18 Haziran 2008 Çarşamba

Farklı Bir Aydınlanma Modeli - Köy Enstitüleri / Firdevs GÜMÜŞOĞLU








Tonguç, mevcut eğitimle yol alınamayacağına, tümüyle farklı bir anlayışla hareket etmek gerektiği konusuna odaklanır. 
Tonguç, köyü içerden canlandırmayı amaçlar. Bunun klasik eğitim sistemiyle başarılmayacağını düşünür, üretici, yaratıcı ve özgürleştirici eğitim ilkelerini yaşama geçirir. 
Onun eserleri, eğitim bilimi ve eğitim sosyolojisi açısından zengin veriler sunar. 
Tonguç’un eserlerinin yanı sıra mektupları da, okuyucuya geniş ufuklar açar.

Tonguç’un yazdığı mektuplarda, durağan bir yaşama sahip 1930’ların, 40’ların köyünü canlandırma, köyün çocuklarını köyün gereksinimleri doğrultusunda yetiştirme temel sorundur.

Onun uyguladığı eğitim yöntemi, eğitimin her aşamasındaki özneyle diyalog kuran, eleştiren, özeleştiri alışkanlığını oluşturmaya çalışan; ülke, doğa ve insan sevgisiyle yoğrulmuş bir nitelik taşır. Onun eğitim anlayışı hümanizmden beslenir, genç bireyleri topluluk değerlerine bağlı, ancak o değerlerin dönüştürücü öznesi olarak görür. Köy Eğitmen Kursları’yla başlayan ve Köy Enstitüleri’yle devam eden süreçte Tonguç’un mektupları; köylüden öğrenmeye, köylüye öğretmeye, öğrenilenlerin köyün yaşam kalitesini yükselmesine katkıda bulunmaya odaklıdır.

Eleştirel pedagoji alanında sıkılıkla vurgulandığı gibi, öğretenin öğrenci, öğrencinin de öğreten olduğu eğitim ortamları Köy Enstitüleri’nde uygulama alanı bulur. Öte yandan eğitim, bireyi toplumsal alanda güçlendiren, eleştirel aklı egemen kılan bir işleve büründürülmeye çalışılır.Tonguç’un mektuplarındaki üslup; öğretici, eleştiri ve özeleştiriye dayalı, destekleyici, imeceyi ön planda tutan, özsaygıyı geliştiren, doğa ve insan sevgiyle doludur. Aynı zamanda alçakgönüllüdür ve bu yüzden de diyalogu içerir. Başlangıçta da belirtildiği gibi mektuplaşma, bürokratik yapının içinde işlevsel bir yöntem olarak bilinçli bir biçimde seçilmiştir. Böylelikle yöneten-yönetilen arasındaki uçurumu ortadan kaldırmak, sözü edilen kurumların gereksinimlerini ve taleplerini doğrudan Ankara’ya ulaştırmak hedeflenir. Bu yöntem, aynı zamanda inisiyatif alan, sorumluluğu ve başarıyı paylaşan yatay ilişkiler sistemini beraberinde getirmiştir.
Nitekim bu uygulamanın sonunda, kolektif aidiyeti olan, düşüncelerini açıklıkla söylemeyi öğrenen, katılımcı, sorunlar karşısında çözümler üretme yetisi gelişmiş, mesleğinin yanı sıra bir zanaat kolunda uzmanlaşmış, entelektüel birikimi olan 18 bine yakın öğretmen ve sağlık elemanı yetişmiştir. Bu insanlar, Türkiye’nin eğitim, bilim, sanat, edebiyat ve siyaset emekçilerini oluşturmuştur.

Tonguç’un mektupları, eğitim sisteminin içinde bulunduğu sorunları anlamak, çözümler üretmek için günümüz eğitimcilerine, bilim insanlarına ve yöneticilerine ışık tutan örneklerle doludur.
* * * * * * * * * * * * * * 
Kaynak: İsmail Hakkı Tonguç’un Mektupları ve Klasik Eğitime Karşı Özgürleştirici Eğitim / Firdevs GÜMÜŞOĞLU - Prof. Dr., MSGSÜ, FEF, Sosyoloji Bölümü

