18 Nisan 2009 Cumartesi

Görsellerle Hüseyin Girgin öğretmenim / Atila Girgin





 
Sarayköy Gerali kökenli, Köy Enstitülü kuşaktan sevgili öğretmenimizin değişik zamanlarda çekilmiş fotoğraf karelerinden yararlanılarak oluşturulmuş görsel bir sunu ve öğrencilerinin duygularından bir demet:
Kendisini, saygı ve rahmetle anıyoruz.
=================
Celal Evrenüz: Ben ilkokul birinci sınıfın sonlarına doğru, okullarin kapanmasına belki bir ay kala Sarayköy Gazi Ilk Okuluna nakil oldum, aynı sene bu dördüncü naklimdi. Göçebe olduğumuzdan yaşam tarzımız çok zordu. Ben okumasını yazmasını bilmiyordum. Ögretmen denince aklıma ilk gelen, Nur içinde yatsın ögretmenim Hüseyin Girgin benimle çok ilgilendi, okumayı yazmayı ögretti, sınıfta bırakmadı, sınıfta kalsaydım belki ailem okuldan alırdı, zaten arkadaşlarımdan bir yaş daha büyüktüm. Daha sonraki senelerde normal bir ögrenci olarak bizi mezun etti. Kendini eğitime adamış, kim duysa senin öğretmenin en iyisi derdi, gerçekten de benim değerli ögretmenim en iyisiydi, nur içinde yat değerli kıymetli ögretmenim.

İbrahim Helvacı:
Sevgili öğretmenim Hüseyin Girgin'e Tanrı'dan rahmet, ailesine baş sağlığı dilerim. Evlatlarına ve yetiştirdiği öğrencilerine aktardığı Cumhuriyet ışığı yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. Hocamızı hiç unutmayacağız.

Mehmet Yaman:
Benim dönemimde Gazi ilkokulunda öğretmenlik yapan öğretmenlerimizden hatırlayabildiklerim, Ahmet Küçük, Sadık Kocabaş, Hüseyin Girgin, Ömer Gültekin, Mustafa Meriç, Rafet Taş, Hüseyin Bardak, Nejat Deniz, Meftune Aycan, Suzan Kudal öğretmenlerimizin ve bütün öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutlar, hayat olmayan öğretmenlerimize Allahtan rahmet, sağ olanlara uzun ömürler diler, saygılarımı sunarım.

Emin Helvacılar:
Dünyanın En Değerli Varlıkları Olan Siz Öğretmenler! Bugün, Türk Öğretmeninin Şeref Günüdür. Ona Olan Saygıyı Yenileme, Onun Yüceliğini Anma Günüdür. Böyle Anlamlı Bir Günde Hepinizi Sevgiyle, Candan Kutluyoruz.

Ali Sinan Demirkale: 
Ben İlkokulu Gazi İlkokulu’nda okudum. Öğretmenim o zamanların ünlü bir eğitimcisi olan Hüseyin Girgin’di.

Kendisi Gerali Köyü’ndendir. Köy Enstitüsü kökenli bir hocaydı. Ben de emeği çoktur. Galiba Hüseyin hocamız köy enstitüsünde gördüğü eğitimi bize de aktarmak istedi.

Mesela biz okulda piyano çalardık. Düşünsene Sarayköy’de bir ilkokulda 1960’ların başında bir piyano ve o piyanoyu çalmak isteyen öğrenciler vardı. Bunun yanında tiyatro yapardık. Duvar gazetesi çıkarırdık. Tiyatro kolunun açılmasında ben bir vesile ile katkıda bulunmuştum.

* * * * * * * * *
KAYNAK: https://saraykoyozlemi.blogspot.com/
http://saraykoyozlemi.blogspot.com/2023/01/ali-sinan-demirkale-hem-futbolda-hem-de.html

Köy Enstitüleri Mucizesi / İ. GÜRŞEN KAFKAS

Köy Enstitüleri Mucizesi / 

İ. GÜRŞEN KAFKAS

17 Nisan Köy Enstitülerinin unutulmaz mucizesini hatırlatı­yor. Yakılan ışıkla, insanları­mıza akla dayalı, laik bir dünya görüşü kazandırılıyordu. Sis­tem, köylerden gelen gencecik insanlann üretim yaşamını, ime­ce yoluyla bireysel ve toplum­sal yardımlaşmayı öğrenmelerini içeriyordu.

Cumhuriyetin ve devrimle­rin gerçek amacı eğitim dün­yasındaki aydınlanmaydı. Bunun yolu da köylere ve köylü­lere eğitim ışığını ulaştırmaktı. Köylü vatandaş, asırlarca ver­gi yükümlüsü, asker görevlisi olarak görüldü.

Oysa Köy Enstitüleri pro­jesiyle, devlet ile kırsal kesim kucaklaşacaktı. Elbette Köy Enstitüleri olgusu uzun, ince bir yoldu. Bu yüzden İsmail Hak­kı Tonguç, diline doladığı, usundan kovamadığı "Dik yol­ları denerim ben / Her zorluğu yenerim ben" dizelerini söyler dururdu.

