Yatılı okul mezunları için anısal bir niteliği olan geleneksel kuru fasulye yemeği pazar öğle yemeğinde katılımcılara ikram edildi. Hepimiz sıraya geçtik. Yatılı okul günleri tekrar yadedildi.

*Festivale katılan 5 kişilik ekibimizle festival sonrasi Gonen Yunus Emre turbesine Gonen göletine, Eğirdir gölüne ve Kuyucak lavanta köyüne uğradık. Kırsal kalkınma ve kooperatifçilik çalışmalarını Kuyucak'ta yerinde gözlemledik. Kuyucak lavanta köyü kooperatifi, muhtarlığı ve köy sakinleri tebriği hakediyor.

Son söz olarak kırsal kalkınma için, ülkemizin eğitim, bilgi ve üretim kalitesinin arttırılması icin köy enstitüsü ruhunun tekrar diriltilmesi ve tüm okullarda bu ruhla eğitim yapılması gerekiyor. Gönen' de gördüğüm budur.

Doç.Dr. Devrim Alkaya

İnş.Yük.Müh. & Kamu Yöneticisi & Tarımcı

* * * * *

PAYLAŞIM: DEVRİM ALKAYA - “KÖY ENSTİTÜLÜLERİN ÇOCUKLARI” FACEBOOK GURUBU

* * * * *