17 Haziran 2008 Salı

Anadolu aydınlanmasının temel taşları - Köy Enstitüleri / Atila Girgin



Köy Enstitüleri, fakir Türkiye'de, öğrencinin, öğretmenin, okulun üretici olmasını istiyordu. Batı'da, ezberci okula karşı öne sürülen iş eğitimi ilkesi, Türkiye' de yarınki dünyanın eğitim yolu olmakla kalmayıp, bağımsız bir milli ekonomi kurmanın yolu, yollarından biri olmak üzereydi. Kurulabilmiş yirmi Köy Enstitüsü'nden her biri on yıl sonra kendi kendisini beslemek, hatta bazı bölgelerde devlete kazanç sağlamak inancı, hiç değilse umuduyla kurulmuştu. Arifiye Köy Enstitüsü'nün balık işletme kurumu bir kaç yıl içinde umutları aşmış bir duruma gelmişti bile.(Sabahattin Eyüpoğlu – Köy Enstitüleri Üzerine / Cumhuriyet Gazetesi Tarih ve Kültür Dizisi Kitapları).

Genç Türkiye Cumhuriyeti, Cumhuriyetin kuruluşundan Köy Enstitülerinin kapatıldığı güne kadar geçen sürede, dünya kültür tarihinde bir eşine daha rastlanılması neredeyse olanaksız bir cemaat’ten topluma geçme, düşünen birey’in zorunlu iklimini oluşturabilecek bir toplumsallaşma sürecini yaşadı. Köy Enstitülerinin kapatılmasından günümüze uzanan yol ise, ancak bir ülkenin bütün gençliğini düşündürmemeyi, düşünme eyleminden uzak tutmayı, düşünmenin yerini ezberlemenin almasını gizli, fakat temel hedefler olarak gören bir eğitim politikasının yürürlüğe itiraf edelim, çoğu kez de başarıyla! Konulduğu bir süreçtir.

Ahmet Cemal – Cumhuriyet Gazetesi, 17/07/2008

* * * * * * * * * 

“KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURUMSAL KALITINA DAİR KÜLTÜR BAKANLIĞINDAN DEĞERLİ BİR AÇIKLAMA”

Kültür Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Müdürlüğü’nün, Konya Valiliği’ne gönderdiği 4 Ocak 2000 tarihli yazısına dayanıyor. Kararda şu ifadeler yer alıyor:

“Bilindiği gibi Köy Enstitüleri’nin Cumhuriyet dönemi çağdaş kültürel gelişmemizde çok özel ve önemli bir yeri bulunmaktadır. Toplumsal aydınlanmamıza büyük katkıda bulunan ve dünyanın birçok ülkesinde örnek eğitim kurumu olarak esin kaynağı yapılan Köy Enstitülerinin birçoğunun binaları da halen Cumhuriyet dönemi anılarını taşıyarak varlıklarını sürdürmektedir.

“Yurt düzeyine yayılmış bulunan Köy Enstitüsü binaları, önemli tarihsel ve kültürel süreçlere tanıklık eden ve Cumhuriyet döneminin Atatürk ilkelerini yaşama geçirmek üzere eğitim ve çağdaş uygarlık hedeflerini simgeleyen kimlikleriyle, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 6.maddesi gereği korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarıdır.

“Bu nedenle ekli listede yer alan ve Valiliğimiz sınırları içersinde bulunan Köy Enstitüsü binalarının 2863 sayılı yasa gereğince korunmalarının sağlanması ve yapılacak her türlü uygulama öncesinde Bakanlığımızdan izin alınması hususunda gereğini rica ederim.”

* * * * * * * * * * * *

KAYNAK: http://girgin-huseyin.blogspot.com/2022/07/ivriz-koy-enstitusu-peskes-mi-cekiliyor.html

* * * * * * * * * * * *

Köy enstitülerinin dokunduğu ailelerin doğum günü 17 Nisan. Açıldıkları her yeri doğrudan doğruya ekonomik, sosyal ve kültürel yönden etkileyen köy enstitülerinin öğrencileri, köylüyü de okula katıyorlardı. / 1950’den itibaren enstitüler her taraftan bombardıman edildikleri bir zamanda Sağlık Bakanlığı’ndan tanınmış bir kişi “Halk sağlığına en büyük hizmeti yapanın Sağlık Bakanlığı değil Köy Enstitüleri olduğu”nu yayınla ifade etmişdi. (Fay Kirby, S: 238-239-240)

