Bu sayfalar; Köy Enstitülü öğretmen kuşağından yurtsever, cumhuriyetçi öğretmen Hüseyin GİRGİN anısına hazırlanmıştır. Ayrıca; Köy Enstitüleri geleneğinden yurtseverlerin anılarıda, tarihin belleğine not düşülmektedir. Sizlerle benzeri yaşamlar, inaçlar ve Atatürkçü bir kuşağın geleceği yönelik beklentileri, yurtseverlik ve ulusçuluk adına iyiden güzelden yana idealler ve Köy Enstitülerine ilişkin önemsenen anı ve yazılar paylaşılmaktadır. İLETİŞİM: atilagirgin2007@gmail.com
21 Eylül 2008 Pazar
19 Eylül 2008 Cuma
Atatürk, Öğretmen ve Çocuk
4 Eylül 2008 Perşembe
Mustafa Kemal ATATÜRK İçin Dedilerki:
'Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dahi çağımızda Türk Milleti'ne nasip oldu. Mustafa Kemâl'in dehasına karşı elden ne gelirdi.
(D. Lloyd George, İngiltere Başbakanı, 1922)
Bir ulusun hayatında bu kadar az sürede bu denli kökten değişiklik pek seyrek gerçekleşir... Bu olağanüstü işleri yapanlar, hiç kuşkusuz kelimenin tam anlamıyla büyük adam niteliğine hak kazanmışlardır. Ve bundan dolayı Türkiye övünebilir.
(Eleftherios Venizelos, Yunanistan Başbakanı, 1933)
Bir insana ölümünden sonra bu derece sevgi ve yas gösterileri yapılması milletler tarihinde az görülen şeylerdendir.'
(ATHİNAİKA, Atina, 12 Kasım 1938)
'Atatürk'ün Türkiye'de yaptığını hiçbir tarafta, hiçbir kimse yapmadı: Ne Cavour, ne Cromwel, ne de Washington... Atatürk'ün bulduğunu, hiç kimse bulmadı ve Atatürk'ün yaptığını da hiç kimse yapmadı. İlham ettiği kimselere ve kendi prensiplerine göre yarattığı yeni kuşak, O'nun eserine devam edecektir.'
(Tipos Gazetesi)
İngiliz, Fransız ve İtalyanları Anadolu'dan uzaklaştırıp bizi de yenince,, karşımızda sıradan bir adam bulunmadığını ve O'nun gerçek yaratıcı kudretini kavramaktan uzak kalmış olduğumuzu kabul ettik. (1938)
(Yorgi PESMAZOĞLU, Yunan Ekonomi Başkanı)
Çok, pek çok devrimciler görüldü. Fakat hiçbiri Atatürk'ün cesaret ettiği ve muvaffak olduğu şeyi yapmadı.'
(Messager D'Athenes, Yunanistan Gazetesi, 11 Kasım 1938)
Tarih, silinmez harflerle bu devlet adamın ismini hakedecektir. Atatürk bir halk adamıdır. Kırılmaz azmi, keskin zekâsı ve kudreti kendisini yendiği alın yazısının önüne getirmiş, böylece yeni Türkiye'nin yaratıcısı olmuştur.
(Yugoslavya, Politika Gazetesi, 11 Kasım 1938)
Sakarya Savaşı, Sakarya Zaferi, yirmi yaşımın en kuvvetli hatırası olmuştur. O zamanlar, kendi kendime diyordum: Acaba ben de ulusumu böylesine seferber edemezmiyim, onun ruhuna kurtarıcı hamleyi, bu dizgin tanımaz ihtirası aşılayamaz mıyım?
(Habib BURGİBA, Tunus Devlet Başkanı, 1965)
Atatürk, tarihin her devresi için, insanlığın bir mucizesidir.
(Suriye)
Atatürk'ün ölümü yalnız Türk Milleti için değil, onun örneğine çok muhtaç olan bütün Doğu milletleri için en büyük kayıptır.
(ELEYYAM Gazetesi, Şam- 1938)
Vatanını muhakkak bir parçalanmaktan kurtararak gemisini güvenilir bir limana götürdükten sonra milletinden bir taht istemedi. O, kelimenin bütün anlamıyla bir insan, eşsiz bir dahi, kahraman bir asker ve siyaset adamı idi. Hayatını milleti'nin mutluluğuna adadı, bu uğurda genç yaşda hayata gözlerini kapadı.
(Elifba Gazetesi, Şam- 1938)
O'nun ölümü, dünya için de derinliği ölçülmez bir kayıptır.
(Sovyetler)
Adı, Türk Milleti'nin millî kurtuluş savaşında ve Türkiye'nin siyasi alanda yeniden örgütlenmesine gayet sıkı bir surette bağlı olan Kemal Atatürk'ün ölümü gerek Türkiye için, gerekse bütün dostları için derinliği ölçülmez bir kayıptır.