Tonguç, köylüyü eğiterek, köye uygun, meslek sahibi, ışık saçacak bireyler yetiştirilece­ği için keyifliydi. Mustafa Ne­cati zamanındaki köy öğret­meni ve eğitmen yetiştirme görevi, çok amaçlı ve tam do­nanımlı Köy Enstitülerine dev­redilmişti.

Eğitimdeki bu değişim, yeni gelişmelerin peşindeydi. Nüfu­sunun çoğu köylerde yaşayan halkı, uygar ve gönençli bir ulusun bireyi/toplumu olarak yaşatmak hedefleniyordu; Kö­leci bir zihniyetin mahkumu ol­muş bir topluma birey özgür­lüğü düşüncesini aşılamaktı amaç. Köylünün eğitilmesi ile birlikte, sosyal planda kalkın­ması, düşünce ve eylem ba­zında gelişimi sağlanacaktı.

Köy Enstitüleri projesi, köy­den kente göçü de engelle­yecekti. Büyük şehirlerin ge­cekondu sorunu önlenmiş olacak, kalkınmış köy bilinci oluşacak, gelişmiş yerleşim birimleriyle bugünlere geli­necekti. Öte yandan sağlık, teknik sorunlar, doğa ve çevre bilinci, etik değerler konuların­da da aydınlatıcı önderler ye­tiştiriliyordu. Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç'un ge­ceyi gündüze katarak, yılmadan uğraşları sonunda "Köy Ensti­tüleri Yasası" hazırlandı.

Köylüyü eğitecek bireyler yi­ne köyden alınmalı, bu kişiler tarım ve hayvancılık bilgilerine, köylülük bilincine sahip, yerle­şim koşullarının yarattığı alış­kanlıklara, çeşitli doğa şartları­na uyumlu olmalıydılar. Köy Enstitülerinin kuruluş felsefe­sinde, elbirliği" gönül birliği, imece açılımı ve sevgi bağı önemli bir koşuldu. Savaş alanlarında verilen zorlu mücadeleler sonrası kazanılan ulus­devlet, şimdi toprağıyla vatan olma, bireyiyle insan olma sos­yolojik savaşıyla karşı karşı­yaydı. Daha iyi bir yaşam için eğitilmeli, aydınlanmalı ve üret­ken olmalıydılar. Bu bilinci verebilecek eğitimcileri yetiştirmek ve köylere hizmete gönder­mek gerekliydi. Köy Enstitüle­ri gerçeği de buydu işte! Ken­di tüketeceğini, kullanaca­ğını kendi üreten bireyler ye­tiştiren, işe ve emeğe daya­lı, "yaparak/yaşayarak/üreterek eğitim".

Köy öğretmenleri, doğal şart­lann yarattığı sorunlan bir bir çö­zümlüyor, sosyal sorumlulukları, kadın haklarını ve insan olma erdemliliğini anlatıyorlardı. Kül­türel eğitim, iş uygulamalarıyla görülüyor, araştırarak sonuca ulaşılıyordu. Üretici eğitim yön­temiyle her gence, kendine gü­venme, inanma ve başarma kavramları kazandırılıyor, ce­saret veriliyordu.

Batı Rönesans’ının klasikle­ri elden ele dolaşıyor, okun­dukça gözlerdeki perdeler ara­lanıyor, karanlıklar aydınlığa duruyordu. "Aynı yolda aynı emek/Gönüllerde bir tek di­lek/Köylümüzü önde gör­mek/Köyümüzü kalkındırmak" dizeleri o günlerden bugünlere ulaşan söylemlerdir.

Köy Enstitüleri geleceğimizin umudu olacaktı, gelecek onlarla kurulacaktı. Yeni devletin şek­li cumhuriyet, tacı demokrasi, ışığı ise eğitimdi. Bu eğitim ol­gusunda Cumhuriyetin övün­düğü kaynak Köy Enstitüleriy­di. Eli nasırlı, ayağı çarıklı, top­rağın bağrını tırnaklarıyla kazan köylülerin çocukları, eğitilip köylere hizmete koşuyorlardı. Öğrenci merkezli eğitimle, ez­bere, öğüde uzak, bilgisizlik ve yoklukla savaşabilen, genç­leri yarınlara hazırlayan bir sis­temdi.

Köy Enstitülü gençler açlığı umursamayan, yatağı yer, yas­tığı taş bilen, dayanıklı, kötü yazgıyı güzelliklere taşıyan ay­dınlık bireylerdi.

Bu sistemle köylü okuya­cak, öğrenecekti. Tarımı fenni yöntemlerle yapacak, davarına bilimsel yöntemlerle bakacak, folklorunu sevinçle böl üşecek­ti. Köyden alınanlar, yine köye ışık olup, yıldız olup doğacak, karanlığı aydınlatacaktı. Köylü bilinçlenecek, Türkçesini ge­liştirecek, ulusal bilince ere­cek, ulus-devleti bir başka göz­le sevecekti.