* * * * * * * * *

Kaynak: https://girgin-huseyin.blogspot.com/2008/06/anadolu-aydnlanmasnn-temel-talar-ky.html





15 Haziran 2008 Pazar

Aydınlanmanın Çoban Ateşleri - KÖY ENSTİTÜLERİ / Atila Girgin



.......«Reformlar» diye sayıklanan yapısal yenileşmeyi halkımız gerçekleştirecekti. Planlı programlı, verimli çalışmalarla artan tarımsal gelirimiz tarım kesiminden meslekleşerek yeni alanlara kayan iş gücümüz, başkalarına avuç açmadan sanayileşmemizi sağlayacaktı.
Eğitim kirizmasının hazırladığı ortamda kökleşecek kooperatifçilik tıkır tıkır işleyecek, üreticinin, tüketicinin sömürülmesi sona erecek, artan ulusal gelir daha adilane bölüşülecek, dengeli kalkınma yoluna girilecekti.

Büyük «insan erozyonu» sona erecek, «beyin göçü, emek göçü» diye bir şey görmeyecektik.

Enstitülerle halkın derinlerine iniliyor, onun yüzlerce yıldan beri yarattığı değerler, güzellikler yüze çıkarılıyor, çağdaş kültürle harman ediliyordu. Makas kesmedik, iğne batmadık nakışlar, türküler, oyunlar, sazlar sözler Enstitülerle yurt yüzeyine yayıldı.

Yaratıcılığımız ulusal kaynaklara açıldı, yazınımız bölge, zümre yazını olmaktan çıkıp ulusal boyutlara kavuştu........
* * * * * * * * * * 
“Köy Enstitüleri yalnız köylüyü uyarmanın en kestirme yolunu buldukları için değil, kentlerdeki ve başkentteki eğitim ve öğretim sistemini temelinden sarstıkları için kapatılmışlardır. Köy Enstitüleri on yıl hızlarını sürdürebilmiş olsalardı, Türkiye'de orta ve yüksek öğretmenlerin çoğu öğrencilerinden ders almak zorunda kalabilirlerdi.” (Sabahattin Eyüpoğlu – Köy Enstitüleri Üzerine / Cumhuriyet Gazetesi Tarih ve Kültür Dizisi Kitapları).

Köy Enstitüleri, fakir Türkiye'de, öğrencinin, öğretmenin, okulun üretici olmasını istiyordu. Batı'da, ezberci okula karşı öne sürülen iş eğitimi ilkesi, Türkiye' de yarınki dünyanın eğitim yolu olmakla kalmayıp, bağımsız bir milli ekonomi kurmanın yolu, yollarından biri olmak üzereydi. Kurulabilmiş yirmi Köy Enstitüsü'nden her biri on yıl sonra kendi kendisini beslemek, hatta bazı bölgelerde devlete kazanç sağlamak inancı, hiç değilse umuduyla kurulmuştu. Arifiye Köy Enstitüsü'nün balık işletme kurumu bir kaç yıl içinde umutları aşmış bir duruma gelmişti bile.(Sabahattin Eyüpoğlu – Köy Enstitüleri Üzerine / Cumhuriyet Gazetesi Tarih ve Kültür Dizisi Kitapları).

Kendini herkesten akıllı saymak,akılsızlığın en kesin belirtisidir; kendisini herkesten daha akıllı sananlar da en çok politikacılar, en az da bilim adamları arasında görülür, görülmesi gerekir. 
Bir bilim adamı kendini herkesten daha akıllı sayıyorsa, siz de onu bilim adamı olamamış bir politikacı ya da politikaci olamamış bir bilim adamı sayabilirsiniz. 
Bizde böyleleri öteden beri çoktur. Bunlardan biri rütbesinin, cüppesinin gösterişine dayanarak ve kendi benzerlerine katılarak Köy Enstitülerinin bir ütopya olduğu fetvasını verdi. Bu fetva hiç bir Köy Enstitüsünün semtine uğramadan, kuruculardan hiç biriyle görüşmeden yıkıcı politikacı bilim adına desteklemek için verilmişti. 
Birkaç yıl içinde Türkiye'nin dört bir yanında gelmez denen suları getiren, yetişmez denen bitkileri, insanları umutlar ötesinde yetiştiren, bozkırlar ortasında on binlerce ışıklı pencere açan ve -hepsinden önemlisi- bunca yılgın köy delikanlısına bir ülkücülük aşılamış, güven vermiş, kapatıldıktan yirmi yıl sonra bile kuruluş bayramı kutlanan bir kuruma bir bilim adamı ütopya değil, gerçekleşmiş bir ütopya diyebilir olsa olsa, yurdunda ummadığı bir başarı sağlamış olduğunu görmenin sevinciyle.( Sabahattin Eyupoğlu - Köy Enstitüleri Üzerine / Cumhuriyet Gazetesi Kültür Kitapları ).
* * * * * * * * *

“KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURUMSAL KALITINA DAİR KÜLTÜR BAKANLIĞINDAN DEĞERLİ BİR AÇIKLAMA”

Kültür Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Müdürlüğü’nün, Konya Valiliği’ne gönderdiği 4 Ocak 2000 tarihli yazısına dayanıyor. Kararda şu ifadeler yer alıyor:

“Bilindiği gibi Köy Enstitüleri’nin Cumhuriyet dönemi çağdaş kültürel gelişmemizde çok özel ve önemli bir yeri bulunmaktadır. Toplumsal aydınlanmamıza büyük katkıda bulunan ve dünyanın birçok ülkesinde örnek eğitim kurumu olarak esin kaynağı yapılan Köy Enstitülerinin birçoğunun binaları da halen Cumhuriyet dönemi anılarını taşıyarak varlıklarını sürdürmektedir.

“Yurt düzeyine yayılmış bulunan Köy Enstitüsü binaları, önemli tarihsel ve kültürel süreçlere tanıklık eden ve Cumhuriyet döneminin Atatürk ilkelerini yaşama geçirmek üzere eğitim ve çağdaş uygarlık hedeflerini simgeleyen kimlikleriyle, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 6.maddesi gereği korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarıdır.

“Bu nedenle ekli listede yer alan ve Valiliğimiz sınırları içersinde bulunan Köy Enstitüsü binalarının 2863 sayılı yasa gereğince korunmalarının sağlanması ve yapılacak her türlü uygulama öncesinde Bakanlığımızdan izin alınması hususunda gereğini rica ederim.”

* * * * * * * * * * * *

KAYNAK: http://girgin-huseyin.blogspot.com/2022/07/ivriz-koy-enstitusu-peskes-mi-cekiliyor.html

* * * * * * * * * * * *





28 Nisan 2008 Pazartesi

Köy Enstitülerinin Önemi ve Fen Okur Yazarı Olmak / ibrahim ORTAŞ

Köy Enstitülerinin Önemi ve Fen Okur Yazarı Olmak / Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ

Ülkemizin eğitim sistemi ve sonuç olarak yetiştirdiği insan potansiyeli tartışma konusu olmaya başlamıştır. Sorunu şematize edecek olursak; Ülkemiz eğitim sistemi bugün her yönü ile sorgulanabilir duruma gelmiştir. Günümüz bilişim teknolojisinde artık okuryazar olmak yetmiyor. Biraz da bilim okuryazarı olması zorunluluğu ortaya çıkmış bulunuyor. Bu da doğal olarak fen-okuryazarlığını gündeme getirmektedir. Fen ve bilimin doğru öğretilmesi de bu konuda yetkin insanların yetiştirilmesi ve bu öğretiyi öğretmeleri gerekiyor. Fen eğitiminin öğrencilere benimsetilebilmesi için ezbercilikten kurtarılarak deneysel çalışmaya, gözlem ve incelemeyi öğrenci merkezli olarak işlenmesi gerekmektedir. Bu anlamda temel bilimlerin amacı yaratıcılığın sınırlarının zorlanması, bunların kaleme dökerek insanların beyninde şimşekler çaktırabilecek şekilde yetiştirilmelidir. Köy Enstitülerinin En Önemli Katkılarından birisi de; Köy Enstitüleri üretim ve kültür eksenli olduğu için öğrencilerin öz güvenini geliştirmiş olmasıdır. Türkiye’de Bilimsel Düşünceyi Köylere Kadar Götürmüş olmasıdır. Bugün bilimsel devrimlerin yarattığı etkiler ve bunların sebep ve sonuçları metodolojik olarak öğretilmemektedir. Oysa bilimsel düşüncenin ne olduğu ne zaman ve hangi koşullarda doğduğu, insanlığın ve uygarlığın gelişmesinde ne tür etkiler yaptığı ve geleceği ne şekilde etkilediği öncelikle öğretilmelidir. Bütün bunlar ancak fen okuryazarlığı ile daha iyi sağlanabilir. Atatürk diyor ki; “…Hiçbir mantıki delile dayanmayan, bir takım geleneklerin, inançların muhafazasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur…” ve “…Milletimizin siyasal ve sosyal hayatında, milletimizin fikir terbiyesinde rehberimizin bilim ve fen olacaktır…” Bu sözler, Mustafa Kemal’in ilerlemek için pozitivist eğitimi en temel araç saydığını göstermektedir. Yaşamı Bütünsel Anlamak İçin Fen Okur Yazarı olmak Gerekir Ülkemizin temel sorunu olan organize olamam, gerçeği bir bütün olarak görememe ve analitik düşünememesinin temelinde felsefe bilmemesi ve soyut düşünmemesinden kaynaklanıyor. Bunun temelinde de ilk okuldan itibaren kişinin ciddi anlamda fen okur yazarı olmaması yatmaktadır. Doğanın işleyiş mekanizmasının her yönü ile Fizik, Kimya, Biyoloji gibi Fen derslerinde anlatılıp öğretilirken, matamtik gibi doğanın dilini anlatan sayısal yapılanmayı unutmayalım. Matematiğin insanı yoğun düşünmeye sevk eden; soyut düşünmeye alıştıran çok yönlü bir zihinsel eylem olduğunun örnekleri ile anlatılmalıdır. Bunun gerçekleşmemesi durumunda bireyler pozitif düşünme yeteneğinden yoksun olacaklar, karşılaşılan her türlü sorunun çözümünde, bilimsel çözüm yerine bilimdışı arayışlara yönelecektir. Fen eğitiminin öğrencilere benimsetilebilmesi için ezbercilikten kurtarılarak deneysel çalışmaya, gözlem ve incelemeye dayalı öğrenci merkezli olarak işlenmesi gerekmektedir. Ezberci eğitim sistemiyle; yorum yapamayan, araştırmayan, düşünmek yerine ezberlemeye alıştırılmış, sormayan, “neden ve niçin”lerle ilgilenmeyen, ülke ve dünya sorunlarına karşı duyarsız, özgüveni yetersiz bir kuşak yetiştirilmektedir. Yaşam bir bütün ve bütünsel bakmak için başta fen bilimlerinin anlaşılması ve buna bağlı olarak diyalektik bilincin gelişmesi gerekir. Böylece kişi içinde bulunduğu ortamı çok yönlü sorgulamaya başlar. Alman Filozofu Goethe, yaklaşık 200 yıl önce yaşayan alman filozofu Goethe’nin diyalektik bakış açısı ileride olacak felaketlerin önceden görülmesi için son derece önemlidir. Ne diyor Goethe ‘Doğada hiçbir şey tek başına ve yalnız değildir. Doğada her şey; önündeki, ardındaki, üstündeki, altındaki, sağındaki, solundaki şeylerle bağlantılıdır’ diyor. Türkiye’nin bugün dünya ile aynı nitelikteki Fizik, kimya biyoloji ve