Türk Milleti'nin en samimi dostları arasında bulunan Sovyetler, zamanımızın bu örneksiz devlet adamının öneminden dolayı derin bir acı içindedirler.
(İzvestia Gazetesi, Moskova, 1938)
Atatürk, dünya üzerinde yeni bir devir açmış bir insandır. Ben, O'nun Türk kadınlarına hak vererek ve bir ülkede anayı, yakışır olduğu yüceliğe eriştirerek Batı'ya ders verdiğini nasıl unuturum.
(Uluslararası Kadınlar Birliği Delegesi, Prenses Aleksandrina)
Romanya'da Atatürk'ün ölüm haberi geldiği gün, bütün okullarda dersler tatil edildi.
(Romanya-Rador Ajansı: Bükreş)
Milletimiz, en büyük Türk'ün karşısında kederli bir saygı ile eğilmektedir.
(Romanya)
Atatürk, başı dumanlı doruklarda yüce bir dağ tepesidir. Siz O'na yaklaştıkça o yükselir ve aranızdaki mesafe sonsuza değin aynı kalır. Devirlerinde büyük gözüken, zamanla küçülen benzerlerinden farkı budur ve böyle kalacaktır.
(Arriba Gazetesi, Portekiz, 1938)
Uzun bir yol aşılmış, yüce bir eser ortaya konmuş, bir çok zaferler elde edilmiştir. Bütün bunlar Atatürk'ün eseridir.
(Polanya, Kurjer Warzavski Gazetesi)
O, Türkiye'yi kurmakla bütün dünya uluslarına Müslümanların seslerini duyuracak kudrette olduğunu ispat etti. Kemal Atatürk'ün ölümüyle Müslüman dünyası en büyük kahramanını kaybetmiştir. Atatürk gibi bir önder önlerinde bir ilham kaynağı olarak dikildiği halde Hind Müslümanları bugünkü durumlarına hâlâ razı olacaklar mı?
(Muhammet Ali Cinnah-Kaidiâzam, Pakistan Cumhurbaşkanı, 1954)
Bizim aslımız rengi uçmuş bir kıvılcım iken, O'nun bakışı ile cihanı kaplayan ve aydınlatan bir güneş haline geldik.
(İkbal, Pakistan Millî Şairi)
'Atatürk'ün yaptıkları insanoğlunun kolay kolay yapabileceği şeylerden değildir. O; büsbütün başka bir insandı.'
(El-Mısri Gazetesi, Mısır, 11 Kasım 1938)
Türkler, Atatürk'ü olağanüstü bir tutkunlukla seviyorlar.
Bursa'ya giderken trende rast geldiğim bir çocuğa İstanbul veya Ankara'dan hangisini sevdiğini sordum. Çocuk Ankara'yı sevdiğini söyledi. Nedenini sorduğumda: 'Ankara'da Atatürk bulunduğu için..' cevabını verdi.
(Mısır, El Bela Gazetesi)
Yüzyılımızda, 'olmayacak hiçbir şey yoktur' şeklindeki tarihi gerçeği isbatlayan ilk adam olmuştur.
(Eski Ujsag. Macar.)
Budapeşte, 20 (a,a) - Macar ajansı tebliğ ediyor:
Başvekil İmredi, Atatürk'ün cenaze törenini yapılacağı 21 Kasım Pazartesi gününü Macaristan'ın millî yas günü sayarak bütün memlekette resmi binalara siyah bayraklar çekilmesini emretmiştir. Harbiye Nazırı ve Budapeşte Belediye Reisi de, askeri binalar ve belediye binaları için aynı kararı almışlar ve Belediye Reisi ayrıca, halkı da siyah bayrak çekmeye dâvet etmiştir.
(Namzetti Ujsang Gazetesi, Budapeşte-1938)
Dünyanın çok nadir yetiştirdiği dahilerdendir. Dünya tarihinin gidişini değiştirmiştir.
(An Nahar, Beyrut)
Yüzyıldanberi Küçük Asya'nın çıkardığı en büyük lider.
(The Japan Chronicle, Kobe)
'Hayatının sonuna kadar milleti'nin mutlak güveni ile kurduğu devletin başında muzaffer kumandanının kişiliği, eşi görülmemiş bir karakter örneğidir.'
(Comte Carlo Sforza, İtalya Eski Dışişleri Bakanı)
Üstün iradesi, tükenmez cesareti ve eşsiz seziş ile hasımlarını dize getirdi. Fazilet ve ciddiyeti, üç yılda memleketine yalnız askeri, aynı zamanda tam ve doyurucu bir siyasi zafer kazandırdı.
