TÖS’ÜN
GENEL GREVİ: BÜYÜK ÖĞRETMEN BOYKOTU (1969)/ Yıldırım
Koç
1965
yılında kabul edilen 624 sayılı Devlet Personeli Sendikaları
Kanunu kapsamında kurulan ve 1965-1971
yılları arasında faaliyet gösterebilen Türkiye Öğretmenler
Sendikası (TÖS), Türkiye sendikacılık
tarihinin en başarılı birkaç sendikası arasındadır. TÖS
yöneticileri ve üyeleri, Soğuk Savaş’ın
en sert biçimde sürdüğü yıllarda her türlü gerici saldırıya
yiğitçe direndiler ve mücadelelerini sürdürdüler,
büyük yürüyüşler düzenlediler, 8 Temmuz 1969 günü Kayseri’de
Alemdar Sineması’nda toplanan
2. Genel Kurullarına yapılan ölümcül saldırıyı göğüslediler,
emperyalizme en kararlı bir biçimde
karşı çıktılar ve Türkiye işçi sınıfı tarihinin ilk ve en
başarılı genel grevini 15-18 Aralık 1969 günleri
gerçekleştirdiler.
Başta
Fakir Baykurt olmak üzere, TÖS yöneticilerini ve üyelerini
saygıyla anıyorum.
TÖS’ün
İLKSEN ile birlikte 15-18 Aralık 1969 tarihlerinde gerçekleştirdiği
Büyük Öğretmen Boykotu, Türkiye
işçi sınıfı tarihinin ilk genel grevidir. Öğretmenler, kamu
görevlilerinin grev yapmasının bile yasak
olduğu koşullarda, adını “boykot” koyarak genel grev
yaptılar. Bu genel greve, o tarihte çalışan 170
bin dolayında öğretmenin 109 bini katıldı.
Bu
genel grev, 15-16 Haziran 1970 olaylarından da, DİSK’in 16-19
Eylül 1976 DGM Direnişi’nden de daha
etkili ve başarılı oldu.
Büyük
Öğretmen Boykotu, öğretmenlerin artan sorunlarına, öğretmenlere
yönelik saldırılara ve özellikle
de 8 Temmuz 1969 günü TÖS’ün 2. Olağan Genel Kurulu sırasında
Kayseri’de TÖS’lüleri yakma
girişimine bir yanıt olarak gündeme geldi.
GENEL
GREV ÖNCESİNDEKİ GELİŞMELER
Öğretmen
boykotu gerçekte iki-üç yıllık bir sürecin sonucunda ortaya
çıktı. İlk
direnme kararı 1967 yılında alındı: “Direnme Kararı, 22 Ekim
1967 Pazar günü Antalya’da 8 ilden
toplanan 2000 kadar öğretmenin katılmasıyla alınmış, 29 Ekim
1967’de Ankara’da kesinleşmiştir.
Hatırlanacağı üzere, 1967 Eylül ve Ekim ayları öğretmen
kıyımının çok yoğun olduğu aylardır.
Yurdun birçok yerinde öğretmenler haksız olarak, savunmaları
bile alınmadan oradan oraya sürüldüler.”
(TÖS, Devrimci Öğretmenlerin Savaşı, TÖS Yönetim, Yürütme,
Denetim Onur Kurulları 1967-1969
Çalışma Raporu, 2. Olağan Genel Kurul, 7-9 Temmuz, Kayseri, 1969,
s.15)
Ardından
Ankara’da yapılan toplantıda bu karar daha kapsamlı hale
getirildi:
“Merkezimiz,
TÖDMF Genel Merkezi ve Antalya’daki örgütlerimizle birlikte bir
bölge toplantısı
düzenlendi.
Bu toplantıya Genel Başkanla birlikte, İkinci Başkan İ.Safa
Güner, Yürütme Kurulu Üyeleri Ahmet Cenan
ve Türkkaya Ataöv, Hukuk Bürosu Müdürü Nevzat Helvacı ile
TÖDMF Genel Başkanı Bahri Savcı, Genel Sekreter
İ.Hakkı Kaytanlı katıldılar. Antalya’da durum gözden
geçirildi, sürülen öğretmenler ve bütün konuşmacılar
konuştuktan sonra hazır bulunanların oybirliği ile Direnme Kararı
verildi ve and içildi:
‘Anayasaya,
halkımıza ve demokratik eğitim ilkelerine bağlılıktan
dönmeyeceğiz. Toplumun asıl kaynağı olan halkımızın
mutluluğu ve yücelmesi için –her çeşit baskıya rağmen-
bilinçle hizmete devam edecek, asla yılmayacağız.
Bütün baskı girişimleri, karşısında daima gücünü Türk
halkından ve Anayasadan alan örgütlü ve
kararlı Türk öğretmenini bulacaktır.’
“TÖS
ve TÖDMF’nin Genel Yönetim ve Yürütme Kurulları Ankara’da
toplanarak Antalya’da alınan
Direnme
Kararı’nı onayladı ve bunu ortak bir bildiri ile kamuoyuna
açıkladılar.”
TÖS
ve TÖDMF yetkili organlarının ortak bildirisi aşağıda
sunulmaktadır:
“Türkiye’de
120 yıllık bir geçmişi olan öğretmenlik mesleği, bugün yoğun
bir baskı altına alınmıştır. Bu baskı,
öğretmenin düşünce, söz ve öğretme özgürlüğünü, dernek
ve sendika çalışmalarını boğmak amacını taşımaktadır.
Bu baskı, idareden, politik çevrelerden, iç ve dış çıkar
guruplarından gelmektedir. Millet hayatını
1961 Anayasasının amaçlarına göre geliştirmek emelinde olan
öğretmenler Cumhuriyet ilkelerini
gerçekleştirici,
işe yarar, uyarıcı bir eğitim uygulamak istiyorlar. Bu eğitim,
başta millî bağımsızlığın, Millet servetlerinin,
millet emeğinin ve bütün millî çıkarların korunmasına
yarayacaktır. Müzmin bir ekonomik ve sosyal
yapı bozukluğu içinde çırpınan milletimiz, iç ve dış çıkar
guruplarının bozucu tertipleriyle böyle bir milli eğitim
hizmetinden yoksun bırakılmaktadır. Türk Öğretmeni bugünkü
bunalımın nedenlerini kişisel değil, son
tahlilde
ekonomik bir düzen sorunu olarak değerlendirmenin bilincine
varmıştır.
“Esefle
ifade edelim ki, Millî Eğitim Bakanlığının tutum ve
tasarrufları da Türk Eğitimine böyle ters bir etki yapmaktadır.
“Son
yıllarda öğretmenler üzerinde denenen baskı işlemleri,
Bakanlıklar ve il emrine almak şeklinde beliriyordu.
Yeni ders yılı başladıktan sonra, baskı işlemleri meslek
örgütlerinin yöneticilerine ve bütün devrimci
öğretmenlere uygulamak suretiyle onları evlerinden, eşlerinden ve
okuyan çocuklarından ayırmak
şekline
çevrilmiştir. Kendileri için hiçbir şey istemeyen bu
öğretmenler, böyle küçültücü ve kırıcı cezalara asla müstahak
değildirler. Her parçası aynı derecede kutsal olan yurt
köşelerine hizmet götürmenin ciddi ve âdil yolları
bulunup uygulanmalıdır.
“Biz,
bu konudaki en haksız işlemleri sorumlu Millî Eğitim Bakanına ve
yetkili Devlet ve Hükümet ileri gelenlerine
defalarca duyurduk, bunların düzeltilmesini ve durdurulmasını
resmen talep ettik. Taleplerimiz her
zaman karşılıksız kaldı.
“Bunun
üzerinedir ki, örgütlerimizin yetkili kurulları, bu günden
itibaren bir direnme uygulamasına girişmeye
karar vermişlerdir. Bu direnme Türk milletine ve onun çocuklarına
daha faydalı bir eğitim sağlamak
için yapılacaktır. Bu direnme, eli, kolu ve dili bağlanmak
istenen öğretmenlerimizin daha verimli
çalışmalarını
sağlayacaktır. İlân ediyoruz ki, kendileri hür olmayan
öğretmenler, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür
nesilleri yetiştiremezler. Bu direnme, Türkiye’nin geleceğini yükseltecektir.
“Bundan
böyle, üzerimizdeki esef verici baskılar kalkıncaya kadar:
“1)
Temsil ettiğimiz öğretmenler, öğrencilerine, velilerine ve bütün
Türk Milletine bu haksızlıkları ve
bunların
yaratıcılarını bir bir tanıtacak ve onları en açık şekillerde
teşhir edeceklerdir.
“2)
Öğrenci ana babalarını, kamuoyunu, basını, siyasî ve sosyal
kuvvet merkezlerini, kitle haberleşme araçları
ve olanaklarıyla bu haksızlıklara karşı en ciddi bir şekilde
uyaracaklardır.
“3)
Kuruluşlarımız, hukuka ve Anayasaya aykırı, meşruiyetsiz
fiillere karşı öğretmen kitlesinin dayanışma gücünü
harekete getireceklerdir.
“4)
Bunlar da gerekli etkiyi sağlamadıkları takdirde bir nefis
müdafaası durumuyla karşı karşıya bulunan öğretmenlerimiz
ellerindeki en son çareyi kullanacaklardır.
“5)
Her zaman, Türk Ekonomisini ve toplumsal hayatını bağımlı
duruma getiren gerçek nedenleri bir bir
açıklayacaklar
ve belleteceklerdir.” (29 Ekim 1967 günlü toplantıda kabul
edilen bildiri, TÖS, a.g.k., 1969, s.16-18)
1968
yılında TÖS’e ve TÖS üyelerine yönelik saldırılar
yoğunlaşarak devam etti.
TÖS
16 Şubat 1969 günü Ankara’da düzenlediği Büyük Eğitim
Yürüyüşü ile hem bu saldırılara bir yanıt
verdi ve öğretmenlerin gücünü sınadı, hem de epeyce riskli
olan iş durdurma eğilimini frenlemeye
çalıştı. Yürüyüşe, öğretmen örgütlerinden 21.400 kişi,
diğer kuruluşlardan gelenlerle birlikte
toplam 40.000 kişi katıldı. Yürüyüş başarılı oldu; ancak
saldırılar daha da arttı. Yürüyüşün güçlendirdiği
özgüven ise direnme eğilimini artırdı.
TÖS
üyelerine yapılan baskılar özellikle büyük kentler dışında
çok yoğundu. Bu koşullarda Erzurum,
Kars,
Mersin, Tarsus, Anamur, Silifke öğretmenleri boykot kararı aldı.
