7 Kasım 2022 Pazartesi

YENİDEN DİZİLELİM / Zeki Sarıhan

YENİDEN DİZİLELİM / Zeki Sarıhan

1932 doğumlu, Düziçi Köy Enstitüsü ve Çapa Eğitim Enstitüsü mezunu M. Nuri İşken, daha sonra Hukuk Fakültesini de bitirerek avukat olur. 2010 yılında Çukurova Üniversitesinde Köy Enstitüleriyle ilgili bir toplantıda ondan da Enstitü anılarını anlatması istenir.

İşken, Enstitü yıllarını anlatan bu konuşmaya daha sonraki öğretmenlik ve avukatlık yaşamını da ekleyerek bu yıl bir kitap olarak bastırır. (Mehmet Nuri İşken, Bir Yaşanmış Öykü-Düziçi Köy Enstitüsü (Anılarım), Ankara, 2018, Yankı Yayınları, 144 sayfa)

Bir yıllık TODAİE öğrenimini bitirdiğim 1978’de, onun Müdürlük yaptığı Ankara İncesu Lisesi Akşam Ortaokuluna Türkçe öğretmeni olarak atandım. Ortalığın adamakıllı karışık olduğu, siyasetlerin okulları bölüştüğü, silahların konuştuğu yıllardır. İşken, okul müdürlüğünde çektiği sıkıntıları anlatırken bir yerde beni de anıyor ve şöyle yazıyor:

BİR DELİLİK YAPABİLİRLERDİ!

“Bir önemli konu da, akşam bölümü öğretmeni Zeki Sarıhan olayıdır… Zeki Hoca, okuyan, yazan, derin kültür birikimi olan, sol görüşlü, görüşleri uğruna yıllarca hapis yatmış, göreve düşkün, çalışkan ve de her şeyden önce iyi bir öğretmen ve iyi bir insan. Ne var ki, Akşam bölümü sol görüşlü öğrencilerin hedefi halinde… Faşist diyorlar... Okulda istemiyorlar. ‘İçimizde faşist yaşatmayız…’ gibi imalı sözler söylüyorlardı…

Yanıldıklarını anlatsam da ikna edemedim bir türlü… Okul çıkışı gece evine giderken bir delilik yapmalarından korktum. Milli Eğitim Müdürü ile görüşerek ihtiyaç nedeniyle Zeki Sarıhan Bey’i gündüz bölümüne müdür yardımcısı olarak aldım… Gerçek nedenini ise kendisine söylemedim… Okursa şimdi öğrenecek… O zaman söyleseydim kesinlikle kabul etmezdi…”

*

Müdürümün hakkımdaki övücü sözlerini aynen alıntılamamın nedeni, başkasının ağzıyla kendimi övmek değil. Metne bağlı kalmak istedim. Asıl anlatmak istediğim başkadır.

12 Eylül 1980 faşist darbesi adım adım “geliyorum” derken, solculuğun nerdeyse 40 parçaya ayrılmış olduğunu o dönemi yaşayanlar bilir. Bunların bir kısmı, sosyalizmi yeni öğrenmeye çalışan ve mahallelerde devam ettikleri mekânlarda öğrenen gençlerdi.

Akşam Ortaokulunda yaşları 20’den başlayan, bir devlet dairesinde çalışan ve üç yıllık ortaokulu dört yıla serpiştirilmiş sürede bitirip bir derece kıdem almak isteyenler oluşturuyordu. Büyük çoğunluğu akşam işten çıktıktan sonra okula gelir, bir kısmı ders kitabı, hatta kalem ve defter bile getirmezdi. İçlerinde siyasetle uğraşan pek azdı ve öğrenci kitlesini örgütlenmiş bu küçük grup yönetirdi. Bilgileri çok yüzeysel olduğu için İstiklal Marşı’nın ırkçı olduğunu zannederler ve bu konuyu derste işlememe zorluk çıkarırlardı. Onları demokratik bir hayata hazırlamak için Türkçe dersi uygulaması olarak sınıfta açık oturum yapılmasına bile “Bu okulda ancak biz konuşuruz” diye engel çıkarmışlardı.