Bayrağını, özgürlük marşını, Atatürk'ünü ulusal bütünlü­ğün simgesi olarak yüreğinde taşıyacaktı. Çünkü Köy Ensti­tüleri ulus bilincini, ulus-devlet saygınlığını veriyordu. Karanlık eller, acımasız diller köylünün aydınlanmasına karşı koydu.

Siyaset/ticaret/tarikatlar ve toprak ağaları gibi işbirlikçiler, eğitim tarihimizin yüz akı olan bu okulları kapatarak karanlığa güç kazandırdı.

Seksen altı yıllık Cumhuriye­timizde, eğitim sistemi arayışı­mız sürüp gitmekteyken ger­çekçi deneyimlerden, eğitim tarihimizin bu aydınlanmacı ka­zanımından yararlanmamaktadırlar. Köy Enstitülerinin yazgı­sı aydınlanmayla başladı, fe­nerin ışığı gitgide kısıldı ve ka­patıldı. Yazık oldu!

* * * * * * * * *

KAYNAK:İ. GÜRŞEN KAFKAS, ( Cumhuriyet , 17 Nisan 2009 )

17 Nisan (Köy Enstitüleri) / Coşkun ÖZDEMİR

17 NİSAN / Prof. Dr. Coşkun ÖZDEMİR

Halkevleri gibi Köy Enstitüleri de birer aydınlanma odağı idi. Bir büyük eğitim dev­rimi idi yapılan ve oradan devrimciler yetişti.

Kendi dünyasını kurabi­len, kendi seçimlerini ya­pabilen bilinçli yurttaş ye­tiştirme amacını güdüyor­du Cumhuriyeti kuranlar. Ama feodalite, köy ağala­rı buna izin veremezdi. Hemen harekete geçtiler. Zaten çok partili düzen başlıyordu. Politikacı, hal­kın oyuna muhtaçtı. Köy ağaları bu halkoyu tekeli­ni elinde tutuyordu.

Politikacı ise ona muh­taçtı ve kolay karşı koya­mazdı. Güçlü ağa Kinyas Kartal, Milli Şef CHP Ge­nel Başkanı İnönü'ye ge­lip "Paşam bu okulları kapat. Yoksa doğudan oy alamazsın" demiştir. İnönü, Köy Enstitülerini destekliyordu ama çok par­tili düzende köy ağalarına karşı durmak kolay değil­di. Türkiye Cumhuriye­ti'nin büyük eğitimcisi Ha­san Ali Yücel görevinden ayrılmak zorunda bırakıldı. Karşıdevrim bütün gücü ve hilekarlığı ile sahnedeydi artık.

Demokrat Parti iktidara gelince Köy Enstitülerinin defterini dürdü. 60’lı yıllarda tanıdığım Türkiyenin en güzel insanları Sabahattin Eyüpoğlu, Vedat Günyol, Azra Erhat ve onlara katılan Yaşar Kemal ve o pırıl pırıl enstitü mezunları ile birlikte 17 Nisan’ları Sarayburnu’ndaki gazinoda kutlayışımızı hiç unutmam.

Bugün çağdaş yaşamı yok etmek isteyenler dünkü Köy Enstitülerinin düşmanlarıdırlar. Türkiye Cumhuriyeti'nin aydınlanma­cı, çağdaş, düşünen, soran sorgulayan, eleştiren, bey­ni ile yaşayan yurttaşlar yetiştirmesini ve onların çoğalmasını istemiyorlar. Çünkü onların varlığında iktidarlarını koruyamaya­caklarının bilincindedir­ler. Bir köleler toplumu istiyorlar. Bir ümmet top­lumundan bir ulus yara­tılmış olması onları ra­hatsız ediyor. Onların parolaları uygun adım geri­ye ümmet toplumuna dön­üştür. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

* * * * * * * * * * 

KAYNAK: Prof. Dr. Coşkun ÖZDEMİR,  ( Cumhuriyet, 17 Nisan 2009 )

21 Mart 2009 Cumartesi

Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Yaşam Öyküsü, Özlü sözlerinden bazıları ve Onun için ne dediler

-->

Mustafa Kemal Diyorki:

“Bu dünyadan göçerek Türk Milleti’ne veda edeceklerin çocuklarına, kendinden sonra yaşayacaklara son sözü bu olmalıdır: Benim Türk Milletine, Türk Cumhuriyetine, Türklüğün istikbâline ait ödevlerim bitmemiştir. Siz onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar edersiniz. Bu sözler bir ferdin değil, bir Türk Milleti duygusunun ifadesidir. Bunu, her Türk bir parola gibi kendinden sonrakilere durmadan tekrar etmekle son nefesini verecektir. Her Türk ferdinin son nefesi, Türk Milletinin nefesinin sönmeyeceğini, onun ebedî olduğunu göstermelidir. Yüksek Türk... Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.” (Mülkiyeliler’e hitabından, 11 Ocak 1935)

“Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, herşeyden evvel Türkiye’nin istikbâline, kendi benliğine, millî an’anelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzûmu öğretilmelidir.” (1 Mart 1922 TBMM açış konuşmasından)

“Tarihimizi tetkik ediniz. Türk’ün çektiği bütün felâketler, maruz kaldığı tehlikeler ve musibetler hep kendi öz benliğini, millî varlığını ihmâl ederek nereden geldikleri ve ne oldukları, hangi nesle mensup bulundukları belirsiz bir takım kimseleri kendilerine reis tanıyarak onların şuursuz bir vasıtası olmak mevkiine düşmüş olmasındandır.” (Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, s.543)

“Kudretsiz dimağlar, zayıf gözler, hakikatı kolay göremezler. O gibiler Büyük Türk Milleti’nin yüksek seviyesine nazaran geri adamlardır. Fakat zaman bütün hakikatleri en geri olanlara dahi anlatacaktır. Milletimizi vehimlerden kendini kurtarmağa muktedir hale getirmeye çok çalışalım.” (19 Ekim 1925, Cumhurbaşkanları, Başbakanlar ve Millî Eğitim Bakanlarının Millî Eğitimle İlgili Söylev ve Demeçleri, s. 27)

“Gerçekleri bilen, kalbinde ve vicdanında manevi ve kutsal hazlardan başka zevk taşımayan insanlar için, ne kadar yüksek olursa olsun, maddi makamların hiçbir değeri yoktur.” (Büyük Nutuk)

"Hangi istikbal vardır ki, ecnebilerin nasihatlarıyla, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemistir." "Bilelim ki, Milli benliğini yitirmiş uluslar, başka uluslara yem olurlar." Mustafa Kemal ATATÜRK 06 Mart 1922
GENÇLİĞE HİTABE - (Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK 20 Ekim 1927)

Ey Türk gençliği !
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.
Bu temel, senin en kıymetli hazinendir.
İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır.
Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.
İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.
Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

(Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK 20 Ekim 1927)
Mustafa Kemal Atatürk'ün Bursa Söylevi
Mustafa Kemal Atatürk'ün, 5 Şubat 1933 günü Bursa'da yaptığı konuşmadır
Şubat 1933'ün ilk günlerinde Bursa Ulucami' de toplanan 100 kadar kişi camilerde Türkçe ezan okunmasına karşı bir ayaklanma girişiminde bulunurlar. Ayaklanma kısa sürede bastırılır. Atatürk olayın hemen ardından Bursa'ya gider. Çekirge yolu üzerinde bulunan bir köşkte akşam yemeği yenildiği sırada bir kişi Atatürk’e ayaklanmayla ilgili olarak şöyle diyecek olur: "Bursa gençliği olayı hemen bastıracaktı, fakat zabıtaya ve adliyeye olan güveninden ötürü...". Atatürk'ün hemen konuşmakta olan kişinin sözünü kestiği ve günümüzde "Bursa Nutku" diye anılan konuşmayı yapmıştır.
Bu konuşmayla ilgili olarak Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, "Kemalizm, Laiklik ve Demokrasi" adlı kitabında şu yorumu yorumu yapar: "Tarihte bu sözleri söyleyebilen bir başka devrimci çıkmış mıdır? Başında bulunduğu devletin bile 'zaaf' içinde olabileceğini düşünen, geleceğin siyasal iktidarlardan kuşkulanabilen, ama gençliğe böylesine 'sınırsız' bir güven besleyen, böylesine 'çek' veren, gençliği böylesine 'son çare' olarak gören bir devrimci yoktur! Ve Atatürk, hem gelecek iktidarlar hem de gençlik konusunda yanılmamıştır."
Mustafa Kemal Atatürk'ün Bursa Söylevi:
Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir.
Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır.
Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir.
Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır.
Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek; ama hiçbir zaman yalvarmayacaktır.
Mahkeme onu yargılayacaktır.
Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek” Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haklı ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım.
Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.”
İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!

Onuncu Yıl Nutku
Türk Milleti! Kurtuluş savaşına başladığımızın on beşinci yılındayız.
Bugün Cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu, en büyük bayramdır.
Kutlu olsun
Bu anda, büyük Türk milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın, en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.
Yurttaşlarım! Az zamanda çok büyük işler yaptık.
Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan, Türkiye Cumhuriyetidir.
Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârane yürümesine borçluyuz.
Fakat yaptıklarımızı asla kâfi göremeyiz.
Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz.
Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız.
Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız.
Millî kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.
Bunun için, bizce zaman ölçüsü, geçmiş asırların gevşetici ziyniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir.
Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız.
Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız.
Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur.
Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir.
Çünkü Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir.
Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.
Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihi bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.
Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtri zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür.
Türk milletine çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün beşeriyete hakiki huzurun temini yolunda, kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta, muvaffak kılacaktır.
Büyük Türk milleti, onbeş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin.
Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.
Bugün, aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, milli ülküye tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin, büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır.
Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.
Türk Milleti; Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını, daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