Genel boykot için genel
merkeze
on gün süre tanıdılar. “Özellikle taşra örgütünden Genel
Merkez’e büyük baskılar geliyordu.
Bıçak
kemiğe dayanmıştı, sonucu ne olursa olsun, boykot yapılmalıydı.
(...) TÖS’ün başvurduğu tüm
uyarılara
karşın, milli eğitim politikası yozlaştırılmaktadır,
öğretmenlere yasal olmayan baskılar
sürdürülmektedir.”
(Apaydın, T., Akan Sulara Karşı, Öğretmenlik Anıları,
Öğretmen Dünyası Yay.,
Ankara,
2012, s.204)
Fakir
Baykurt, TÖS Gazetesi’nin 5 Mayıs 1969 tarihli sayısında
yer alan “Öfkeyi İyi Kullanmak”
başlıklı
yazısında yerel boykotlar ve genel boykot konusunu şu şekilde
değerlendiriyordu:
“Birkaç
aydır, öğretmenlerimiz yerel boykotlara gidiyorlar.
“Çevresel
olayları, müdür öğretmen çatışmalarını, ya da halk adına
konuştuğunu ileri süren birkaç
patavatsızın
davranışını bahane ederek yapılan bu boykotlar üzerinde derin
boylu düşünmek zorundayız.
“Bunlar
ilk bakışta birer devrimci hareket olarak görünseler de,
temelinden yanlış ve sakıncalıdır. Bugün öğretmenlerimizin
karşı karşıya olduğu sorun aslında bu kadar küçük olmadığı
gibi, bunun çözümü de bu kadar
kolay değildir. Çevresel olayların, müdür öğretmen
ilişkilerinin ve güya halk adına yapılan patavatsızlıkların
kökü elbet daha büyük ve ana nedenlerdir. Ama müdür öğretmen
ilişkisini bahane ederek boykota
gitmek, halkı ve öteki meslektaşlarımızı hoşnut etmez.
“Öğretmenin
ana sorunu, Türkiye’nin ana sorunundan ayrı düşünülemez.
Türkiye’nin ana sorunu şudur:
Büyük
halk kitlelerimizi ezen, yurdu yoksullaştıran iç ve dış sömürüyü
kırmak, bunun ekonomi, eğitim ve politikamızdaki
bağımlayıcı etkilerini silmek, Atatürk’ün anlattığı
ölçülere uygun ‘tam ulusal bağımsızlık’ denen
ilkeyi gerçekleştirmek ve sonra da, içerde, kapitalist olmayan bir
yoldan yurdu bayındırlaştırmak,
yoksulluğu
yenmektir. Böylece, herkes için adil olan bir düzeni
geliştirmektir.
“Her
türlü sömürüyü ortadan kaldıran bir düzen geliştirilmedikçe,
öğretmen müdür ve bakanlık arası ilişkiler
düzelmez. Patavatsızlıkların sonu gelmez. Evlerimiz basılır,
camlarımız kurşunlanır. Maaşımız artmaz, çoluk
çocuğumuz bakılmaz. Başka türlü düşünür ve davranırsak,
korkak hareket edersek, elde edeceğimiz kısa
çaplı ödünlerin etkisi beş altı ay içinde silinir gider.
“Bütün
devrimci öğretmenleri örgütleyip, bilinçlerini
berraklaştırmadan, onları organik olarak biribirlerine
sımsıkı bağlı hale getirmeden girişilecek yerel boykotlar
başarı değil, ancak fiyasko verir. Buna girişen
arkadaşlarımız kolayca kurban olurlar, bir etki de yapamazlar.
“Peki,
hep böyle susacak mıyız? Her gün artan ve asla eksilmeyen
haksızlıklara ilelebet katlanacak mıyız?
Hayır!
Tepki göstereceğiz. Demokratik baskı yaratacağız. Bunun için
grev yapacağız... Hakkımız yokmuş.
Bugün
o hakkı elde etmiş olan işçilerin de vaktiyle grev hakları
yoktu. Mücadele edip alacağız. Mücadele etmeden
ne grev hakkı verirler, ne başka bir hak. Doğru dürüst 10
liralık çocuk zammını zamanında veremiyorlar.
Bütçede para yok, diyorlar. Bu kadarı yeter, diyorlar. İliklerine
kadar sömürülen bir ülkede öğretmen
maaşı ile hademe maaşı arasında fark olmaz ve öğretmen de,
hademe de geçim sıkıntısı çeker.
“Önce
şu gerçekler üzerinde birleşelim:
“1)
Grevsiz sendika olmaz.
“2)
Durduğumuz yerde grev hakkı verilmez.
“3)
Çok sendika değil, güçlü ve tek sendika!
“4)
Yumuşak, uysal ve korkak mücadele sonuç vermez.
“5)
Sendikal mücadele sert ve dövüşçüdür.
“6)
Eğitim sorunu, öğretmen sorunu, yurt sorunlarından ayrılamaz.
Yurt sorunları da bir ali veli sorunu
değil,
düzen sorunudur.
“7)
Düzenin değişmesinde öğretmenin görevi halkın gözünü
açmaktır.
“Öğretmenlerimizin
öfkelerini ziyan etmeden, onu çok dikkatli kullanmaları ve her
türlü karar ve
davranışlarını,
merkezi örgüte bağlamaları gerekir. Değilse sonuç başarılı
olamaz.” (TÖS Gazetesi, Sayı 6, 5.5.1969)
DİRENME
KARARININ ALINMASI
TÖS
Genel Merkezi, tabandan gelen bu eylem baskısı karşısında,
geçmişte alınan kararlar
doğrultusunda
boykot kararı aldı. Fakir Baykurt bu günlerdeki gelişmeleri
anılarında şöyle
anlatmaktadır:
“Tam 800 öğretmeni, kadını kızı, konuğu içinde Bakanlık
müfettişleriyle birlikte
benzine
bulayıp yakmaya kalkan serserilere onar gün ceza, bunu da paraya
çevirip, erteleyip. (...)
Duyunca
deli oldu öğretmenler. Erzurum öğretmenleri toplandı. (...)
‘Dadaşım, valla bizim sendikanın genel
merkezinde hiç iş yok! En iyisi başımızın çözümüne kendimiz
bakalım’ deyip, ‘bağımsız olarak boykota
gidiyoruz!’ kararı aldılar. Tellediler genel merkeze: ‘Size on
gün süre! On gün sonra biz
gidiyoruz!’
Ardından Kars şubemiz öğretmenlere çağrı çıkardı: ‘Haydin
boykota, haydin boykota! Hem de
TÖS’çü, İlk-Sen’ci ayrılığı demeden boykota!’ (...)
Mersin, Tarsus, Anamur, Silifke öğretmenleri
karar
aldı. Sanki onların da derdi zoru genel merkez; on gün de onlar
verdi.” (Baykurt, F., Özyaşam 5,
Bir
TÖS Vardı, Papirüs Yay., İst., 2000, s.326-327)
Bu
tarihte öğretmenlerin yaşam koşulları, TÖS Genel Başkan
Yardımcısı Dursun Akçam’ın yaptığı
basın
toplantısında anlatıldı. TÖS Gazetesi’nin 15 Aralık
1969 tarihli sayısında yer alan açıklama
şöyleydi:
“Öğretmene
Dilencinin Kazancı Bile Lâyık Görülmüyor.
“Öğretmenler
üstünde gün geçtikçe yoğunlaşan ekonomik sıkıntıların ve
kıyım işlemlerinin ağır baskısı
sabır
taşını çatlatacak bir kıvama gelmiştir.
3“Bugün
bir ilkokul öğretmeninin aldığı aylık, bir ailenin Ereğli’de
tenezzül etmeyerek reddettiği ücretin çok
üstünde değildir. Hatta eğitmenler, geçici öğretmenler ayda
400 lira bile alamamaktadırlar. 1938-1940’dan
beri çalışan 2448 eğitmenin aylığı 350-400 liranın üstüne
çıkamamıştır. 300’e yakın geçici öğretmen
de 8 yıldır 300 lira aylıkla çalışmaktadırlar. Bunlar
emeklilik, terfi, kıdem gibi haklardan da yoksundurlar.
“Gün
geçtikçe artan hayat pahalılığı öğretmenlerin belini
bükmektedir. Çoluk çocuklarıyla sefil bir hayatın
içine düşmüşlerdir. İlköğretimde çalışan 118 bin ilkokul
öğretmeninin 39.700’ü 472 lira, 19.146’sı 522
lira aylık almaktadırlar. Bu aylıklarına ek olarak köyde çalışan
öğretmenlere 150, kasaba ve
şehirlerdekilere
100 lira ‘Eğitim Ödeneği’ verilmektedir. Bunun dışında ne
‘fazla mesai ücretleri,’ ne ek ödenekleri
ve ne de üçte birli, ikili kadroları vardır.
“Yıllardır
öğretmenlerin aylık ve ücretleri aynı kaldığı
halde bazı tüketim maddelerinde fiyatlar
yüzde
yüz, yüzde ikiyüz aşmıştır. Öğretmenler ellerine
geçen parayla en doğal ihtiyaçlarını dahi
sağlayamamaktadırlar.
Yemek yerine kepek yeseler
bile yine zor geçinirler.
“Köydeki
öğretmenler daha bir terk edilmişlik içindedirler.
Güvenlikleri yoktur. Yoksul halkımız gibi
uygarca yaşamanın her türlüsünden yoksundurlar.
Buna karşın birkaç sınıfı bir arada
okutmak
zorundadırlar. Beş sınıfı bir arada okutmak
zorundadırlar. Beş sınıfı bir arada okutan köy
öğretmenlerinin sayısı 12.700’dür. Birden fazla
sınıf okutanların sayısı ise 46.380’i bulmaktadır.
Aç karın, yamalı urba ve yamalı
ayakkabılarla
sınıflara girerek ders vermektedirler. Bir
de büyük adları var, ‘İrfan Ordusu!’.
“Özellikle
ilkokul öğretmenleri bakkala, manava, tüccara, öğrenci
velilerine, tefecilere borçludurlar.
Mustafa
Kemal’in ‘Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak muallimlerdir’
dediği öğretmenler önce yakalarını borçtan
kurtaramamaktadırlar. Meslek onurları ayaklar altına düşmüştür.