Sınıfın birinde de beni istemediklerini ifade eden bir dilekçeye bütün sınıfın imzasını almışlardı. Bazı öğrenciler, can güvenlikleri olmadığı için bu metne imza atmak zorunda kaldıklarını özür dileyerek bana söylemişlerdi. (Ben bunları 1996’da ilk baskısı yapılan “Öğretmen(im) Sizi Çok Seviyor(uz)” kitabımda anlatmıştım.)

Bu öğrencilerle böyle vahim biçimde karşı karşıya gelmemizin nedeni, onların TKP ve Kurtuluş, benim ise Aydınlık siyasetine mensup olmam, dolayısıyla dünya ve Türkiye sorunları hakkında farklı görüşler taşımamızdı.

KOŞULLAR DEĞİŞİNCE

Sonunda olacak oldu! 1980 faşizmi hepimizin üzerinden bir silindir gibi geçti. Hem dünyada, hem ülkemizde büyük değişiklikler oldu. Türkiye sosyalistlerini birbirine karşıt konuma getiren olgulardan biri olan Sovyetler Birliği çöktü. Sovyet sosyalizmi hem Rus coğrafyasında, hem Doğu Avrupa’da çöktü. Yugoslavya çözüldü, Çin yeni bir yola girdi, Arnavutluk sosyalizminin yerinde yeller esmeye başladı. Elde kala kala ayakta durmaya çalışan bir Kuzey Kore ile Küba kaldı. 12 Eylül faşizmiyle ülkenin gündemi de bütünüyle değişti.

Bu koşullarda Türkiye sosyalistleri, şapkalarını önlerine koyup düşündüler. Bir kısmı kendi geleceğinin kaygısına düşerek ya siyasetle ilişiğini kesti, ya da sağ ve sosyal demokrat siyasetlere demir attı. Kalanların bir kısmı ad ve program değiştirerek varlıklarını sürdürmeye çalışıyorlar. Yeni örgütlenmelerde bir araya gelenler var. Birbirleri hakkında eski keskin söylemler terk edildi.

Öyle de olması gerekirdi. Şimdi o eski kamplaşmaları bozup yeniden dizilmenin zamanıdır. Yalnız eski yanlışlardan kurtulmak için değil, bugünün sorunları bambaşka olduğundan, demokrasinin köküne kibrit suyu döken bugünkü rejimden kurtulmak için yeni ve akılcı politikalarda birleşmek gerekir.

Geçmişte yaşananlar bilimsel araştırmalar ve anılarla açıklıkla anlatılmalı fakat onlara saplanıp kalınmamalıdır.

İncesu Akşam Ortaokulunda okul müdürü İşken’in her cümlesinin sonuna üç nokta koyarak anlattığı, bana karşı düşmanlık gösteren gençlerle nerde görsem kucaklaşmaya hazırım. Rastladıklarımla da kucaklaştım. O zamanların dernekçilik ve 1990 sonrası sendikacılığında farklı konumlarda yer alan arkadaşlarla da öyle.

Az veya çok herkesin hatası oldu! (4 Kasım 2018)

Diğer yazılar için: zekisarihan.com

* * * * * * * * * *

KAYNAK: Zeki Sarıhan - “KAVEG KÖY ENSTİTÜLERİNİ ARAŞTIRMA VE EĞİTİMİ GELİŞTİRME DERNEĞİ “ Facebook Gurubu

* * * * * * * * * * 

3 Kasım 2022 Perşembe

Bana bir defter geldi! / Neşe Doster

Bana bir defter geldi! / Neşe Doster
“Bana bir defter geldi! İçinden; 1926 yılında Kars’ın Selim İlçesinin Akpınar köyünde doğan, Cılavuz Köy Enstitüsü’nü bitirdikten sonra sırasıyla Molla Mustafa, Ali Sofu, Kınık ve İzmir’de görev yapan İsmail öğretmenin son derece okunaklı el yazısı ve akıcı üslubuyla sarı deftere tuttuğu ders notları çıktı…