matematik kitaplarını okutmasına rağmen bilgiyi teknolojiye dönüştürememesi sık sık sorulmaktadır. Ancak temel neden hiç birimiz öğrendiğimiz bilgiyi hayata dönüştüremedik. Hiç birimiz en küçük bir matematik denklemini yaşamda kullanamadık. Çünkü eğitim sitemiz buna uygun değildir. Ancak bunun koşulları vardır. Köy Enstitüleri gibi üretim ağırlıklı eğitim modeli sürdürülseydi, insanlar üretim için de bilime gereksinim duyacaklardı. Eli işe yatkın insanlar doğacak ve bunlar gereksinimler ötesinde bilimi kullanıyor olacaklardı. Köy Enstitülerinde pisagor bağlantısı 3 4 5 ilişkisi bina köşelerinin oturtulması olarak atölyede ve uygulamalı olarak öğretilerek bilginin ne olduğu ve yaşamdaki önemi yapılarak öğretiliyor. Ancak günümün test ağırlıklı ve üniversiteyi kazanma ve üniversite de de bir an önce okul bitirmeyi, akademisyenlikte de bir an önce prof olmayı hedefleyen pragmatist yaklaşım ülkemizi verimsiz yapmıştır. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının öngörüsü çağdaş bir toplum yaratmak için toplumu katılımcı demokrasi anlayışı ile eğitmek ve geliştirmekti. Bunun birinci basamağı ile laik eğitim sistemiydi. Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimidir“ anlayışının temlinde inanca dayalı din bilimlerini değil, akla dayalı pozitif bilimlerin tek yol gösterici ve aydınlatıcı olduğunu vurgulamıştır. Bunun için ilk yatıkları işlemlerden biri dünya klasiklerinin Türkçeye çevrisini benimsemiştir. Kant batıdaki aydınlanmacının öncüsü filozofların akla dayalı anlayışını benimsemişlerdir. Bunun içindir ki Cumhurbaşkanı İsmet İnönü öğrencilerin çantalarında dünya klasiklerini görünce derinde etkilenir ve Türk toplumunun geleceğe ilişkin öngörüsüne ve sağduyusuna güvendiğini belirtir. M.Kemal Atatürk, "Ben, manevi miras olarak hiç bir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen eremediğimizi, fakat asla ödün vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle ilerliyor; milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur. Benim Türk Milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar." Bir başka söylevinde Atatürk, gençliği yetiştiriniz diyor. Onlara ilim ve irfanın (kültürün) müspet fikirlerini veriniz. İstikbalin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Hür fikirler tatbik (uygulama) mevkiine konduğu vakit Türk milleti yükselecektir. Bütün bu söylemler akıl ve aydınlanma devrimini kavramış bir anlayışın ürünü olarak ancak sunula bilir. Kişilerin akıl yolunu benimsemeleri ve aydınlanmacı olabilmeleri için öncelikli olarak erken dönemlerde müspet bilimler ile tanışmaları ve eleştirel bakış açısına sahip olmaları gerekmektedir. Bu da fen okuryazarlığı ile sağlanabilir. Ne Yapmalıyız? Ülkemizin son yıllarda yaşadığı bir çok sosyal ve toplumsal olgu ile fen okur yazarlığı arasında ciddi bir ilişki bulunmaktadır. Fen bilimleri eğitimi her yönü ile öğrencinin kafasından yaparak, görerek öğrenmeyi ve eleştirel bakmayı buda farkına varılabilirliği ortaya koymaktadır. Farkına varılabilirlik, olup biteni görmek ve yurttaş olma bilincini beraberinde getirmektedir. Bilim ve teknolojiye geçiş ve çağdaş bir toplum yaratmak için mutlaka fen okur yazarlığını yaygınlaştırmamız gerekir. Fen okuryazarlığı insanın farkına varılabilirliğini geliştirecektir. Bu anlayış kişini birey ve daha da ilerisi yurttaş olma bilincini geliştirecektir. Yurttaş bilinci gelişmiş toplumlar yaşamın her alnında gelişmiş demokrasisi yerleşmiş üretici toplumlardır. Sanırım Köy Enstitüleri mantığı köylü toplumu eğiterek toptan kalkınmayı ve demokratik bir toplum olarak yaşama katkı sunmayı hedefliyordu.
* * * * * * * * * * *
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ
Çukurova Üniversitesi, Adana.(iortas@cu.edu.tr)