Mustafa Kemal Atatürk için dedilerki:

“ Uluslar arası Anlayış ve Barış Yolunda Çaba Harcamış Üstün Bir Kişi , Olağanüstü Bir Devrimci, Sömürgecilik ve Emperyalizme Karşı Savaşan İlk Lider, İnsan Haklarına Saygılı, Dünya Barışının Öncüsü, İnsanlararası Renk, Din, Irk Ayrımı Gözetmeyen Eşsiz Devlet Adamı, Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu…"- “ UNESCO KARARI 1979"
( Doğumunun 100. yılında 1981 yılını “ Dünya Atatürk Yılı “ olarak, Atatürk’ün tüm dünyada anılması amaciyle 156 ülkenin katılımıyla gerçekleşen toplantısında oybirliği ile alınan karar)

(1922'de Türk ordularının zaferi neticesi Anadolu'daki emelleri gerçekleşmeyen İngiltere'nin Türk düşmanı olarak bilinen Başbakanı Lıoyd George, Parlamento'da kendisine yöneltilen suçlama ve tenkitleri şöyle cevaplandırmıştır):
'Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dahi çağımızda Türk Milleti'ne nasip oldu. Mustafa Kemâl'in dehasına karşı elden ne gelirdi.
(D. Lloyd George, İngiltere Başbakanı, 1922)

Bir ulusun hayatında bu kadar az sürede bu denli kökten değişiklik pek seyrek gerçekleşir... Bu olağanüstü işleri yapanlar, hiç kuşkusuz kelimenin tam anlamıyla büyük adam niteliğine hak kazanmışlardır. Ve bundan dolayı Türkiye övünebilir.
(Eleftherios Venizelos, Yunanistan Başbakanı, 1933)

Bir insana ölümünden sonra bu derece sevgi ve yas gösterileri yapılması milletler tarihinde az görülen şeylerdendir.'
(ATHİNAİKA, Atina, 12 Kasım 1938)

'Atatürk'ün Türkiye'de yaptığını hiçbir tarafta, hiçbir kimse yapmadı: Ne Cavour, ne Cromwel, ne de Washington... Atatürk'ün bulduğunu, hiç kimse bulmadı ve Atatürk'ün yaptığını da hiç kimse yapmadı. İlham ettiği kimselere ve kendi prensiplerine göre yarattığı yeni kuşak, O'nun eserine devam edecektir.'
(Tipos Gazetesi)

İngiliz, Fransız ve İtalyanları Anadolu'dan uzaklaştırıp bizi de yenince,, karşımızda sıradan bir adam bulunmadığını ve O'nun gerçek yaratıcı kudretini kavramaktan uzak kalmış olduğumuzu kabul ettik. (1938)
(Yorgi PESMAZOĞLU, Yunan Ekonomi Başkanı)

Çok, pek çok devrimciler görüldü. Fakat hiçbiri Atatürk'ün cesaret ettiği ve muvaffak olduğu şeyi yapmadı.'
(Messager D'Athenes, Yunanistan Gazetesi, 11 Kasım 1938)

Tarih, silinmez harflerle bu devlet adamın ismini hakedecektir. Atatürk bir halk adamıdır. Kırılmaz azmi, keskin zekâsı ve kudreti kendisini yendiği alın yazısının önüne getirmiş, böylece yeni Türkiye'nin yaratıcısı olmuştur.
(Yugoslavya, Politika Gazetesi, 11 Kasım 1938)

Sakarya Savaşı, Sakarya Zaferi, yirmi yaşımın en kuvvetli hatırası olmuştur. O zamanlar, kendi kendime diyordum: Acaba ben de ulusumu böylesine seferber edemezmiyim, onun ruhuna kurtarıcı hamleyi, bu dizgin tanımaz ihtirası aşılayamaz mıyım?
(Habib BURGİBA, Tunus Devlet Başkanı, 1965)

Atatürk, tarihin her devresi için, insanlığın bir mucizesidir.
(Suriye)

Atatürk'ün ölümü yalnız Türk Milleti için değil, onun örneğine çok muhtaç olan bütün Doğu milletleri için en büyük kayıptır.
(ELEYYAM Gazetesi, Şam- 1938)

Vatanını muhakkak bir parçalanmaktan kurtararak gemisini güvenilir bir limana götürdükten sonra milletinden bir taht istemedi. O, kelimenin bütün anlamıyla bir insan, eşsiz bir dahi, kahraman bir asker ve siyaset adamı idi. Hayatını milleti'nin mutluluğuna adadı, bu uğurda genç yaşda hayata gözlerini kapadı.
(Elifba Gazetesi, Şam- 1938)

O'nun ölümü, dünya için de derinliği ölçülmez bir kayıptır.
(Sovyetler)