Bana bir defter geldi! İçinden; İnsanı insan yapan değerlerin neler olduğu, bilginin, eğitimin, vicdanın, ahlakın, dürüstlüğün, doğruluğun, hak bilirliğin, cesaretin, vefanın insanın hele de öğretmenlerin hayatındaki yeri, değeri ve önemi çıktı…

Defteri karıştırırken! Köy Enstitüleri’nde öğrencilere nasıl bir eğitim verilmiş? Bu kurumlar eğitim- öğretim dünyamıza nasıl bir temel atmış? Mezunlarına nasıl bir yürek aşılamış? Şeklindeki soruların cevabını bir kez daha gördüm…

Sadece aklımı değil, yüreğimi de ele geçiren notları okudukça! İsmail Küçükgül öğretmenimin yaşadıklarına dikkat kesildim, yazdıklarına baka kaldım, dönemin eğitim anlayışına şapka çıkardım, görmeyi, vefayı, anlamayı, sorgulamayı, sanata değer vermeyi Köy Enstitüleri’nin müfredat programının önüne ve üstüne koyanları yine ve yeniden alkışladım…

Bir kitabı okur gibi elimden bırakamadığım defterdeki notlar 1948 yılının çeşitli aylarına ait. Köy Enstitüleri’nin; Bir cumhuriyet projesi olduğunu, öğrencilerin okula daha yeni başlarken kendilerini ülkenin sorunlarından sorumlu saydıklarını yine ve yeniden öğrendim. Atatürkçü, duyarlı, laik, aydınlanmacı o gençlerin tümünde cumhuriyetin tüm vasıflarının hayat bulduğunu, sözünü sakınmayan, azimle yol alan, aynı dili konuşan, aynı hedefe yürüyen o kuşağın enerjisine ve inancına bir kez daha hayran oldum…

(…..)

Defteri okurken neler mi gördüm? Ya da yazılanlar bana neler mi yaşattı? Sıralamaya çalışayım!

“Öğretmenlik Bilgisi Defteri” tümcesiyle başlayan sararmış yapraklarıyla adeta geçmişi yansıtan notların başında şu tümceler yer alıyor.

“Öğretmen düzenli olmalı. Öğretmen çocukları sevmeli ve kendisini sevdirmeli.

Öğretmen sabırlı olmalı. Öğretmen azimli olmalı. Öğretmen karakterli olmalı. Öğretmen açık gönüllü ve bilgili olmalı”

Daha sonra alınan notlarda; “Genel ve özel öğretim metotları, kuramsal eğitbilim, öğretim metotları, birinci sınıflarda el çalışmaları, sözlü ve yazılı ifade, sesli ve sessiz okuma, dil bilgisi ve hayat bilgisinin önemi. Uygulama bahçeleri, okul müzesi, Pedagojinin önemi, soya çekim, gözlem ve deneyimin önemi, eğitimde ailenin rolü, sosyal çevrenin önemi, ergenlik çağı, duygusal gelişim” gibi başlıklarla karşılaştım.

Defterin sayfaları arasında dolaşırken! Çok sevdiği mesleğine doğuda başlayıp batıda devam eden İsmail öğretmenimin eğitim yolculuğunun tüm evrelerine tanıklık ettim. İçinde koskoca bir arşiv barındıran, bazen düşündüren, bazen duygulandıran bu akıcı kalemin aldığı notlarda o yıllarda verilen eğitimin gençlerdeki yansımalarını izlerken, olaylara geniş açıdan bakma ve okuma alışkanlığı kazandırmayı hedefleyen mayanın nasıl tuttuğunu gördüm…

Gelelim dünden bugüne alınan yola!

17 Nisan 1940- 17 Nisan 2022

Defteri okurken! Aradan geçen bunca yıla rağmen; Hint’ten Çin’e, Sokrat’tan Platon’a, Aristo’dan Eflatun’a, İslam Terbiyesinden Gazali’ye, Jan Jak Russo’dan Emil Zola’ya kadar geniş bir çerçevede okunan ve hazmedilen kitapların izlerini sürdüm…

Sayfalar ilerledikçe! Yönetim şekilleri, ulus devlet, batı milliyetçiliği, hukuk, ülkü ve toplumbilim, ruhbilim, algı, imge, çağrışım, bellek, realite gibi ara ve ana başlıklar altında alınan notlarda saklı çok geniş bir yelpazede kültürel yatırımın o yıllarda atılan temellerini gördüm…