18 Nisan 2008 Cuma

Atatürk'ten Türk Milli Eğitimine ve önemsediği diğer bazı konulara dair söylemler

M. Kemal ATATÜRK' ten Türk Milli Eğitimine yönelik özlü söylemler:



"Hükümetin en feyizli ve en mühim vazifesi maarif işleridir. Bu işlerde muvaffak olabilmek için öyle bir program takip etmeye mecburuz ki program milletimizin bugünkü haliyle, sosyal, hayati ihtiyaciyle, çevrenin şartları ve asrın icaplarıyla tamamen mütenasip ve uygun olsun. Bunun için muazzam ve fakat hayali ve güç anlaşılır mütalaalardan tamamen vazgeçerek hakikate gören gözlerle bakmak ve el ile temas eylemek lazımdır…" (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I, s. 229)

"Bir milli eğitim programından bahsederken, eski devrin hurafelerinden ve fıtri niteliklerimizle hiç de münasebeti olmayan yabancı fikirlerden, doğudan ve batıdan gelebilen bütün tesirlerden tamamen uzak, milli ve tarihi seciyemize uygun bir kültür kasdediyorum." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II, s. 16)


"Evlatlarımızı o suretle talim ve terbiye etmeliyiz, onlara o suretle ilim ve irfan vermeliyiz ki, ticaret, ziraat ve sanat aleminde ve bütün bunların faaliyet sahalarında faydalı olsunlar, ameli bir uzuv olsunlar. Binaenaleyh maarif programımız, gerek ilk tahsilde, gerek orta tahsilde verilecek bütün şeyler bu görüşe göre olmalıdır." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II, s. 111)

"Mektep namını hep beraber hürmetle, tazimle zikredelim. Mektep genç dimağlara, insanlığa saygıyı, millet ve memlekete sevgiyi, istiklalin şerefini öğretir. İstiklal tehlikeye düştüğü zaman onu kurtarmak için takibi uygun olan en salim yolu belletir. Memleket ve milleti kurtarmağa çalışanların aynı zamanda mesleklerinde namuskar mütehassıs ve birer alim olmaları lazımdır. Bunu temin eden mekteptir." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II, s. 43)

"Milletimizin inkişafı dehası ve bu sayede layık olduğu medeniyet derecesine ulaşması elbette yüksek meslekler erbabı yetiştirmekle ve milli kültürümüzü yükseltmekle kabildir." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I, s. 230
* * * * * * * * * * *
Atamızdan önemli söylemler:

















Türk Devriminin Temel Yasaları ve Bir Önsezi, Bir Talimat ( ATATÜRK )




Bir Önsezi, Bir Talimat- ( ATATÜRK )

Osmanlı İmparatorluğu ne oldu? Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ne oldu? Dünyayı ürküten Almanya'dan bugün ne kaldı: Demek hiçbir şey sürekli değildir.
Bugün ölümsüz gibi görünen nice güçlerden, ileride belki pek az şey kalacaktır.
ve Milletler, bu idrakin içinde olmalıdırlar.
Bugün Sovyet Rusya, dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir.
Bu dostluğa ihtiyacımız vardır.
Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez.
Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir.
Bugün elinde tuttuğu milletler, avuçlarından kaçabilirler.
Dünya yeni bir dengeye ulaşır.
O zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir.
Bizim, bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, öz kardeşlerimiz vardır.
Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız.
Hazır olmak, yalnız o günü susup beklemek değildir, hazırlanmak lâzımdır.
Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevî köprülerini sağlam tutarak! Dil, bir köprüdür; İnanç, bir köprüdür; Tarih, bir köprüdür.
Bugün biz bu kitlelerden dil bakımından, gelenek, görenek, tarih bakımından ayrılmış, çok uzağa düşmüşüz.
Bizim bulunduğumuz yer mi doğru, onlarınki mi? Bunun hesabını yapmakta fayda yoktur. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz.
Bizim onlara yaklaşmamız gerekli… Tarih bağı kurmamız lazım, folklor bağı kurmamız lâzım… Bunları kim yapacak? Elbette biz! Nasıl yapacağız? İşte görüyorsunuz, dil encümenleri, tarih encümenleri kuruluyor… Dilimizi, onun diline yaklaştırmaya ve böylece birbirimizi daha kolay anlar hale gelmeye çalışıyoruz… Tarihimizi ona yaklaştırmaya çalışıyoruz, ortak bir mazi yaratmak peşindeyiz.
Bunlar açıktan yapılmaz, adı konarak yapılmaz, bunlar devletlerin ve milletlerin derin düşünceleridir.

Mustafa Kemal ATATÜRK - 29 Ekim 1933














































“Köy Enstitüleri yalnız köylüyü uyarmanın en kestirme yolunu buldukları için değil, kentlerdeki ve başkentteki eğitim ve öğretim sistemini temelinden sarstıkları için kapatılmışlardır. Köy Enstitüleri on yıl hızlarını sürdürebilmiş olsalardı, Türkiye'de orta ve yüksek öğretmenlerin çoğu öğrencilerinden ders almak zorunda kalabilirlerdi.” (Sabahattin Eyüpoğlu – Köy Enstitüleri Üzerine / Cumhuriyet Gazetesi Tarih ve Kültür Dizisi Kitapları).