“Yurt
dışı gezilerinde bir günlük yolluğu üç ilkokul öğretim
görevlisinin bir aylık maaşları toplamına denk olan
Sayın Cumhurbaşkanı, 18 ilkokul öğretmeninin aylığını bir
ayda cebe indiren bakan, 11 (onbir)
öğretmenin
toplam aylıklarını bir ayda alan milletvekili, çoluk çocuklarıyla
çile dolduran öğretmenlerin şikâyetlerini
duymaz görünebilirler. Ama bıçak kemiğe dayanmıştır. Yarın
100 bin öğretmen verilmeyen haklarını
almak için fiili bir durumu içine girerlerse boşuna suçlu
aramasınlar.
“Onca
çileye katlanamayan öğretmenler, birer birer mesleklerinden
kopmakta, başka alanlarda ekmek kapıları
aramaktadırlar. Yaptığımız bir araştırmaya göre son beş yıl
içinde 3840 öğretmen meslekten
ayrılmışlardır.
Bunlardan 643’ü Almanya’ya, başka yabancı ülkelere işçi
olarak gitmek için sıra
beklemektedirler.
Bakanlığımızın bir azizliği olarak yürütülen kıyım
işlemleriyle iç göçler, parasızlık ve geçim sıkıntısı
yüzünden de yad ellere dış göçler başlamış, öğretmenler
birer gurbet kuşu olmuşlardır. Kendileri bir
yanda
çoluk çocukları bir yanda perişandırlar.
“12
bin köyü okulsuz, 2 milyon çocuğu alfabesiz ve 20 milyon insanı
okur-yazar olmayan bir ülkede, eldeki öğretmenlerin
de işçi olarak yabancı ülkelere göçmesi utanç verici bir
manzaradır. Öğretmenleri böylesine
sefil
olan bir ülkenin sanatı da, bilimi de, demokrasisi de sefil
olmaktan kurtulamaz. Bu gerçekler karşısında eğitim
bakanı olan kişilerin, öğretmenleri kıymak değil, ülkemizi bu
utanç verici eğitim görüntüsünden kurtarmak
için rahatlarını yitirmeleri, uykularını haram etmeleri gerekir.
“Bu
drama bir son vermenin zamanı geçmektedir.
“Geçim
sıkıntısı altında böylesine kıvranan öğretmenler, öte
yandan yasa-tüzük, aman-zaman
dinlemeyen
kıyım işlemlerinin altında iyice ezilmektedirler. TÖS Genel
Merkezinin dört avukatı, taşrada görevli
64 TÖS avukatı, her gün mahkeme kapılarını aşındırmaktadırlar.
Son üç ay içinde 200 öğretmen için dava
açılmıştır. Bu davaların 100’e yakını Danıştay davasıdır.
“Şimdiye
dek kıyılan öğretmenlerin hemen hemen % 90’ı bağımsız yargı
organları önünde aklanmışlar,
bakanlığın
haksız işlemlerini iptal ettirmişlerdir. Kıyımların tümünün
gerekçesi, ‘görülen lüzum üzerinedir.’
Aslında
görülmeyen bir lüzum var, o da öğretmenlerin Atatürkçü ve
devrimci olmalarıdır. 10 Kasımlarda
konuşurlar,
Mustafa Kemal Atatürk’ün 50 yıl önce söylediği sözleri bugün
söylerler, suçlu olurlar. Bağımsızlık
derler,
ulusal kaynaklar korunsun isterler, karalanırlar. Halktan yana lâik
eğitim derler, eğitimde reform derler,
yuhalanırlar. Anayasa, sosyal adalet sözü ederler, fişlenirler.
Sonra başlar tutanaklar, kovuşturmalar.
4“Bir
partizanın pusulası, bir ağanın, eşrafın işareti öğretmenlerin
sürülmesine yetmektedir.
Öğretmenlerin
hiçbir güvenliği kalmamıştır. Lokalleri, toplantı salonları
basılır, yolları kesilerek canlarına kastedilir.
Bayan öğretmenler dağa kaldırılır, sorumlular yok, ciddi
soruşturmalar yok, suç ortalarda hiç yok!
“Bu
olaylar karşısında Milli Eğitim Bakanı olan kişiler, ya sessiz
kalmakta ya da saldırganlardan yana bir tutum
takınmaktadırlar. Bir derebeyi bile toprağında çalıştırdığı
serfleri, başkalarının saldırısına karşı güvenlik
altına almıştır. Derebeyi-serf ilişkisinde sağlanan bu
güvenlik, insan hakları ve hukuk devleti lâflarının
çok edildiği çağımızda, Milli Eğitim Bakanlığı-Öğretmen
ilişkisinde sağlanmamış, tam tersine bir görünüm
kazanmıştır.
“Sabır
taşı çatlamadan:
“1)
Ekonomik sıkıntılar içinde bunalan öğretmenlere insanca ve
uygarca yaşamanın asgari koşulları
sağlanmalıdır.
Bütün öğretmenlerin aylık ve ödeneklerinin yeni baştan ele
alınarak en kısa zamanda
düzeltilmesi
bir hükümet politikası haline gelmelidir. Personel Kanunu tozlu
raflarda daha fazla
bekletilmemelidir.
“TÖS’ün
ivedilikle hazırlayarak Büyük Millet Meclisi’ne verilmesini
sağladığı öğretmenlerin eğitim
ödeneklerine
dair kanun tasarısı kabul edilmelidir. Bu tasarıda şehir ve
kasabalarda çalışan ilkokul öğretmenlerine
500 lira, köyde çalışanlara 600, mahrumiyet bölgesinde
çalışanlara 700, mahrumiyet bölgesinde
üçten fazla sınıfı bir arada okutan öğretmenlere 800 lira
verilmesi öngörülmektedir.
“2)
Öğretmenlerin eş çocuklarına, bakmaya mecbur oldukları
yakınlarına ilâç, devlet hastanelerinde parasız
tedavi olanakları sağlanmalıdır. Ayrıca D.Demir ve D.Deniz
yollarında % 50 indirimli gezi hakkı tanınmalıdır.
“3)
Yönetimde partizan baskılar, keyfi işlemler kaldırılmalı, hukuk
devleti ilkelerine, idarenin hukuka
bağlılık
prensiplerine uygun bir ortam kurulmalı ve tarafsız yargı
organlarının kararlarına aykırı işlemlere son verilmelidir.
“Bu
ön isteklerimiz yerine getirilmediği takdirde, öğretmenlerin
fiili duruma geçmeleri belki de önlenemeyecektir.
Bundan doğacak sorumluluk bugünkü yönetimi elinde tutanlara ait
olacaktır.” (TÖS Gazetesi,
Sayı 44, 15.12.1969)
TÖS
10 Aralık 1969 günü
yayınladığı
bildiriyle
öğretmenleri
boykota çağırdı:
“BÜTÜN
ÖĞRETMENLER
BOYKOTA!..
“Sayın
Türkiye Öğretmenleri
ve
Kamuoyuna
“Türkiye
Öğretmenler
Sendikası
Genel Yürütme Kurulu,
bayram
için Fevzipaşa’dan
Ankara’ya
gelen Genel Başkan
Fakir
Baykurt’un başkanlığında
bugün
bir olağanüstü toplantı
yaparak,
bayram ertesi 15 Aralık
1969
Pazartesinden itibaren
bütün
Türkiye’de dört günlük bir
ihtar
boykotu yapılmasına karar
vermiştir.
TÖS Genel Merkezi,
kararı
telgraflarla şubelerine
bildirmiştir.
“Boykot,
ilk, orta, yüksek, bütün okullarda 15 Aralık 1969 Pazartesi
sabahı başlayacak, 18 Aralık 1969
Perşembe
akşamı bitecektir. Öğretmenler, 19 Aralık 1969 Cuma sabahı
derslere başlayacaklardır.
“TÖS
Genel Yürütme Kurulunun Kararı Şöyledir:
“Türkiye
eğitiminin ve öğretmenlerinin, içinde bulunduğu bunalım
dayanılmaz bir dereceye gelmiştir.
Yabancı
etkiler altında, sırtı halka dönük, eşitlikten uzak, tüketici,
kalitesiz bir eğitim yıllardır, çocuklarımızı, halkımızı
ve öğretmenlerimizi bıktırmıştır. Bugüne kadar yapılan her
uyarıyı ve düzeltici her uygulamayı, türlü
çeşitli iftira ve bühtanlarla boğan iç ve dış çıkarcılar,
bu bakımsız ve perişan devlet eğitimini halkın
çocuklarına
bırakıp, kendi öz çocukları için özel okullar açmışlar ve
açtırmışlardır. Yöneticilerimiz, kendi öz çocuklarını
çoğunlukla dış ülkelerde okutmakta, oradan diploma
aldırmaktadırlar. Sömürgeci ülkelerin yolladığı
uzman, barış gönüllüsü ve üretim artığı bayat süz
tozlarıyla ve bugünkü genel işleyiş ve görünüşüyle böyle
bir eğitim, ‘milli’ bir eğitim olma niteliğini yitirmiştir.
“Bunun
yanında, yurdun her köşesinde ve her dereceli okulunda çalışmakta
olan yurtsever
öğretmenlerimiz,
sınıflara girmekten, sokağa çıkmaktan utanır hale gelmişlerdir.
Aldıkları ücret, her gün artan
hayat pahalılığına yetişmek şöyle dursun, yaklaşmayı bile
başaramamaktadır. Ayın onbeşinden sonra öğretmen
resmen aç ve yılın her ayında borçludur. Büyük çoğunluğu,
resmî bilim kurumlarının 1968 Temmuzu
için saptadığı 1941 lira aylık geçim derecesinden iki, üç,
dört kat daha az aylık almaktadır. Bu yüzden
mesleğini ve memleketini geçici olarak bırakıp Almanya’ya işçi
olarak giden öğretmenler vardır.
Bunların
sayısı, bizim saptayabildiğimiz kadarıyla 6 bini aşkındır. Bu
yüzden, bu kutsal mesleği bırakanların sayısı
da, son birkaç yılda, 3500’e çıkmıştır.
“Gerek
bu durumu, gerekse eğitimin eksik, bozuk ve yanlış işleyişine
çare bulmaya çalışan öğretmenler
acımasızca
cezalandırılmış, susup sinmeyenler, geceleyin çarşıdan evine
giderken dövdürülmüşlerdir.
Sürgünler,
kıyımlar yeter görülmemiş, kışkırtılmış cahil yurttaşlara
kongre ve lokaller bastırılmış, geçen yaz Kayseri’de
olduğu gibi, mesleğin 800 resmî temsilcisi yaktırılmak
istenmiştir. Dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen
bu ve bunun gibi çirkin saldırılara, Milli Eğitim Bakanı ve
Başbakan ses çıkarmamış,
öğretmenlerin
temsil örgütüne bir geçmiş olsun bile dememişlerdir.