Bir eğitim emekçisinin el yazısıyla yazdığı notları okurken! Disiplinli bir şekilde kitap okumanın, genelde sanat, özelde tiyatro bilincini yükseltmenin, gözlem gücünü artırmanın, siyasal bilinç kazandırılarak, ülkenin tüm sorunlarını masaya yatırmanın, dertleri ve sevinçleri paylaşmanın önemini gördüm…

Notların sonuna geldiğimde! Şefkat, merhamet, sevgi, saygı, hoşgörü, sabır, vefa, sorumluluk gibi evrensel, ulusal değerlere olan bağlılığın o kuşak için olmazsa olmaz oluşunu gördüm. Yıllara ve yollara yayılan emek, birikim, bilgi, duyarlılık, girişimcilik, yoktan var etme, özveri, çalışkanlık, azim gibi kavramların Köy Enstitülüler için vazgeçilmez değerler olduğunu gördüm…

Özetle demem o ki! İsmail öğretmenimi bu paha biçilmez ders notları için kutluyor, sağlık dileklerimi ve saygılarımı sunuyorum…”
(*)https://www.gercekgundem.com/.../pazar-gunu-17-nisan...
* * * * * * * * 
PAYLAŞIM: TC Dilek Özdemir
KAYNAK:İlhami Arslan - “KÖY ENSTİTÜLÜLERİN ÇOCUKLARI “ Facebook Gurubu

BİR KÖY ENSTITÜLÜ ÇINAR DAHA VEDA ETTİ / İlhami Arslan

 

BİR KÖY ENSTITÜLÜ ÇINAR DAHA VEDA ETTİ / İlhami Arslan

Ruhun şad olsun, Öğretmenlik Bilgisi Defteri’nin yazarı İsmail Küçükgül öğretmenim.

Adını duymakta Defter’ini okumakta geç kalmış olduğuma üzülüyorum. Üstelik İzmir'de yaşıyorken...

Sayfamdaki değerli arkadaşlar;

Aşağıda Sn Neşe Doster'in 17 Nisan 2022 tarihli yazısını okuyacaksınız. (*)

96 yaşında kaybettiğimiz değerli öğretmenimizin, önceki aylarda da alıntılar yaptığım ve paylaştığım notlarında, haklı olarak çok sözü edilen Köy Enstitülerinde uygulanan “üretime dönük eğitim” hakkında birinci elden bilgiler edineceksiniz.

Cumhuriyetin bu çok değerli “öğretmen yetiştirme projesine” neden “yarım kalan mucize” dendiğini daha iyi anlayacaksınız.

***

Bana bir defter geldi! İçinden; 1926 yılında Kars’ın Selim İlçesinin Akpınar köyünde doğan, Cılavuz Köy Enstitüsü’nü bitirdikten sonra sırasıyla Molla Mustafa, Ali Sofu, Kınık ve İzmir’de görev yapan İsmail öğretmenin son derece okunaklı el yazısı ve akıcı üslubuyla sarı deftere tuttuğu ders notları çıktı…

Bana bir defter geldi! İçinden; İnsanı insan yapan değerlerin neler olduğu, bilginin, eğitimin, vicdanın, ahlakın, dürüstlüğün, doğruluğun, hak bilirliğin, cesaretin, vefanın insanın hele de öğretmenlerin hayatındaki yeri, değeri ve önemi çıktı…

Defteri karıştırırken! Köy Enstitüleri’nde öğrencilere nasıl bir eğitim verilmiş? Bu kurumlar eğitim- öğretim dünyamıza nasıl bir temel atmış? Mezunlarına nasıl bir yürek aşılamış? Şeklindeki soruların cevabını bir kez daha gördüm…

Sadece aklımı değil, yüreğimi de ele geçiren notları okudukça! İsmail Küçükgül öğretmenimin yaşadıklarına dikkat kesildim, yazdıklarına baka kaldım, dönemin eğitim anlayışına şapka çıkardım, görmeyi, vefayı, anlamayı, sorgulamayı, sanata değer vermeyi Köy Enstitüleri’nin müfredat programının önüne ve üstüne koyanları yine ve yeniden alkışladım…