Adı, Türk Milleti'nin millî kurtuluş savaşında ve Türkiye'nin siyasi alanda yeniden örgütlenmesine gayet sıkı bir surette bağlı olan Kemal Atatürk'ün ölümü gerek Türkiye için, gerekse bütün dostları için derinliği ölçülmez bir kayıptır.
Türk Milleti'nin en samimi dostları arasında bulunan Sovyetler, zamanımızın bu örneksiz devlet adamının öneminden dolayı derin bir acı içindedirler.
(İzvestia Gazetesi, Moskova, 1938)

Atatürk, dünya üzerinde yeni bir devir açmış bir insandır. Ben, O'nun Türk kadınlarına hak vererek ve bir ülkede anayı, yakışır olduğu yüceliğe eriştirerek Batı'ya ders verdiğini nasıl unuturum.
(Uluslararası Kadınlar Birliği Delegesi, Prenses Aleksandrina)

Romanya'da Atatürk'ün ölüm haberi geldiği gün, bütün okullarda dersler tatil edildi.
(Romanya-Rador Ajansı: Bükreş)

Milletimiz, en büyük Türk'ün karşısında kederli bir saygı ile eğilmektedir.
(Romanya)

Atatürk, başı dumanlı doruklarda yüce bir dağ tepesidir. Siz O'na yaklaştıkça o yükselir ve aranızdaki mesafe sonsuza değin aynı kalır. Devirlerinde büyük gözüken, zamanla küçülen benzerlerinden farkı budur ve böyle kalacaktır.
(Arriba Gazetesi, Portekiz, 1938)

Uzun bir yol aşılmış, yüce bir eser ortaya konmuş, bir çok zaferler elde edilmiştir. Bütün bunlar Atatürk'ün eseridir.
(Polanya, Kurjer Warzavski Gazetesi)

O, Türkiye'yi kurmakla bütün dünya uluslarına Müslümanların seslerini duyuracak kudrette olduğunu ispat etti. Kemal Atatürk'ün ölümüyle Müslüman dünyası en büyük kahramanını kaybetmiştir. Atatürk gibi bir önder önlerinde bir ilham kaynağı olarak dikildiği halde Hind Müslümanları bugünkü durumlarına hâlâ razı olacaklar mı?
(Muhammet Ali Cinnah-Kaidiâzam, Pakistan Cumhurbaşkanı, 1954)

Bizim aslımız rengi uçmuş bir kıvılcım iken, O'nun bakışı ile cihanı kaplayan ve aydınlatan bir güneş haline geldik.
(İkbal, Pakistan Millî Şairi)

'Atatürk'ün yaptıkları insanoğlunun kolay kolay yapabileceği şeylerden değildir. O; büsbütün başka bir insandı.'
(El-Mısri Gazetesi, Mısır, 11 Kasım 1938)

Türkler, Atatürk'ü olağanüstü bir tutkunlukla seviyorlar.
Bursa'ya giderken trende rast geldiğim bir çocuğa İstanbul veya Ankara'dan hangisini sevdiğini sordum. Çocuk Ankara'yı sevdiğini söyledi. Nedenini sorduğumda: 'Ankara'da Atatürk bulunduğu için..' cevabını verdi.
(Mısır, El Bela Gazetesi)

Yüzyılımızda, 'olmayacak hiçbir şey yoktur' şeklindeki tarihi gerçeği isbatlayan ilk adam olmuştur.
(Eski Ujsag. Macar.)

Budapeşte, 20 (a,a) - Macar ajansı tebliğ ediyor:
Başvekil İmredi, Atatürk'ün cenaze törenini yapılacağı 21 Kasım Pazartesi gününü Macaristan'ın millî yas günü sayarak bütün memlekette resmi binalara siyah bayraklar çekilmesini emretmiştir. Harbiye Nazırı ve Budapeşte Belediye Reisi de, askeri binalar ve belediye binaları için aynı kararı almışlar ve Belediye Reisi ayrıca, halkı da siyah bayrak çekmeye dâvet etmiştir.
(Namzetti Ujsang Gazetesi, Budapeşte-1938)

Dünyanın çok nadir yetiştirdiği dahilerdendir. Dünya tarihinin gidişini değiştirmiştir.
(An Nahar, Beyrut)

Yüzyıldanberi Küçük Asya'nın çıkardığı en büyük lider.
(The Japan Chronicle, Kobe)

'Hayatının sonuna kadar milleti'nin mutlak güveni ile kurduğu devletin başında muzaffer kumandanının kişiliği, eşi görülmemiş bir karakter örneğidir.'
(Comte Carlo Sforza, İtalya Eski Dışişleri Bakanı)

Üstün iradesi, tükenmez cesareti ve eşsiz seziş ile hasımlarını dize getirdi. Fazilet ve ciddiyeti, üç yılda memleketine yalnız askeri, aynı zamanda tam ve doyurucu bir siyasi zafer kazandırdı.
(F. Perrone Di San Martino, İtalyan Yazarı)

'Atatürk'ün ölümü ile dünya büyük bir liderini kaybetti.'
(Gazeta Del Popolo Gazetesi, İtalya, 11 Kasım 1938)