“Bundan
daha acı ve ağır olanı, haklı direncinde ve kutsal savaşında
dağ başlarında yapayalnız, bakımsız baskı
altında ve bin bir tehlike içinde görev yapan öğretmene destek
olan ve Anayasanın çizdiği sınırlardan çok
geri olan bir kanunla çalışan sendikası, sanki kanun dışı bir
kuruluş imiş gibi, horlanmış ve bugüne kadar resmen
muhatap olarak alınmamıştır. Genel Başkanı dahi bugün Genel
Merkezden uzak bir yerde görev yapmak
durumunda bırakılan bu temsil örgütü her fırsatta karalanmış,
halkın gözünden düşürülmek istenmiştir.
Hükümet, 5 Ekim 1966’da Paris’te imzaladığı ‘Uluslararası Öğretmenler Statüsü’nü öğretmenlerden
ve kamuoyundan saklamış, oradaki yükümlerinden hiçbirini
uygulamamıştır. Özel sektörü
desteklemek
uğruna, Anayasaya aykırı olarak büyük milyonlar harcanmış,
Personel Kanunu uygulaması için küçük
milyonlar bulunamamıştır. Yıllardır sözü edilen ‘Milli
Eğitim Mensupları Yardımlaşma Kurumu’ kanunu da
çıkarılamamıştır. Üstelik bu kurumun kanun tasarısı üzerinde
öğretmen temsilcilerinin görüşü de
alınmamıştır.
“Bu
durumda, mesleğinin şerefini ve gururunu duyan ve hepsi de ağır
ve oturaklı olan öğretmenlerimize
yakışan
tutum, önce dişlerini ve kemerlerini sıkmak, yetkili yöneticileri
her fırsatta nezaket ve ciddiyetle uyarmak
ve onların müzminleşmiş sorunlara çözüm getirmelerini beklemek
olmalıydı. Bu yol çok denendiği halde,
bu kapılar defalarca aşındırıldığı halde, yöneticiler
harekete getirilemedi. Bundan sonra
öğretmenlerimize
düşen, başlarını kaldırmak, tarihin ve Türk milletinin önünde
son sözünü söylemektir.
“Çünkü:
“Öğretmen
yalvarmaz.
“Öğretmen
boyun eğmez.
“Öğretmen
el açmaz.
“Öğretmen
Almanya’ya, Hollanda’ya işçi çöpçü gitmez.
“Öğretmen
dövülmez.
“Öğretmen
yakılmaz.
“Öğretmen
kıyılmaz.
“Öğretmen
sürülmez.
“Öğretmen
DERS verir.
“Öğretmen
eline teslim edilmiş çocukları ve milletin kendisini EĞİTİR.
“Öğretmen
horlanmaz, öğretmene SAYGI duyulur...
“Her
milletin terbiyesinde var olan saygı kuralı, Türk milletinin
terbiyesinde daha çok vardır. Bu kural, yöneticilere
daha açık bir ifadeyle anlatılmalıdır. Artık buna ciddi olarak
ihtiyaç ve zorunluluk vardır.
“Bu
yüzden biz Türkiye Öğretmenler Sendikası Genel Yürütme Kurulu,
yurdun çeşitli yerlerinden başlayan
boykotları
disipline sokmak ve örgütümüze bağlı öğretmenlerimizin,
üzerimizde yoğunlaşan baskılarını
dikkate
almak zorunda kaldık. Bu amaçla, aşağıdaki hususları bütün
şubelerimize ve halkımıza duyurmaya
oybirliğiyle
karar verdik:
“1)
Bütün Türkiye’de ve her dereceli okulda öğretmenler,
eğitmenler ve eğitim görevi yapanlar, 15 Aralık
1969
Pazartesi sabahından 18 Aralık 1969 Perşembe akşamına kadar dört
gün derse girmeyeceklerdir.
Dersler
19 Aralık 1969 Cuma sabahı başlayacaktır.
“2)
Girişilen bu hareket, sembolik mahiyette bir ihtar boykotudur.
İsteklerimiz dikkate alınmadığı
takdirde,
genel mahiyete ve daha uzun süreli fiilî durumlara gidilmesi, vakit
geçirilmeden ayrıca düşünülecektir.
“3)
İsteklerimiz şunlardır:
6“a)
Yetkili hükümet temsilcisi, yetkili temsilcilerimizle görüşmeyi
ve sonunda bir ortak protokol
imzalamayı
kabul ve beyan etmelidir.
“b)
Bu protokolde ilk iş olarak, yabancı uzmanların ve barış
gönüllülerinin bütün eğitim kurumlarından atılacağı
ve zehirleyici niteliğini saptadığımız yabancı malzemeli
beslenme eğitiminin durdurulacağı
belirtilmelidir.
“c)
Bu protokolde, bütün öğretmen, eğitmen ve eğitim görevi
yapanlara ödenen maaşların günün koşullarına
denk duruma getirilmesi için hazırlanmış tasarıların hemen
görüşme konusu yapılarak
kanunlaştırılacağı
belirtilmelidir.
“d)
Bu protokolde, özellikle ‘Milli Eğitim Mensupları Yardımlaşma
Kurumu’ kanun tasarısının, öğretmen
temsilcilerinin
görüşlerine de yer verilerek, en seri şekilde Meclise verileceği
ve kanunlaştırılması için çaba harcanacağı
belirtilmelidir.
“e)
Bu protokolde Anayasaya aykırı 624 sayılı kanunun değiştirilmesi
ve kamu personeli için de özgür
sendikacılık
olanaklarının sağlanacağı belirtilmelidir. Bu haklar arasında
grev hakkının da bulunduğu zikredilmelidir.
“f)
Bu protokolde, sendikal çalışmalarından, kanunların suç
saymadığı davranış ve görüşlerinden ötürü cezalandırılmış,
sürülmüş, çıkarılmış veya kendi isteğiyle ayrılmak zorunda
bırakılmış öğretmenlerin, sendikamızca
verilecek listelere göre, eski yerlerine veya razı oldukları başka
bir göreve döndürülecekleri
belirtilmelidir.
“g)
Bu protokolde, yedi yıldır toplanmayan resmî Milli Eğitim
Şûrasının toplanma tarih ve biçimi,
temsilcilerimizle
görüşülerek ilân edileceği belirtilmelidir.
“h)
Bu protokolde, bundan böyle, eğitim öğretim sorunlarının resmî
öğretmen temsilcileriyle konuşularak karara
bağlanacağı ve uygulanacağı bir ilke olarak benimsenmeli ve
bunun kanunlaştırılması için çaba
harcanacağı
belirtilmelidir.
“i)
Bu protokolde, bu boykotlar dolayısıyla meslekî şeref ve gururunu
ortaya koymuş olan
öğretmenlerimize
idarece ceza uygulaması yoluna gidilmeyeceği ilkesi de yer
almalıdır.
“4)
Dört günlük boykotun disiplin için yürütülmesi için Bölge
Temsilcilerimiz, Şube Yönetim Kurullarımız görevli
ve yetkilidirler. Sloganlarımız, öğretmenlere ve halkımıza
duyurulmalıdır.
“-Gerçekten
millî bir eğitim istiyoruz.
“-Eğitimin
yönetiminde söz hakkı istiyoruz.
“-Zam
değil, âdil ücret istiyoruz.
“-Baskı
değil, âdil yönetim istiyoruz.
“-Özgür
sendikacılık olanakları istiyoruz.
“-Bütün
öğretmenler kol kola.
“-Bütün
öğretmenler uygun adım, tek ses!
“-Bütün
öğretmenler halkla yan yana, can cana! ( Dr.Niyazi Altunya’dan
alınan 3 sayfalık bildiri)
Dikkat
edileceği gibi, TÖS’ün talepleri çok iddialıydı.
Daha
sonra TÖS ve İLKSEN’in ortak boykot bildirisi yayınlandı.
Bildiri, “TÖS ve İLKSEN Boykot
Merkez
Komitesi Adına İLKSEN Adına Mahittin Çayır ve TÖS Adına Fakir
Baykurt” imzalıydı.
“Kamu
Oyuna ve Öğretmenlere!
“1)
TÖS ve İLKSEN Genel Merkezleri, bütün yurtta ve bütün okullarda
dört günlük bir ihtar boykotu kararı almıştır.
“2)
Bu boykot, daha iyi bir Toplum ve Eğitim düzeni sağlamak içindir.
“3)
Pazartesi sabahından Perşembe akşamına kadar öğretmenler
okullara gitmeyeceklerdir. 15 ile 18
Aralık
günleri arasında okullarda hiçbir eğitim, öğretim ve yönetim
hizmeti yapılmayacaktır.
“4)
TÖS ve İLKSEN Genel Merkezleri, birleşik eylem kararı
almışlardır. Boykotu bu iki örgütün kurduğu
(Boykot
Merkez Komitesi) yönetecek ve yürütecektir.
“5)
Boykotun Amaçları Şunlardır:
“-
Milli Eğitim Bakanı, Hükümetten yetki alarak, boykotçu
öğretmenlerin resmî temsilcileriyle görüşmeye oturacak
ve bir protokol imzalamaya razı olacaktır.
“-
Bu protokolde, öğretmen isteklerinin kabul edildiği, ortaklaşa
kararlaştırılacak süre içinde bunların gerçekleştirileceği
ve kanunlaştırılacağı ifade edilecektir.
“6)
Öğretmen İstekleri Şunlardır:
“-
Bütün Milli Eğitimden yabancı uzmanlar ve Barış Gönüllüleri
çıkarılacaktır. Çocuklara süttozu
verilmeyecektir.
7“-
Öğretmenlerin, Eğitmenlerin ve Eğitimde hizmet gören herkesin
maaşı, bugünkü hayat pahalılığını
karşılayacak
seviyeye çıkarılacaktır. Bunun için halka vergi yüklenmeyecek,
devlet maliyesi sömürülen ve heder
edilen milyarlarla canlandırılacaktır.
“-
Yedi yıldır toplanmayan Milli Eğitim Şûrası’nın toplanma gün
ve biçimi, temsilcilerimizle görüşülerek ilân
edilecektir.
“-
‘Milli Eğitim Mensupları Yardımlaşma Kurumu’ kanun tasarısı,
temsilcilerimizin görüşü alınarak
yeniden
hazırlanacak ve kanunlaştırılacaktır.