Bir kitabı okur gibi elimden bırakamadığım defterdeki notlar 1948 yılının çeşitli aylarına ait. Köy Enstitüleri’nin; Bir cumhuriyet projesi olduğunu, öğrencilerin okula daha yeni başlarken kendilerini ülkenin sorunlarından sorumlu saydıklarını yine ve yeniden öğrendim. Atatürkçü, duyarlı, laik, aydınlanmacı o gençlerin tümünde cumhuriyetin tüm vasıflarının hayat bulduğunu, sözünü sakınmayan, azimle yol alan, aynı dili konuşan, aynı hedefe yürüyen o kuşağın enerjisine ve inancına bir kez daha hayran oldum…

(…..)

Defteri okurken neler mi gördüm? Ya da yazılanlar bana neler mi yaşattı? Sıralamaya çalışayım!

Öğretmenlik Bilgisi Defteri” tümcesiyle başlayan sararmış yapraklarıyla adeta geçmişi yansıtan notların başında şu tümceler yer alıyor.

Öğretmen düzenli olmalı. Öğretmen çocukları sevmeli ve kendisini sevdirmeli.

Öğretmen sabırlı olmalı. Öğretmen azimli olmalı. Öğretmen karakterli olmalı. Öğretmen açık gönüllü ve bilgili olmalı”

Daha sonra alınan notlarda; “Genel ve özel öğretim metotları, kuramsal eğitbilim, öğretim metotları, birinci sınıflarda el çalışmaları, sözlü ve yazılı ifade, sesli ve sessiz okuma, dil bilgisi ve hayat bilgisinin önemi. Uygulama bahçeleri, okul müzesi, Pedagojinin önemi, soya çekim, gözlem ve deneyimin önemi, eğitimde ailenin rolü, sosyal çevrenin önemi, ergenlik çağı, duygusal gelişim” gibi başlıklarla karşılaştım.

Defterin sayfaları arasında dolaşırken! Çok sevdiği mesleğine doğuda başlayıp batıda devam eden İsmail öğretmenimin eğitim yolculuğunun tüm evrelerine tanıklık ettim. İçinde koskoca bir arşiv barındıran, bazen düşündüren, bazen duygulandıran bu akıcı kalemin aldığı notlarda o yıllarda verilen eğitimin gençlerdeki yansımalarını izlerken, olaylara geniş açıdan bakma ve okuma alışkanlığı kazandırmayı hedefleyen mayanın nasıl tuttuğunu gördüm…

Gelelim dünden bugüne alınan yola!

17 Nisan 1940- 17 Nisan 2022

Defteri okurken! Aradan geçen bunca yıla rağmen; Hint’ten Çin’e, Sokrat’tan Platon’a, Aristo’dan Eflatun’a, İslam Terbiyesinden Gazali’ye, Jan Jak Russo’dan Emil Zola’ya kadar geniş bir çerçevede okunan ve hazmedilen kitapların izlerini sürdüm…

Sayfalar ilerledikçe! Yönetim şekilleri, ulus devlet, batı milliyetçiliği, hukuk, ülkü ve toplumbilim, ruhbilim, algı, imge, çağrışım, bellek, realite gibi ara ve ana başlıklar altında alınan notlarda saklı çok geniş bir yelpazede kültürel yatırımın o yıllarda atılan temellerini gördüm…

Bir eğitim emekçisinin el yazısıyla yazdığı notları okurken! Disiplinli bir şekilde kitap okumanın, genelde sanat, özelde tiyatro bilincini yükseltmenin, gözlem gücünü artırmanın, siyasal bilinç kazandırılarak, ülkenin tüm sorunlarını masaya yatırmanın, dertleri ve sevinçleri paylaşmanın önemini gördüm…

Notların sonuna geldiğimde! Şefkat, merhamet, sevgi, saygı, hoşgörü, sabır, vefa, sorumluluk gibi evrensel, ulusal değerlere olan bağlılığın o kuşak için olmazsa olmaz oluşunu gördüm. Yıllara ve yollara yayılan emek, birikim, bilgi, duyarlılık, girişimcilik, yoktan var etme, özveri, çalışkanlık, azim gibi kavramların Köy Enstitülüler için vazgeçilmez değerler olduğunu gördüm…

Özetle demem o ki! İsmail öğretmenimi bu paha biçilmez ders notları için kutluyor, sağlık dileklerimi ve saygılarımı sunuyorum…”

(*)https://www.gercekgundem.com/.../pazar-gunu-17-nisan...