(Lozan Üniversitesi salonunda, Lozan Türk Talebe Cemiyeti'nin hazırladığı törende.)
'Siz Türk gençleri, bugün Büyük Şef'inizi kaybettiğinizden dolayı ne kadar ağlasanız haklısınız. Üniversite, sizin bu büyük yasınıza katılmaktadır. Atatürk'ün bu Büyük Adam'ın hayatını burada az bir vakit içinde bildirmeye imkân yoktur. Bu dâhinin, vatanının tarihinde işgal ettiği parlak sayfaları size hatırlatmak isterim. Türkiye'yi yaratan, tarihimizin bu en Büyük Adam'ın başımı en derin hürmetle eğerek selâmlarım.'
(Profesör MORRF)

'Atatürk, bir medeniyet kaynağı idi.'
(İsviçre)

Modern Türkiye'nin yaratıcısı Kemal Atatürk'ün eserleri, memleketi için yaptıkları İsveç'te çok iyi bilinmektedir. Atatürk'ün liderliği altında Türkiye'nin kalkınmasını, fevkâlâde ileri hamlelerini hayranlıkla takibettik. Atatürk'ün, hukuk alanında olduğu gibi, diğer alanlarda da getirdiği reformlarla Türkiye, içinde bulunduğu çok zor durumdan kurtarılıp kuvvetli ve güvenilir temeller üzerine yerleştirilmiştir.
(ERLANDER, İsveç Başbakanı)

'Mustafa Kemal Atatürk, kuşkusuz 20. yüzyılda dünya savaşından önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir millete nasip olmayan cesur ve büyük bir inkılâpçı olmuştur.'
(Ben Gurion, İsrail Başbakanı, 1963)

'Atatürk, askeri dehâ ile devlet adamı filozof dehâsını toplamıştır.'
(İspanya)

İslam dünyasının büyük insan yetiştirme gücünü yitirdiğini öne sürenler, Atatürk'ü hatırlamalı ve utanmalıdırlar.
(Tahran Gazetesi, İran, 1939)

Atatürk'ün ölümü dolayısı ile Kraliyet Sarayı Şehinşâhi ve hükümet bir ay resmî yas ilân etmiştir. Majeste Şehinşah, gömme töreninin sonuna kadar İran'da askerî ve resmî binalar üzerinde ve yabancı ülkelerdeki İran temsilciliklerinde bayrakların yarıya indirilmesini emir buyurmuşlardır. Bu irade-i Şehinşahî bugün bütün gazetelerde ilân edilmiştir.
(Tahran)

Bugün Türkiye, büyük ve yeni bir memlekettir. Ve savaş sonrasının dehşet, sefalet ve bitkinliğinden çıkmış olan bu yeni Türkiye, Atatürk'ün dimağında vücut bulmuştu. O, bu Türkiye'yi kendi elleriyle dünyaya getirdi.
(Dela Mail Gazetesi)

Kadınlar başka hiçbir ülkede bu kadar hızla ilerlememişlerdir. Bir ulusun bu derece değişmesi, tarihte, gerçekten eşi olmayan bir olaydır.
(İngiliz, Daily Telgraph Gazetesi)

Atatürk, yalnız Türk Milleti'nin değil, özgürlüğü uğruna savaşan bütün milletler önderiydi. O'nun direktifleri altında siz bağımsızlığınıza kavuştunuz. Biz de o yoldan yürüyerek özgürlüğümüze kavuştuk.
(Bayan Sucheta KRIPALANI, Hint Parlamento Heyeti Başkanı)

Denilebilir ki onsuz, İslâm alemi yolunu bulabilmek için elli yıl daha bekleyecekti.
(Fransız, Berthe Georges-Gaulis)

Atatürk öldü. Barış kubbesinin Doğu sütunu yıkıldı. Artık evrende barışı kimse garanti edemez. Nitekim Avrupalı devlet adamları; O'nun 1930'da yaptığı uyarı ve tavsiyeleri dinlememiş ve dünyayı 1939 yılında ikinci büyük savaş felâketinin içine sürüklemişlerdir.
(Fransız Gazetesi Sanerwin)

Tarih çok büyükler gördü. İskenderler'i, Napolyon'ları, Washington'ları gördü. Fakat yirminci yüzyılda büyüklük rekorunu Atatürk, bu Türk oğlu Türk kırdı.
(L'Illustration, Fransa)

'Atatürk, yirminci yüzyılın en büyük mucizesidir.'
(National Tidence Gazetesi, Danimarka, 11 Kasım 1938)

Eğer tarih bir kalbe sahip olsaydı, Mustafa Kemal'i mutlaka kıskanırdı.
(Tchang Yang Yee Pan Gazetesi, Çin, 1958)

'Atatürk, bütün Asya kıtasının Ata'sıdır.'
(Çin)

'Biz Çinliler, hepimiz bu yasa katılıyoruz. Zira büyük bir milletin, çok sevilen Büyük Ata'sının ölümü, yalnız Türkiye için değil, aynı zamanda bizim kıtamızda ve bütün dünyada büyük bir boşluk bırakmaktadır.'
(Çin Basını)