“-
İdarenin sendikal çalışmalarından, düşüncelerinden ve
kanunların suç saymadığı davranışlarından
dolayı
sürülmüş, çıkarılmış veya istifa zorunda bırakılmış
bütün öğretmenler, örgütlerimizin verdiği listeye göre,
eski yerlerine döndürülecektir.
“-
Bundan böyle, Eğitim ve Öğretmen sorunlarının çözümlenmesinde
resmî temsilcilerimizle görüşüp
konuşmak
ve çözüm getirmek usul olacak ve bu usul kanunlaşacaktır.
“-
Anayasaya aykırı olan 624 sayılı Sendika Kanunu değiştirilecek,
öğretmenlere grev dahil bütün
demokratik
sendikal haklar verilecektir, grev, alın teri ve göz nuruyla
geçinen herkes için kutsal bir haktır.
“-
Bu boykottan dolayı hiç bir öğretmene idarî ceza
verilmeyecektir. Aksi halde boykot süresiz olarak uygulanacaktır.
“Bakana
Cevabımız:
“Milli
Eğitim Bakanı, örgütlerimizin bu kararı üzerine Eskişehir’de
bir demeç vermiştir. Bu demeçte söylediklerini
geçerli saymıyoruz. Bakanın cevabı, şartlarımıza uygun
olmalıdır.
“Bakan,
bazı valiler, il, ilçe eğitim müdürleri idarî baskılar
yapmaktadır. Bunlar bizim görmediğimiz baskılar
değildir. Korkmuyoruz ve dört gün idareyi dinlemiyoruz. Öğretmen
yerine vekil atayacaklarını söylüyorlar.
Bu anlayış sakattır. Öğretmenin yeri ancak öğretmenle
doldurulabilir.
“Boykot
süresince Hükümet adına bir görüşme teklifi gelirse dikkate
alacağız. Ancak protokol imza
edilmeden
ve protokol radyoda okunmadan boykot durmayacaktır.
“Görüşmeler
mutlaka TÖS Genel Başkanı Fakir Baykurt ile İLKSEN Genel Başkanı
Kenan Keleş’in
katılmasıyla
olacaktır.
“Sevgili
Arkadaşlarımız;
“Bin
bir bunalımın içindesin. Yaptığın eğitim seni, öğrencini ve
halkı memnun etmiyor. Hepimiz bu yanlış, eşitsiz,
kalitesiz ve körletici eğitimden bıktık. Başını kaldır ve
bütün arkadaşlarınla kol kola gir. Bütün Türkiye’de
tek gövde ve tek ses ol.
“Bil
ki, savaşımız bu boykotla sona ermeyecektir. Boykot ötesine de
kendini hazırla. Savaşımız, halkımızın bağımsızlıkçı,
demokratik ve devrimci Türkiye savaşının mütevazı bir
halkasıdır. Boykotumuz, bu savaştan tecrit
edilemez. Boykotumuz, anlamını ancak bu savaş içinde bulur. Bunu
unutma.
“Bil
ki, 121 yıl içinde ilk defa meslekî şerefini ve gururunu ortaya
koyuyorsun. Baskılardan ve tehditlerden korkma.
Kimse sana dokunamaz. Tek değilsin, çoksun, güçlüsün.
“Boykotun
başarılı olsun. Bütün savaşın başarılı olsun. Parolan:
Başarana kadar.” (TÖS Gazetesi, Sayı 44, 15.12.1969)
BOYKOTA
DESTEK SAĞLAMA GİRİŞİMLERİ
Fakir
Baykurt’un ifadesine göre, TÖS, boykottan önce işçi
örgütlerine gidip destek istedi, “sembolik olarak
iki saat destekleme grevi yapın!” dedi. Ancak olumlu bir yanıt
alınamadı. (Fakir Baykurt’la Görüşme,
Eğitim ve Yaşam Dergisi, TÖS’ün Büyük Öğretmen
Boykotu’nun 30. Yılı Özel Sayısı, Sayı 16,
Kış 1999, s. 31)
Hükümet
boykotu engellemek için büyük bir çaba içine girdi. Boykot
öncesinde TRT aracılığıyla
öğretmenler
tehdit edildi. Boykota ilişkin haberlerin radyoda yayınlanması
engellendi. Milli Eğitim Bakanı,
eylemi kırmak için, derse girmeyen öğretmenin yerine son sınıf
öğrencilerinin ve emekli
öğretmenlerin
derse sokulmasını istedi.
Boykot
haberinin yayınlanmasının ardından çeşitli kuruluşlar
yaptıkları açıklamalarla bu eylemi
desteklediler.
Açıklama
yapanlar boykota herhangi bir eylemle destek vermedi. Ancak özellikle
hukukçuların,
üniversite
öğretim üyelerinin ve CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün
boykot lehindeki açıklamaları,
öğretmenlerin
boykota katılımını artırdı; okul müdürlerinin, adli ve idari
yetkililerin boykotçu
öğretmenlere
karşı tavrını olumlu doğrultuda etkiledi.
TİP
Genel Başkanı Mehmet Ali Aslan yaptığı açıklamada şunları
söyledi: “Türkiye’de öğretmenler tümüyle
halk çocuklarıdır. Bu soygun ve sömürü düzeninin korkunç
cenderesinde ezilen yoksul aile
çevrelerinden
gelmişlerdir. Kendileri de sarf ettikleri emeğe ve kabiliyetlerine
rağmen anaları,
babaları
ve kardeşleri gibi açlığa, yoksulluğa mahkûm edilmişlerdir.
Çeşitli baskılar ve kıyımlarla
hayatlarından
bezdirilmiş, kendilerinden insanca yaşama imkânları
esirgenmiştir. Emperyalizmin etkisinde
ve kontrolünde, egemen sınıfların çıkarlarına uygun bir eğitim
düzeni kurulmuştur.
Öğretmene
ulusal olmayan bir eğitim sistemini uygulama görevi verilmek
istenmiştir. Aydın halk çocukları
elbette buna karşı çıkacaklardır ve çıkmışlardır. Anayasal
haklarını kullanarak çeşitli biçimlerde
direnme örnekleri vermişlerdir. Bu mücadeleleri, sadece kendileri
için değil, çocuklarımız için,
tüm Türkiye halkları içindir, bizlerin mutluluğu ve Türkiye’nin
tam bağımsızlığı içindir, Anayasanın
özü
ile uygulanması içindir.” (Ant Dergisi, Sayı 156,
25.12.1969, s.6)
Türkiye
Devrimci Gençlik Federasyonu (DEV-GENÇ), Ortadoğu Teknik
Üniversitesi Öğrenci Birliği, Ankara
Üniversitesi Öğrenci Birliği ve Hacettepe Üniversitesi Öğrenci
Birliği, yayınladıkları ortak bildiride,
boykotu desteklediler:
“Gençliğin
öğretmen boykotuna desteği.
“Gençliğin
Duyurusu: Öğretmenler Boykotunu Destekliyoruz!
“Amerikan
emperyalizminin hâkimiyeti altına gün geçtikçe daha çok giden
ülkemizde millî uyanış
hızlanmaktadır.
Çünkü hayat pahalılığı, yoksulluk, işsizlik, baskılar gün
geçtikçe daha çok artmaktadır.
İşbirlikçi
iktidar bir avuç hainin milyonlara gömülmesi pahasına, halkımızın
gün geçtikçe yoksullaşmasını sağlayan
bugünkü gayri-milli halk düşmanı, anti-demokratik düzeni devam
ettirmekte kararlıdır. Bunun için öğretmene
karşı her türlü baskı ve yıldırma çabaları sürdürülmekte,
bunun için üniversite öğrencisi sokakta
kurşunlanmaktadır.
İşbirlikçi hainler istemektedirler ki, öğretmen-öğrenci
yurtseverlik görevini yerine getirmesin.
Bağımsızlığımızı, yoksulluğumuzu, gelecek kuşaklara ve
halkımıza açıklamasın. Vatan topraklarını,
yeraltı ve yerüstü kaynaklarımızı karış karış satanları,
ikili anlaşmalarla ekonomimizi Amerikan
emperyalizminin
emrine verenleri halkımıza teşhir etmesin. Bütün millî sınıf
ve tabakaları Amerikan
emperyalizmine
ve işbirlikçilerine karşı eylemlere sokmasın.
“Onların
öğretmen için reva gördükleri, onların dar gelirli vatandaş
için reva gördükleri, onların üniversite öğrencisi
için reva gördükleri, bugünkü halk düşmanı düzeni karın
tokluğuna kabullenmektir. Öğretmenin-
öğrencinin,
işçinin, köylünün, askerin yaratıcı-geliştirici yurtseverlik
görevini körletip, işbirlikçi hainlerin yönetimi,
Amerikan emperyalizminin denetimi altındaki bugünkü namussuzluğa
halkımızın başkaldırmasını önlemektir
istedikleri.
“HALKA
VE GELECEK KUŞAKLARA KARŞI SORUMLU ÖĞRETMENLER!
“Girmiş
olduğunuz boykotla bu oyunu bozdunuz! Türkiye öğretmenini, onurlu
yaşama isteğini,
yurtseverlik
dileğini, kıyıma ve baskılara karşı baş kaldırışını dile
getirdiniz!
“Boykotunuzla
hainliklere karşı tokat vurdunuz!
“Yaşasın
yurtsever öğretmenler!
“Yaşasın
öğretmen-gençlik dayanışması!
“YAŞASIN
TAM BAĞIMSIZ GERÇEKTEN DEMOKRATİK TÜRKİYE!
“KAHROLSUN
AMERİKAN EMPERYALİZMİ VE İŞBİRLİKÇİLERİ!
“KAHROLSUN
ÖĞRETMEN KIYAN İKTİDARLAR!” (TÖS Gazetesi, Sayı 44,
15.12.1969)
Büyük
Öğretmen Boykot için, Siyasal Bilgiler Fakültesi Profesörler
Kurulu, Türk-Persen, Ankara
Üniversitesi
Asistanlar Sendikası, Ankara ve İstanbul Üniversiteleri Öğretim
Üyeleri Sendikaları, Türk
Hukuk
Kurumu ve diğer bazı örgüt ve kişiler destek açıklamaları
yaptı. (Aksoy, M., Devrimci
Öğretmenin
Kıyımı ve Mücadelesi, Cilt 1, Ankara, 1975, s.96, 113-115)
Ana muhalefet partisi CHP’nin
Genel
Başkanı İsmet İnönü de Başbakan Süleyman Demirel’e
gönderdiği mektupta Hükümetin Büyük
Öğretmen
Boykotu’nu engelleme girişimleri konusunda şunları söyledi:
“Anayasanın hak istemek için
kabul
ettiği usule başvurdu diye, iktidarın cezalandırma görüşü,
son derece yanlış ve alevletici olur.