***

Teşekkürler Neşe Doster. İsmail öğretmen geride Cumhuriyet sevdalısı binlerce öğrenci bırakarak bu sonbaharda veda etti bize.

Nurlarda uyusun.

Anısına saygıyla

İlhami Arslan...

* * * * * * * * * *

PAYLAŞIM: TC Dilek Özdemir 

KAYNAK:İlhami Arslan - “KÖY ENSTİTÜLÜLERİN ÇOCUKLARI “ Facebook Gurubu

* * * * * * * * * *

26 Ekim 2022 Çarşamba

SEN ÇOK YAŞA CUMHURİYET - KÖY ENSTİTÜLÜ GENÇLER / Atila GİRGİN


ISPARTA GÖNEN KÖY ENSTİTÜLÜ GENÇLER / YIL: 1945

CUMHURİYETİMİZİN KURULUŞUNUN 99. YIL DÖNÜMÜNDE, KURUCU ÖNDERLERİMİZİ RAHMET, SAYGI VE ÖZLEMLE ANIYORUZ

SEN ÇOK YAŞA CUMHURİYET - KÖY ENSTİTÜLÜ GENÇLER.


20 Ekim 2022 Perşembe

Onlar, Köy çocuklarıydı / Özbek İNCEBAYRAKTAR





Onlar,

Köy çocuklarıydı.

Kurumuş çalılar gibiydiler bozkırda.

Kavrulmuş ekinler gibiydiler.

Geldiler,

Yalın ayakları

Ve

Yırtık mintanlarıyla geldiler,

Gönen’e, Aksu’ya, Kepirtepe’ye.

Ezilmiş, sömürülmüş, horlanmış

Ve

Unutulmuştular bin yıldır.

Ferhat oldular,

Yardılar İdris Dağını.

Gürül gürül akıttılar suyunu,

Hasanoğlan’a.

Köroğlu oldular,

Kafa tuttular Bolu Beylerine.

Yıktılar saltanatını ağaların.

Tolstoy’u Balzac’ı okudular koyun güderken.

Mozart’ı, Bethoven’i çaldılar dağ başlarında.

Moliere’i, Sophokles’i oynadılar.

Horon teptiler Beşikdüzü’nde kol kola.

Halay çektiler Yıldızeli’nde türkülerle.

Diz vurdular Ortaklar’da efece...

Siz,

Her gece,

Mehtaba çıkarken Heybeli’de,

Onlar,

Duvar ördüler,

Çatı çattılar.

Yıldızlara bakarak yaz geceleri,

Harman yerlerinde yattılar.

Kazma salladılar yorulmadan.

Kerpiç döktüler

Kerpiç.

Sızlanmadılar hiç.

Yakıştı nasırlı ellerine,

Kitap ve çekiç.

Başladı yurt harmanında imece...

Bir gece,

Karanlık inlerinden sinsice,

Brütüsler çıktı ansızın.

Çektiler zehirli hançerlerini,

Vurdular sırtlarından haince...

Çıktı mağaralarından yarasalar,

Çıktı halk düşmanları,

Üşüştü sülükler gibi üstümüze.

Emdiler kanımızı,

Doymadılar.

Yıktılar umudunu Türkiyemin.

Aydınlık bir Türkiye gelir aklıma,

Kalkınmış bir Türkiye gelir,

Köy Enstitüleri denince.

Şiir: Özbek İNCEBAYRAKTAR

* * * * * * * * *

PAYLAŞIM: Samet Akti / “KÖY ENSTİTÜLÜLERİN ÇOCUKLAR" Facebook Gurubu

EĞİTİM ÜRETİM İÇİNDİR / Samet Akti

 


EĞİTİM ÜRETİM İÇİNDİR / Samet Akti

İş içinde iş için eğitim. Sanat eğitimi. Yaparak yaşayarak öğrenmek. Öğrenirken üretmek.”