(F. Perrone Di San Martino, İtalyan Yazarı)
'Atatürk'ün ölümü ile dünya büyük bir liderini kaybetti.'
(Gazeta Del Popolo Gazetesi, İtalya, 11 Kasım 1938)
(Lozan Üniversitesi salonunda, Lozan Türk Talebe Cemiyeti'nin hazırladığı törende.)
'Siz Türk gençleri, bugün Büyük Şef'inizi kaybettiğinizden dolayı ne kadar ağlasanız haklısınız. Üniversite, sizin bu büyük yasınıza katılmaktadır. Atatürk'ün bu Büyük Adam'ın hayatını burada az bir vakit içinde bildirmeye imkân yoktur. Bu dâhinin, vatanının tarihinde işgal ettiği parlak sayfaları size hatırlatmak isterim. Türkiye'yi yaratan, tarihimizin bu en Büyük Adam'ın başımı en derin hürmetle eğerek selâmlarım.'
(Profesör MORRF)
'Atatürk, bir medeniyet kaynağı idi.'
(İsviçre)
Modern Türkiye'nin yaratıcısı Kemal Atatürk'ün eserleri, memleketi için yaptıkları İsveç'te çok iyi bilinmektedir. Atatürk'ün liderliği altında Türkiye'nin kalkınmasını, fevkâlâde ileri hamlelerini hayranlıkla takibettik. Atatürk'ün, hukuk alanında olduğu gibi, diğer alanlarda da getirdiği reformlarla Türkiye, içinde bulunduğu çok zor durumdan kurtarılıp kuvvetli ve güvenilir temeller üzerine yerleştirilmiştir.
(ERLANDER, İsveç Başbakanı)
'Mustafa Kemal Atatürk, kuşkusuz 20. yüzyılda dünya savaşından önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir millete nasip olmayan cesur ve büyük bir inkılâpçı olmuştur.'
(Ben Gurion, İsrail Başbakanı, 1963)
'Atatürk, askeri dehâ ile devlet adamı filozof dehâsını toplamıştır.'
(İspanya)
İslam dünyasının büyük insan yetiştirme gücünü yitirdiğini öne sürenler, Atatürk'ü hatırlamalı ve utanmalıdırlar.
(Tahran Gazetesi, İran, 1939)
Atatürk'ün ölümü dolayısı ile Kraliyet Sarayı Şehinşâhi ve hükümet bir ay resmî yas ilân etmiştir. Majeste Şehinşah, gömme töreninin sonuna kadar İran'da askerî ve resmî binalar üzerinde ve yabancı ülkelerdeki İran temsilciliklerinde bayrakların yarıya indirilmesini emir buyurmuşlardır. Bu irade-i Şehinşahî bugün bütün gazetelerde ilân edilmiştir.
(Tahran)
Bugün Türkiye, büyük ve yeni bir memlekettir. Ve savaş sonrasının dehşet, sefalet ve bitkinliğinden çıkmış olan bu yeni Türkiye, Atatürk'ün dimağında vücut bulmuştu. O, bu Türkiye'yi kendi elleriyle dünyaya getirdi.
(Dela Mail Gazetesi)
Kadınlar başka hiçbir ülkede bu kadar hızla ilerlememişlerdir. Bir ulusun bu derece değişmesi, tarihte, gerçekten eşi olmayan bir olaydır.
(İngiliz, Daily Telgraph Gazetesi)
Atatürk, yalnız Türk Milleti'nin değil, özgürlüğü uğruna savaşan bütün milletler önderiydi. O'nun direktifleri altında siz bağımsızlığınıza kavuştunuz. Biz de o yoldan yürüyerek özgürlüğümüze kavuştuk.
(Bayan Sucheta KRIPALANI, Hint Parlamento Heyeti Başkanı)
Denilebilir ki onsuz, İslâm alemi yolunu bulabilmek için elli yıl daha bekleyecekti.
(Fransız, Berthe Georges-Gaulis)
Atatürk öldü. Barış kubbesinin Doğu sütunu yıkıldı. Artık evrende barışı kimse garanti edemez. Nitekim Avrupalı devlet adamları; O'nun 1930'da yaptığı uyarı ve tavsiyeleri dinlememiş ve dünyayı 1939 yılında ikinci büyük savaş felâketinin içine sürüklemişlerdir.
(Fransız Gazetesi Sanerwin)
Tarih çok büyükler gördü. İskenderler'i, Napolyon'ları, Washington'ları gördü. Fakat yirminci yüzyılda büyüklük rekorunu Atatürk, bu Türk oğlu Türk kırdı.