Başbakan
kesin olarak bu gayretleri önlemelidir.” (Aksoy, M., a.g.k., Cilt
1, 1975, s.104)
9BÜYÜK
ÖĞRETMEN BOYKOTU BAŞLIYOR
15
Aralık 1969 günü başlatılan boykot sırasında TÖS Genel
Merkezi’nde Veli Kasımoğlu’nun
başkanlığında
bir boykot izleme kurulu oluşturuldu. Gelen tüm bilgiler bu birimde
düzenlendi ve
analiz
edildi.
Boykotun
ikinci günü olan 16 Aralık 1969 günü İstanbul’da Yıldız
Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi
öğrenci Battal Mehetoğlu faşistler tarafından öldürüldü. Bu
cinayet birçok okuldaki boykotlarla
protesto edildi.
Boykot
sırasında ilginç destekler sağlandı. Örneğin, Fakir Baykurt bu
tarihte Fevzipaşa’da sürgündü.
O tarihlerde şehirlerarası telefon görüşmeleri çok zordu. TCDD
çalışanları, Haydarpaşa ve
Ankara
Garı özel santrallerinden haberleşme olanağı sağladılar. PTT
çalışanları da haberleşmede
yardımcı
oldu.
Gültekin
Gazioğlu bu süreci şöyle anlatıyordu: “1969-70 öğretim yılı
gergin bir ortamda başladı.
Aralık
başında Erzurum öğretmenleri işi bıraktılar. Bu kıvılcım,
zaten istim üstündeki tüm bölgeleri
ateşledi.
Çeşitli bölgelerde yerel inisiyatiflerle boykot komiteleri
oluşturuldu. Genel Merkez
zorlanmaya
başlandı. Nihayet 15 Aralık’ta tüm Türkiye genelinde 4 günlük
genel boykot başladı. Dört
gün
süre ile eğitim-öğretim büyük oranda durdu. İçişleri, Milli
Eğitim Bakanlarının, Başbakanın boykot öncesi
radyodan, çağrıları, tehditleri; vali ve kaymakamların baskıları
para etmedi. (...) İşçi ve emekçi sınıflarımızın
tarihinde ilk genel grevdi. (...) Boykot öncesi bölgemizde 60 kadar
TÖS ve İlk-Sen Şubesini
bir araya getirerek bir komite oluşturduk. Komite, 60 şube
başkanının imzasını taşıyan Genel Merkezlere
hitap eden bir mektup hazırladı.” (Gazioğlu, G., Roman Gibi, Anılar, Genişletilmiş 2. Baskı,
Eğitim-Sen
Yay., Ankara, 2010, s.98-99) “Sendikalar okul müdürlerinin
boykota girmesini yasakladığı için
ben görev başında olacağım.” ( Gazioğlu, G., a.g.k., 2010,
s.101)
Talip
Apaydın’ın boykot sırasında bir yargıcın tavrına ilişkin
anısı da şöyleydi: “Yargıçlardan biri
lokale
uğradı, şöyle baktı duruma. Herkesin yanında söylemek istemedi
belli ki, beni bir kıyıya çekti,
‘Korkmayın,’
dedi. ‘Siz bu işte haklısınız. Dava açılır da önüme
gelirseniz, beraat ettiririm.
Arkadaşlarım
da bu kanıdadır. Ama kimseye söylemeyin bunu.’ Gerçekten de
sonradan dava açıldı ve
biz
Amasya’daki boykotçu öğretmenler beraat ettik.” ( Apaydın,
T., a.g.k., 2012, s.205-206)
Boykot
sırasında Boyabat’ta TÖS’e saldırı düzenlendi.
“Yurt
ölçüsünde geniş yankılar yapan Boyabat olaylarının,
görevlerini kötüye kullanan kişiler tarafından
çıkarıldığı
kesinlikle anlaşılmıştır. Masum halkı, ona gerçekten hizmet
edenlere karşı tahrik edenler, adaletin huzurunda
bulunmaktadırlar.
“TÖS’ün
kararı üzerine Boyabat’ta görevli 250 öğretmenden 230’unun
boykota başlaması üzerine iktidar
mensubu
resmî ve resmî olmayan kişiler derhal sindirme ve tedhiş
hareketine giriştiler. İçişleri Bakanı Haldun Menteşeoğlu’nun
en yakın dostu olan eski Demokratlardan tüccar ve Şoförler
Derneği Başkanı Nazmi Güler,
yanında
bazı resmî kişiler olduğu halde önce boykottan vazgeçilmesi
için TÖS yöneticilerine karşı tehditlerde bulundu.
“Daha
sonra A.P. yöneticileri de kendisine katıldılar. Bu tür
kişilerden meydana gelme bir kalabalık tehditlerin
fayda etmediğini görünce TÖS şubesine gelerek, hemen derslere
başlanmasını emir verir gibi
söylediler.
Bu emirleri de fayda etmeyince, ertesi gün bütün dükkânları
zorla kapattırdılar. Halktan küçük bir topluluğu
Belediye binası önüne topladılar. İlçenin Emniyet Amiri ile
Tahrirat Kâtibi, toplanan kalabalığı TÖS
binası
önüne getirdiler. Bu iki kişi, bir polisin de yardımı ile şube
binası önünde TÖS tabelasını koparıp attılar.
Bu
davranışları halkı tahrik edercesine yapılanlardı.
“Tahrikler
dolayısıyla kalabalıktan bir kısmı binanın camlarını kırdı.
Halktan bazı kişilerin bu hareketleri tasvip
etmemesi üzerine TÖS binasından uzaklaşan kalabalık,
tahrikçilerin öncülüğü ile Lise binasına yöneldi.
Ancak
Lise binası jandarma tarafından güvenlik altına alındığı için
buraya da kimse yanaşamadı. Bunun üzerine
Emniyet Amiri kalabalığı TÖS’ün yayınladığı gazetenin
basıldığı basımevine yöneltti. Basımevi binasının
camları kırıldı ve sahibinin evine saldırılar oldu. İşin asıl
üzücü yanı, kalabalığı tahrik edenlerin
arasında
iki emekli öğretmenin bulunmasıydı.
“Olaylara
adalet örgütü derhal el koydu. Çoğunluğu Adalet Partili olan 27
kişi hakkında gıyabî tutuklama kararı
verildi. Bunlardan yedisi ilçe sınırları dışına kaçtığı
için yakalanamadı. Toplanan kalabalık da 250-300 kişi
kadar vardı.” ( TÖS Gazetesi, Sayı 46, 15.1.1970. Ayrıca bkz.
Aksoy,M., a.g.k., Cilt 1, s.612-615)
BOYKOT
BAŞARIYLA SONA ERDİRİLİYOR
Büyük
Öğretmen Boykotu, daha önce ilan edildiği gibi, 18 Aralık 1969
tarihinde sona erdirildi.
Boykot
Merkez Komitesi adına TÖS Genel Başkanı Fakir Baykurt ve İLK-SEN
Genel Başkanı Kenan Keleş
imzasıyla
18 Aralık 1969 günü yayınlanan 2 no.lu bülten aşağıda
sunulmaktadır:
“GENEL
ÖĞRETMEN BOYKOTU BİTMİŞTİR:
“Örgütlerimizin
kararlaştırdığı ve ortaklaşa yönettiği dört günlük genel
öğretmen boykotu bugün saat
17.00’de
bitmiştir. Anayasa çerçevesi içinde, demokratik bir anlatım
biçimi olarak düzenlenen ve yürütülen bu
uyarı boykotu; hükümet yetkililerince gereği kadar anlaşılmamış
olsa bile, kamuoyu tarafından çok iyi anlaşılmıştır.
Eğitim hizmetinin ve onu yürüten öğretmenlerin, toplumun genel
hayatındaki önemini iyi kavrayan
kamuoyu, bundan böyle yetkililer üzerinde baskısını daha çok
duyuracak ve genel yurt sorunlarının bütünü
içinde eğitim sorunlarının çözümlenmesini daha belirgin bir
istekle soracaktır.
“15
Aralık Pazartesi sabahı başlayıp bugün saat 17.00’de sona eren
boykotumuz boyunca öğretmenler, bütün
yurtta Anayasaya, demokratik saygı kurallarına, sendikal disipline
ve meslekî dayanışmaya uyarak çok
değerli
bir örnek ortaya koymuşlardır. Türk Eğitim Tarihinin bu ilk
büyük eyleminde öğretmenlerimizin bilinçli
ve
olgun davranışları; aynı zamanda onların demokrasi düşmanı
yada anarşi isteklisi olmadıklarını
çürütülmez
bir sağlamlıkla ortaya koymuştur. Yurt ölçüsünde geniş ve
dört gün gibi bir süre içinde böyle
olgun
bir davranışı gördükten sonra, öğretmenlerimize demokrasi
düşmanı yada anarşi isteklisi olduklarını söylemek
zorlaşacaktır.
“Örgütlerimiz,
birleşik olarak, yurt sorunlarının bütünü içinde, eğitim ve
öğretmen sorunlarının
çözümlenmesi
konusunda çalışmalarını hızla sürdüreceklerdir. Örgütlerimiz,
öğretmen isteklerinin kabul
edilmesi
için gerekli bütün çalışmaları yapma kararından
dönmeyeceklerdir. Boykotumuz boyunca öğretmenlerimize
yapılan idarî, politik ve her türlü baskıların ve kaba kuvvet
zorlamalarının hesabını yarına
bırakıyoruz.
“Bütün
yurtta ve bütün okullarda, 19 Aralık 1969 Cuma sabahından
itibaren bırakılmış olan dersleri
yeniden
başlatacağımızı, bir sefer daha kamuoyuna açıklarız.”
BOYKOTUN
FATURASI VE KAZANCI
Bu
tarihte TÖS’ün üye sayısı 70 bin civarındaydı. İLK-SEN’in
üye sayısı ise 10 binin altındaydı. Dört
günlük
Büyük Öğretmen Boykotu’na 109 bin öğretmen katıldı.
Bunların 88 bini bu eyleme dört gün
süreyle
katılırken, 12.100’ü ilk gün katılmayıp, daha sonraki üç
gün eylemdeydi. 9.500 öğretmen ise
birinci
gün boykota katılmasına karşın, diğer günler eylemde yoktu.