Hasanoğlan Köy Enstitüsünün kuruluşunda sırtıyla taş taşıyan Hasanoğlan Köy Enstitüsü öğrencisi 1941

Köy enstitülerinde öncelikle köy çocuklarının, eğitim görecekleri binaların inşaatında ücretsiz olarak çalışarak kendi okullarını yapmaları esastı.

Öğrencilerin eğitimlerini bitirdikten sonra hizmet verecekleri bölgelere gelişimleri taşıyacak LİDERLER olmaları isteniyordu. OLDULAR DA.

Kepirtepe Köy Enstitüsü öğrencileri hep bir ağızdan;

Kepirtepe kel kepir,

Hasanoğlan kır kıraç;

İki yeşil yoksunu,

Ne su vardır ne ağaç. ”

Tekerlemesini söyleyerek 1941 yılında Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nün kuruluşunda çalışmaya başladılar. Diğer Köy Enstitüsü öğrencileri ile birlikte planlanan 80 bina yapacaklardır.

İŞ İÇİNDE İŞ İÇİN EĞİTİM İLKESİ İLE; YAPARAK YAŞAYARAK ÖĞRENDİLER, ÖĞRENİRKEN ÜRETTİLER

- Çalıştılar; duvar ördüler, sırtlarıyla taş taşıdılar, harç kardılar, kerpiç döktüler, içinde yatacakları yatakhaneleri, eğitim-öğretim görecekleri dershaneleri, işlikleri, laboratuvarları, besihaneleri, kümesleri, kütüphaneleri v.b. yaptılar. Ferhat olup dağları deldiler, akıttılar suyunu gürül gürül Hasanoğlan'a. Diken söküp gül diktiler.

Onlar,

Köy çocuklarıydı.

Kurumuş çalılar gibiydiler bozkırda.

Kavrulmuş ekinler gibiydiler.

Geldiler,

Yalın ayakları

Ve

Yırtık mintanlarıyla geldiler,

Gönen’e, Aksu’ya, Kepirtepe’ye.

Ezilmiş, sömürülmüş, horlanmış

Ve

Unutulmuştular bin yıldır.

Ferhat oldular,

Yardılar İdris Dağını.

Gürül gürül akıttılar suyunu,

Hasanoğlan’a.

Köroğlu oldular,

Kafa tuttular Bolu Beylerine.

Yıktılar saltanatını ağaların.

Tolstoy’u Balzac’ı okudular koyun güderken.

Mozart’ı, Bethoven’i çaldılar dağ başlarında.

Moliere’i, Sophokles’i oynadılar.

Horon teptiler Beşikdüzü’nde kol kola.

Halay çektiler Yıldızeli’nde türkülerle.

Diz vurdular Ortaklar’da efece...

Siz,

Her gece,

Mehtaba çıkarken Heybeli’de,

Onlar,

Duvar ördüler,

Çatı çattılar.

Yıldızlara bakarak yaz geceleri,

Harman yerlerinde yattılar.

Kazma salladılar yorulmadan.

Kerpiç döktüler

Kerpiç.

Sızlanmadılar hiç.

Yakıştı nasırlı ellerine,

Kitap ve çekiç.

Başladı yurt harmanında imece...

Bir gece,

Karanlık inlerinden sinsice,

Brütüsler çıktı ansızın.

Çektiler zehirli hançerlerini,

Vurdular sırtlarından haince...

Çıktı mağaralarından yarasalar,

Çıktı halk düşmanları,

Üşüştü sülükler gibi üstümüze.

Emdiler kanımızı,

Doymadılar.

Yıktılar umudunu Türkiyemin.

Aydınlık bir Türkiye gelir aklıma,

Kalkınmış bir Türkiye gelir,

Köy Enstitüleri denince.