'Hiç bir ülke, Atatürk'ün Türkiye'sinin gördüğü değişiklikleri bu kadar hızlı bir şekilde görmemiştir. Bugünün Türkiye'sinin tarihi Mustafa Kemal'in tarihidir.'
(Dness Gazetesi, Bulgaristan, 11 Kasım 1938)

Türkiye'nin uluslararası ünü, prestij ve otoritesi durmaksızın yükselmiştir.
Milletine bu kadar az zamanda bu ölçüde hizmet edebilen tek devlet adamı Atatürk'tür.
(Libre Belgique Gazetesi)

Bir yenilginin uçurumuna düştüğü halde, ilkin neticesiz sanılan İstiklâl Mücadelesini yapan Türk Milleti, önünde saygıyla eğilmeden bu satırlara son veremez.
Zafer neşesiyle kendinden geçmiş bir diplomasinin kararını 'hayır' diyerek yırtmak ve yüzlerine fırlatmak örneğini biz Almanlar, Türklere borçluyuz.
(Alman Askeri Dergisi Vissen Und Vehr)

Benim üzüntüm iki türlüdür; önce böyle büyük bir adamın kaybından dolayı bütün dünya gibi üzgünüm. İkinci üzüntüm ise, bu adamla tanışmak hususundaki şiddetli arzumun gerçekleşmesine artık imkân kalmamış olmasıdır.
(Franklin ROOSEVELT, A.B.D. Başkanı)



11 Ocak 2009 Pazar

Sarayköy Öğretmenleri - 1960'li Yıllar


-->
Sarayköy Orta Okulu Öğretmenleri: 1960'lı Yıllar
Okul Müdürü, önce Sadık Özbek, sonra, Ergül Akyar, Md. Yrd. ları, önce Mustafa Aytekin, sonra, Erol Kudal. Öğretmenler: Nazmi Bey, Ülkü Akyar, Ergül Akyar, Nebi Bey, Erol Kudal, Ünsal Aycan, Ahmet Orak, Süleyman Vural, Hüseyin Girgin, Hüsam Bardak, Rafet Taş, Mehmet Ayaz, Süleyman Vural, Kamil Aktuğ, Ahmet Küçük, Ahmet Türcan, Hüsam Bardak
======================
Sarayköy Gazi İlk Okulu Öğretmenleri: 1960'lı Yıllar
Okul Md. : Ahmet Küçük, Öğretmenler: Sadık Kocabaş, Hüseyin Girgin, Ahmet Türcan, Mustafa Meriç, Hüsam Bardak, Ömer Gültekin, Rafet Taş, Osman Temiz, Suzan Kudal, Necmi Bey,
=======================
Her iki okul öğretmen listelerinde bazı isimlerin tekrarının olmasının nedeni, o yıllarda, öğretmen eksikliği nedeniyle ortaokul derslerine ilkokul öğretmenlerinin takviye olarak katılmalarıdır. Gerçekten büyük bir uyum içinde çalışan o vefalı insanların, dönemin eğitim ve irfan ordusuna katkıları büyüktür. Tamamı Köy Enstitüsü çıkışlı bu aydınlık yüzlü, toplum önderi işlevli değerli büyüklerimize sonsuz saygı sunarım.
Bu fotoğraf karelerine ulaşarak izleyebilen değişik kuşaktan izleyicilerden bazıları kendisini, bazıları anne ve babasını, bazıları büyük baba yada büyük annesini yada başka biliyor yada tanıyor olduğu akrabasını görmüş olacaktır. Aramızdan ayrılanlara tanrıdan rahmet, hayatta olanlara sağlık ve kaliteli bir yaşam dilerim.
Bu fotoğraf kareleri, o güzel günler ve yıllardan nostaljik bir anımsamaya katkı sağlıyorsa ne mutlu bana. Sağlık ve esenlik dileklerimle.
=====================
Mehmet Yaman:
Benim dönemimde Gazi ilkokulunda öğretmenlik yapan öğretmenlerimizden hatırlayabildiklerim, Ahmet Küçük, Sadık Kocabaş, Hüseyin Girgin, Ömer Gültekin, Mustafa Meriç, Rafet Taş, Hüseyin Bardak, Nejat Deniz, Meftune Aycan, Suzan Kudal öğretmenlerimizin ve bütün öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutlar, hayat olmayan öğretmenlerimize Allahtan rahmet, sağ olanlara uzun ömürler diler, saygılarımı sunarım.
Emin Helvacılar:
Dünyanın En Değerli Varlıkları Olan Siz Öğretmenler! Bugün, Türk Öğretmeninin Şeref Günüdür. Ona Olan Saygıyı Yenileme, Onun Yüceliğini Anma Günüdür. Böyle Anlamlı Bir Günde Hepinizi Sevgiyle, Candan Kutluyoruz.
* * * * * * * * *
1960' LI YILLAR - 24 MAYIS İLK OKULUNDAN SEVGİLİ ÖĞRETMENLERİMİZ