Boykota hiç katılmayan öğretmen
sayısı
ise 47 bindi. Eyleme katıldıkları için 50.300 öğretmen hakkında
kovuşturmaya gidildi. Bunların 19.250’si
takipsizlikle sonuçlandı. 2.118 öğretmen açığa alındı. 65
öğretmen bakanlık emrine alındı. 45.520
öğretmene maaş kesimi cezası, 3.900 öğretmene kıdem indirimi
cezası verildi. 590 öğretmen bir
başka ile sürgün edildi. 6.600 öğretmen ise il içinde bir başka
yere atandı. 400 müdür görevden alındı.
1200 öğretmene derece indirme cezası verildi. 11 kişi ihraç
edildi. (Aksoy, M.-Alican, C.-Arman,
H.-Koçtürk,
O.N.-Talas, C., Öğretmen Boykotu, TÖS 2. Devrimci Eğitim
Şurası geçici baskısı, Ankara,
1971,
s.32-33. Büyük Öğretmen Boykotu ile ilgili olarak bkz. Baykurt,
F., a.g.k., 2000, s.326-348;
Aksoy,
M., Devrimci Öğretmenin Kıyımı ve Mücadelesi, 2 cilt,
Ankara, 1975; Eğitim ve Yaşam Dergisi,
TÖS’ün
Büyük Öğretmen Boykotu’nun 30. Yılı Özel Sayısı, Kış
1999; Ertuğrul, F.. Genel Öğretmen
Boykotu
ve Öğrettikleri, Mülkiyeliler Birliği Dergisi, Cilt XX,
Sayı 188-189, Şubat-Mart 1996, s. 31-53.)
TÖS,
boykot nedeniyle açığa alınan veya görevden el çektirilen
öğretmenlerin ücretlerini ödedi
TÖS,
boykot dolayısıyla yapılacak sorgulara karşılık verilecek
ifadeyi hazırladı
ve yayınladı:
“SAVUNMADIR:
“Türk
öğretmenlerinin temsilcisi olan iki büyük öğretmen Sendikası,
Öğretmenlerin
çeşitli meslek ve özlük sorunlarını çözümlemek amacıyla 4
gün süreli
bir UYARMA BOYKOTU YAPILMASINA karar vermiştir. Ben de bir öğretmen
olarak sözü geçen ve bugüne kadarki bütün çabalarımıza
rağmen çözüme
bağlanmamış olan mesleki ve özlük sorunların baskı ve bunalımı
içinde
bulunduğumdan
boykota katıldım.
“Şu
nedenlerle hareketimin suç olmadığı inancı içindeyim:
“1)
Hukuk, yalnız kanunlardan ibaret değildir. Kanun hükümlerini,
hukuk düzeninden
kopararak başlı başına yorumlamak mümkün olamaz. Kanunların,
Anayasa düzenimizin
çerçevesi
içinde, yani Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak
uygulanmaları gerekir.
“Anayasamızın,
2. maddesi Cumhuriyetin sosyal devlet niteliğini belirtmekle
yetinmemiş, 4. maddede
iktisadi,
sosyal, kültürel hayatın, bütün vatandaşları insan haysiyetine
yaraşır yaşama şartlarına kavuşturma
amacıyla
düzenlenmesini emretmiştir. Öğretmenlerin büyük bir kısmı,
toplumun bile altındaki bir yaşama düzeyi
içinde sürünmektedir.
“Anayasamız,
Hukuk Devleti İlkesini benimsemekle yetinmeyerek, 114, 118 ve 119.
maddelerinde tarafsız
idare
prensibini ilan ettiği halde, Atatürkçü ve milli bağımsızlıktan
yana olan en değerli öğretmenlerin,
partizan
bir zihniyetle Anayasaya ve kanunlara aykırı düşecek surette
iktidarca cezalandırıldığı inkâr
edilemeyecek
bir gerçektir. En yüksek idari mahkeme olan Danıştay’ın bu
konularda verdiği kararlar Anayasanın
132. maddesi de hiçe sayılarak, doğrudan doğruya veya dolaylı
olarak kâğıt üstünde
bırakılmakta
ve böylece Hukuk Devleti ilkesi öğretmenlerin zararına
zedelenmektedir.
“2)
Demokratik bütün ülkelerde kişi ile devlet arasında pek önemli
bir varlık olarak kabul edilen ve
Anayasanın
45. maddesinde benimsenen sendikaların, mesleki alandaki
faaliyetlerine ve yetkilerine önem verilmesi
ve iktidarın meslekle ilgili her adımda bu kuruluşlarla sıkı bir
ilişki içinde bulunması, demokrasinin ve
Anayasa düzenimizin kaçınılmaz bir ilkesidir. İktidarın, yüz
binden fazla öğretmeni temsil eden iki
öğretmen
sendikasını, akıl almaz bir inat ve ısrar içinde hasım sayıp
onlarla sadece mücadele içinde bulunması
ve hele yetmiş bin kişilik bir sendikanın başkanını Ankara
dışına atayabilmek niyetiyle mahkeme kararlarına
dahi saygı göstermemesi, hukuk esaslarını temelinden baltalayan
bir davranıştır.
“3)
Anayasamız Milli Devlet ve Atatürk milliyetçiliği ilkesini
benimsemiş ve 50. maddesinde milli eğitimi bütün
halk için sağlanması gereken bir hizmet olarak ilan etmiş ve
nihayet 4. maddede eğitimin iktisadi ve sosyal
kalkınmaya hizmet edecek bir biçimde düzenlenmesi gereğini
belirtmiştir. Oysa Türk çocuklarının ve gençlerinin
topluma faydalı ve milli eğitime kavuşturulamadığı ve geniş
kitlelerinin eğitim imkânlarından
tamamen
yoksun bırakıldığı ve böylece ilgili Anayasa hükümlerinin
yine de kâğıt üzerinde kaldığı inkâr edilemez.
(Gazetedeki metinde cümle bu biçimde bozuktur,Y.K.) Kültür
emperyalizminin öncüleri olan barış gönüllülerine
ilişkin anlaşmanın, Anayasaya aykırı bir biçimde Meclis’den
geçirilmiş bulunduğu da hukuki bir olgudur.
“4)
Anayasa ilkeleri yalnız öğretmenlerin değil, milli eğitimin ve
halkın zararına olarak zedelendikçe, yüz bin
öğretmenin haklarını savunan ve milli eğitim davasının doğal
bekçisi durumunda olan iki öğretmen Sendikasının,
iktidarı uyarma ödevlerine devam etmemesi kendilerine düşen
görevden kaçınarak davalarına ihanet
etme anlamına gelirdi. Bundan önce yıllarca süren sayısız
uyarmanın hiçe sayılması baskıların ve
gittikçe
artması karşısında, Anayasanın ruhuna ve demokratik usullere
tamamen uygun düşen pek ölçülü pasif
bir direnişi, hukuku zedeleyen bir davranış olarak nitelendirmeğe
imkân yoktur.
“Bu
nedenlerle, hakkımda uygulanmak istenen kanun maddesi Anayasaya
aykırı olduğundan konunun
Anayasa
Mahkemesi’ne götürülmesini istiyorum.
“5)
İktidarın, öğretici boykotları ve işgalleri ve –yine Devlet
Memuru olan- Asistanların boykotları
karşısında
gösterdiği olumlu anlayışı, uyarı görevini yerine getirmek
için elinde başka imkân kalmayan öğretmen
kuruluşlarının bu medeni tepkileri karşısında da göstermesi,
aynı zamanda Anayasamızın eşitlik prensibine
de uygun olacaktır.
12“6)
Ben kanun hükümlerini ihlâl etmek kastiyle değil, yukarıda
açıkladığım mesleki ve özlük sorunlarımın çözümlenmesi
amacıyla hareket ettim. Ayrıca hiç kimseyi bu yönde tahrik ve
teşvik de etmiş değilim.
“İfadem
bundan ibarettir.
“İMZA
“Not.
Bu tip SAVUNMA hem adli ve hem de idari soruşturmalarda ifade olarak
verilecektir. Ancak idari
soruşturmalarda
bu ifadeye aşağıdaki madde eklenecektir.
“7)
Suçlanmakta olduğum eylem sendikal bir eylemdir. Sendikal
eylemlerden ötürü soruşturma açmaya
yetkili
merci C.Savcılığıdır. İdarenin bu konuyu C.Savcılığına
intikal ettirmesi gerekir.
“İfadem
bundan ibarettir.
“İMZA”
( TÖS Gazetesi, Sayı.45, 1.1.1970. Ali Bozkurt’un 8 Aralık 1970
günü Ankara 9. Asliye Ceza
Mahkemesi’nde
yaptığı savunmanın tam metni için bkz.Bozkurt,A., 12’den
12’ye, Anılar-2, Eğitim-Sen Yay.,
Ankara,
2000, s.41-50)
Yapılan
soruşturma ve yargılamalarda çok sayıda takipsizlik ve beraat
kararı alındı. Bazı okullarda
da
öğrencilerden aktif destek geldi. Öğrenci velilerinin önemli
bölümü de boykotu destekledi; en
azından
anlayışla karşıladı. Talip Apaydın yıllar sonra bu konuda şu
değerlendirmeyi yapıyordu:
“Katılım
fazla olmasaydı harcanırdık gerçekten. Ama haklı şikayetlerimiz
ve katılımın fazla olması, kamuoyunun
bizi desteklemesi kurtardı bizleri. Unutulmaz bir olaydır dört
günlük öğretmen boykotumuz.”
( Apaydın, T., “Dört Günlük Öğretmen Boykotu,” Eğitim
ve Yaşam Dergisi, Sayı 16,
s.94)
TÖS
ve İLKSEN tarafından gerçekleştirilen Büyük Öğretmen Boykotu,
Türkiye işçi sınıfı ve
sendikacılık
hareketi tarihinin en önemli eylemlerinden biridir, ilk başarılı
genel grevdir. Ancak bu
eylem,
başlangıçta gündeme getirdiği taleplerin gerçekleştirilmesini
sağlayabildi mi? Bu sorunun yanıtını
Fakir Baykurt boykotun üzerinden bir yıl geçtikten sonra yaptığı
bir değerlendirmede şöyle
vermektedir:
“110.000 öğretmen boykot yaptık, somut bir sonuç alamadık.
Grev hakkımızı
vermediler.