Şiir: Özbek İNCEBAYRAKTAR

* * * * * * * * * 

PAYLAŞIM: Samet Akti / “KÖY ENSTİTÜLÜLERİN ÇOCUKLAR" Facebook Gurubu

19 Ekim 2022 Çarşamba

ATATÜRK'ÜN YENİ TÜRKİYESİ - İLK 10 YIL / STEPHAN RONART


ATATÜRK'ÜN YENİ TÜRKİYESİ-

İLK 10 YIL / STEPHAN RONART

Gazeteci, yazar

"Yeni Türkiye'nin Ankara'sı eski bataklıklar üstüne sapasağlam demirli betonla perçinlenmişti.

Fabrikalar, makineler artık Anadolu'da yerleşmişler ve yerlileşmişlerdi.

Makineler, artık bu topraklara karış karış sinmişler, buralarda tutunmuşlar, barınmışlar, üremişlerdi.

Kayseri'de, Ereğli'de, Nazilli'de dokuyorlar, örüyorlardı.

İzmit'te Selüloz ve kağıt yoğuruyorlar,

Eskişehir'de, Turhal'da ve Uşak'ta şeker yapıyorlardı.

Zonguldak'da kok kömürü, Gemlik'te yapay ipek çıkarıyorlar, Keçiborlu'da maden dövüyorlardı.

Isparta'da gülyağını imbikten geçiriyorlardı.

Makineler artık, Anadolu'nun yarısından fazlasını hareketlendiriyorlar, besliyorlar, giydirip kuşatıyorlardı.

Anadolu'nun köyü ve köylüsü için yollar yapılıyor, raylar döşeniyor, kablolar çekiliyor, kentler kuruluyordu.

Kız, erkek bütün bir gençlik okutuluyordu.

Makineler artık Anadolu'yu boydan boya sarmış, kaplamıştı.

Makineler artık Anadolu'yu ele geçirmiş, benimsemişti.

Topu topu 10 yıl içinde.....

Bu 10 yıl içinde Anadolu'da çok daha fazla şeyler olmuştu aslında.

Bir ulus sadece kendi pazusunun,(bilek gücünün) zoru ile bütün bir dünyaya göğüs germiş ;askerlik, siyaset ve iktisat bakımından direnip ayağa kalkmış, kendisini dimdik ayak üstü tutabilmişti.

Bir ulus, bütün bir toplumu, okulu ve hukuku yüzyıllarca köklerine işlemiş yobaz, softa bağnazlığından koparmış ayıklamıştı.

Bu yeni Atatürk Türkiye'sinde bir ulus; dilini, şiirini, sanatını, musıkisini ve özetle bütün kültürünü, yabancı öğelerin tırnaklarından söke söke kurtarmıştı.

Benliğinin, oluşunun tarihini -kendisini, sadece kendisini düşünen- bir hanedanın benlik hırsından sıyırmıştı.

Bu tarihi, modern bilgiye uygun bir metodla işleyerek, koca bir ırkın öz varlığı ve yaşatıcı değerleri durumuna çıkarmaya koyulmuştu.

Anadolu'da bu 10 yıl içinde Türklük, yeni baştan inancını, güvenini, hedefini ve yolunu bulmuştu.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ulusunu Başkumandan sıfatıyla yengiye ve özgürlüğe ulaştırarak kurtuluş yoluna çıkarmıştı.

O, ulusuna kendi kendine inanmayı, kendi kendine dayanmayı belletmişti.

Maalesef Atatürk öldükten sonra bu irade ve bu inançtan uzaklaşıldı."

Çektiklerimiz ve çekeceklerimiz bundandır.

Kaynak: STEPHAN RONART

Gazeteci, yazar, bilimadamı.

- Bugünkü Türkiye- kitabından

Not: Yazar bu kitabı 1936 yılında yayınlamıştır.

Buradaki tüm görüşlerini o dönemde uzun yıllar Türkiyede yaşayarak, gelişmeleri bizzat görmüş, incelemiş, gezmiş ve Türkiyeyi çok sevmiş olmakla bu kitabı yazmıştır.

KENAN ÖZEK

* * * * * * * * * *

PAYLAŞIM: Kenan Özek / “KÖY ENSTİTÜLÜLERİN ÇOCUKLARI” Facebook Gurubu

* * * * * * * * * *