Personel Kanunu gene bildikleri gibi çıktı. Ve intibaklar çelişik,
dolaşık! Evet! Fakat halkımız
da boykota başladı. Köklü çözüm onun yenilmez gücüyle
sağlanacaktır. Bizim çıkarımız,
halkın
çıkarlarıyla bitişik ve kaynaşık. Halkın davası başarıya
erdiği gün, halk öğretmenleri olan TÖS üyeleri,
toplumun en seçkin saygı ve sevgisine kavuşacaklardır. Maddi ve
sosyal istekleri ancak o
zaman
kolaylıkla ve tamlıkla karşılanacaktır. Geçen yıl
uyguladığımız Genel Öğretmen Boykotu’ndan çıkarabileceğimiz
başlıca sonuç ve deney şudur bence: Boykot: Evet, fakat tek
başımıza değil, Halkımızla
birlikte! Boykot: Halk Boykotu!...” ( TÖS Gazetesi, Sayı
68, 15.12.1970)
Fakir
Baykurt, Büyük Öğretmen Boykotu’nun hemen arkasından
yayımlanan TÖS Gazetesi’nin 1
Ocak
1970 tarihli sayısında yaşananları şöyle değerlendiriyordu:
“Boykottan
bizim çıkarmamız gereken derslere gelince:
“Boykot
bitmiştir, fakat öğretmenin devrimci meslek savaşı bitmemiştir.
Bilelim ki, bundan sonrası daha
çetindir.
Meslek içi örgütlenmeyi ve meslek dışı ilişkileri
sıkılaştırmak gerekir. Şube yönetim kurulları bütün okullardan,
köy gruplarından birer temsilci şubelerle bağlantılarını
geliştirmeli, Genel Merkez ve Şube ilişkileri
de sağlamlaştırılmalıdır. İstek, öneri ve eleştiriler en
çabuk yoldan gelip gitmelidir.
13“En
önemlisi halkla olan bağlantılardır. Öğretmen lokalleri kapalı
kulüp biçiminden ve sadece oyun yeri olmaktan
hızla çıkarılmalıdır. Lokallerimize gelen herkes, bizden en
yüksek saygıyı ve ilgiyi görmelidir.
Buralarda
toplum ve yurt sorunları tartışılmalı, oyun, içki, kumar içeri
bile sokulmamalıdır. Bazı yerlerde halkın
öğretmene bu kadar hasım hale getirilmesi karşısında, gruplar
halinde halkın evlerine gidilmeli, vaktiyle
eğitimsiz bırakıldıkları için bugün kolayca kandırılan
yurttaşlarımızın, bundan sonraki eylemlerimizde,
halk düşmanlarının isteklerine araç olmalarını istemiyorsak,
onları eğitim ve bilimin ışığına
bir
an önce kavuşturmalıyız. Öğretmenlerin gerçek halk dostu,
temiz yurt çocukları olduğu, yani gerçeğin ta kendisi
bu yurttaşlarımıza bir an önce ve iyice anlatılmalıdır.
Binlerce köyde, kasabada tek halk aydını olan öğretmenin
lokalde oturmakla geçirilecek tek dakikası yoktur. Dakikalar
gerçekten altındır.” (TÖS Gazetesi, Sayı
45, 1.1.1970)
Eylemin
hemen arkasından kıyım başladı. TÖS de açığa alınan
öğretmenlerle dayanışma
kampanyası
açtı. Yapılan açıklama şöyleydi: “Boykot yüzünden açığa
alınan yüzlerce TÖS’lü ve
örgütsüz
öğretmenlerin Ocak 1970 yılı maaşları TÖS Genel Merkezince
eksiksiz olarak ve zamanında
ödenmiştir.
Açığa alınan öğretmenlerin görevlerine dönünceye kadar
maaşları TÖS tarafından
verilecektir.
Bu amaçla ‘TÖS Dayanışma Komitesi’ kurulmuştur. Yurdun dört
bir yanından ‘Dayanışma
Kampanyası’na
yardımlar gelmektedir. Öğretmenler, öğrenci velileri, işçiler,
köylüler ve çeşitli devrimci
kuruluşlar katılmaktadır. TÖS Öğretmen Dayanışma Kampanyasına
katılanlar yardımlarını Ziraat
Bankası Ankara Yenişehir Şubesinde 25700 sayılı hesaba
yatırmaktadırlar. (TÖS Gazetesi, Sayı 46,
15.1.1970)
Boykot
sonrasında tartışılan konulardan biri, boykota katılmayanların
durumuydu. TÖS yönetimi bu
konuda hoşgörülü olma yanlısıydı:
“I)
BOYKOTA KATILMAYANLAR NE OLACAK?
“Bazı
şubelerimizden Genel Öğretmen Boykotuna katılmayan üyelerin
sendikadan çıkarılarak
cezalandırılması
yolunda birbirini izleyen öneriler gelmektedir.
“İlk
bakışta haklı bir yönü görülebilen bu öneriler karşısında
Genel Yürütme Kurulumuz konuyu görüşerek bir
karara bağlamıştır. Boykota katılmayan üyelerin Sendikadan
çıkarılarak cezalandırılması doğru değildir.
“Eğitim
tarihimizin ilk toplu eylemi olan ve öğretmenlerimiz açısından
başarı ile sonuçlanan Genel Öğretmen
Boykotuna katılmayan üyelerin durumu bu seferlik hoşgörü ile
karşılanmalıdır. Bu arkadaşların çıkarılması
bizi güçlendirmek yerine karşımızdaki güçlerin biraz daha
büyümesine yol açabilir. Bu arkadaşlar zaten
gereği kadar mahcup olmuş bulunuyorlar. Bizim görevimiz bunları
cesaretlendirmek ve gelecekleri eylemlerimize
kendilerini aramıza alabilmek olacaktır.
“Buna
göre davranılması şube yöneticilerinin görevidir.
“II)
BOYKOT ÖTESİ EYLEMLER:
“Genel
Öğretmen Boykotu görünüşte hükümet üzerinde uyarıcı bir
etki yapmamıştır. Öne sürülen
öğretmen
isteklerinin dikkate alındığını gösteren belirtiler yoktur. Bu
yüzden bazı bölgelerde öğretmenlerimiz grup
grup yeni davranışlar gösteriyorlar ve daha genel eylemler için
Yürütme Kurulumuza önerilerde bulunuyorlar.
“Genel
Yürütme Kurulu her türlü bilgiyi ve durumu dikkate alarak konuyu
Şubat 1970 içinde toplanacak
olan
Genel Yönetim Kuruluna götürmek zorunluluğunu duymaktadır.
“İleride
genelleşebileceği ümidi bulunsa bile parça bölük çıkışların
kamuoyu önünde öğretmenin büyük
gücünü
sarsacağı her zaman hatırda tutulmalıdır.
“Bu
bakımdan öğretmenlerimizin ya da şubelerimizin Genel Merkezden
habersiz disiplin dışı sayılabilecek davranışlardan
dikkatle kaçınmalarını beklemekteyiz.” (TÖS Gazetesi, Sayı
46, 15.1.1970. Büyük Öğretmen
Boykotu
ile ilgili olarak Hürrem Arman, İ.Safa Güner, Osman Nuri Koçtürk,
M.Nuri Ayvalı ve diğer bazı kişilerin
değerlendirmeleri için bkz. İmece Dergisi, Sayı 105, Ocak 1970;
Feyzullah Ertuğrul’un “Öğretmen Boykotu
ve Ötesi” yazısı için bkz. Emek Dergisi, Sayı 19, 12 Ocak
1970; Ali Bozkurt’un boykota ilişkin gözlemleri
ve savunmasının tam metni için bkz. Bozkurt, A., Anılar 2, 2000,
s.38-50.)
TÖS’ün
Büyük Öğretmen Boykotu sonrasında kabul edilen 29.7.1970 gün ve
1318 sayılı Finansman
Kanunu
ile memur aylıklarında önemli bir artış sağlandı. Devlet
Planlama Teşkilatı verilerine göre,
1963
yılı fiyatlarıyla net gerçek memur aylığı 1969 yılında 745
lira iken 1970 yılında 1253 lira oldu.
(DPT
Sosyal Planlama Başkanlığı, Memur, İşçi ve Emeklilerin
Nominal Ücret Serileri (1963-1987),
DPT:2119-SPB:411,
Ankara, 1988, s.2, 18, 26, 28.)
14Ancak
TÖS, bu mücadeleci çizginin bedelini, 12 Mart 1971 Darbesi
sonrasında ödedi. Bu dönemde
DİSK
hakkında dava açılmazken, TÖS yönetici ve üyeleri büyük
eziyetler yaşadı. Ayrıca, 1971 yılı Eylül
ayında
Anayasa değiştirilerek, memurların sendikalaşma hakkı kaldırıldı
ve sendikalaşmalarını
yasaklayan
özel bir hüküm getirildi.
12
Mart 1971 darbesinin ardından TÖS yöneticileri ve 3.500 dolayında
TÖS üyesi gözaltına alındı
ve
işkence dahil kötü muameleye maruz bırakıldı.
TÖS’ün
185 yöneticisi ve üyesi hakkında Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı
Askeri Mahkemesi’nde
dava
açıldı. İddianameyi, Hâkim Kd. Yzb. Baki Tuğ hazırladı.
Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 2 no.lu
askeri
mahkemesi, 26.12.1972 tarihinde 59 sanık hakkında çeşitli hapis
cezalarına hükmetti. Genel
Başkan
Fakir Baykurt, Genel Başkan Yardımcısı Dursun Akçam, Genel
Sekreter O. K. Akol, Yürütme
Kurulu
üyesi Veli Kasımoğlu 8 yıl 10 ay 20 gün ağır hapis cezasına
çarptırıldı. Duruşma hâkimi Zeki Eğin bu
karara muhalif kaldı ve TÖS’e yöneltilen suçlamaların
hiçbirinin gerçekle ilgisinin olmadığını belirtti.
Sanıklar karara itiraz ettiler.
Askeri
Yargıtay 19 Temmuz 1974 tarihli kararında yerel mahkeme kararını
bazı sanıklar için bozdu.
Yerel
mahkeme yeniden karar verdi. Konu yeniden Askeri Yargıtay’a
gönderildi. Askeri Yargıtay, 13
Nisan
1976 tarihinde TÖS davasının tüm sanıkların aklanmasıyla
sonuçlanmasına karar verdi. (Akgöl,
H.,
Türkiye Öğretmenler Sendikası 1965-1971 (Kuruluşu,
Etkinlikleri, Sorunları), Yükseklisans Tezi,
Ankara
Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Haziran 1981, s.75-76)
TÖS
ve Büyük Öğretmen Boykotu, Türkiye işçi sınıfı ve
sendikacılık hareketi tarihindeki saygın
yerini
günümüzde de korumaktadır.
*
* * * * * * * * *
Kaynak:https://www.yildirimkoc.com.tr/usrfile/1614062187b.pdf
*
* * * * * * * * *