(L'Illustration, Fransa)
'Atatürk, yirminci yüzyılın en büyük mucizesidir.'
(National Tidence Gazetesi, Danimarka, 11 Kasım 1938)
Eğer tarih bir kalbe sahip olsaydı, Mustafa Kemal'i mutlaka kıskanırdı.
(Tchang Yang Yee Pan Gazetesi, Çin, 1958)
'Atatürk, bütün Asya kıtasının Ata'sıdır.'
(Çin)
'Biz Çinliler, hepimiz bu yasa katılıyoruz. Zira büyük bir milletin, çok sevilen Büyük Ata'sının ölümü, yalnız Türkiye için değil, aynı zamanda bizim kıtamızda ve bütün dünyada büyük bir boşluk bırakmaktadır.'
(Çin Basını)
'Hiç bir ülke, Atatürk'ün Türkiye'sinin gördüğü değişiklikleri bu kadar hızlı bir şekilde görmemiştir. Bugünün Türkiye'sinin tarihi Mustafa Kemal'in tarihidir.'
(Dness Gazetesi, Bulgaristan, 11 Kasım 1938)
Türkiye'nin uluslararası ünü, prestij ve otoritesi durmaksızın yükselmiştir.
Milletine bu kadar az zamanda bu ölçüde hizmet edebilen tek devlet adamı Atatürk'tür.
(Libre Belgique Gazetesi)
Bir yenilginin uçurumuna düştüğü halde, ilkin neticesiz sanılan İstiklâl Mücadelesini yapan Türk Milleti, önünde saygıyla eğilmeden bu satırlara son veremez.
Zafer neşesiyle kendinden geçmiş bir diplomasinin kararını 'hayır' diyerek yırtmak ve yüzlerine fırlatmak örneğini biz Almanlar, Türklere borçluyuz.
(Alman Askeri Dergisi Vissen Und Vehr)
Benim üzüntüm iki türlüdür; önce böyle büyük bir adamın kaybından dolayı bütün dünya gibi üzgünüm. İkinci üzüntüm ise, bu adamla tanışmak hususundaki şiddetli arzumun gerçekleşmesine artık imkân kalmamış olmasıdır.
(Franklin ROOSEVELT, A.B.D. Başkanı)+
Yeni Eğitim Yılı Başlarken / İ. GÜRŞEN KAFKAS
26 Ağustos 2008 Salı
Tevfik Fikret - Türk Aydınlanmasının En Parlak Işığı
Türk Aydınlanmasının En Parlak Işığı - ATATÜRK’E Işık Tutan Şair ( ORHAN KARAVELİ – Cumhuriyet, 19.08.2008 )
Ülkemizin, kasıtlı ve bilinçli iç ve dış düşmanlar eliyle adım, adım karanlıklara ve uçurumlara sürüklenmek istendiği şu acılı günlerde Tevfik Fikret'leri, Ziya Gökalp'leri ve Namık Kemal'leri yeniden ve dikkatle okuyup anlamaya ve okutup anlatmaya gereksinmemiz var.
Yoksa bu bilinçsizlik, vurdumduymazlık, çıkarcılık ortamında geç mi kaldık?
Bir yandan:
" ... Öyle bir dergi çıkarmak istiyorum ki, rehbersiz kalmış, zorba kuvvetlere boyun eğmiş olanlara yol göstersin. Öyle mebusluk, vekillik ve mevki peşinde koşmayan; her zorba kuvvete, her baskıya karşı fikir adına can vermeye hazır gençler gelsinler, evimde çalışsınlar. Ben onların sobalarını yakayım, çaylarını getireyim. Fakat bizim sessiz kalışımızdan kuvvet bulan bu çürümüş efendiler böyle bir dergiyi acaba yaşatırlar mı? Biz biraz kendimizi gösterirsek onların sindiklerini ve düştüklerini göreceksiniz! " derken çektiği dayanılmaz acıların etkisiyle bir yandan da:
" ... Ölümün artık yaklaştığını hissediyorum. Bunun için de memnunum... " diye inleyerek başucundaki dostlarını üzüyordu.
" ... Bu hayat artık bana pek ağır geliyor ve iyileşirim diye korkuyorum. Ölüm lezzetini katre katre tadıyorum ve bu benim için bir teselli oluyor... " (1)
Ve 93 yıl önce, 19 Ağustos 1915 sabahı odasındaki cam fanuslu saat 02.20'yi gösterirken "Artık yıkılıyorum! Yavrum.. Yavrum! " diyerek öldü
“Aman dikkat edin çocuklar”
Sırtüstü yatıyor ve hiç de ölmüşe benzemiyordu. Göğsüne kadar çekilmiş örtü gibi, Boğaziçi'ni seyrettiği pencerenin tül perdeleri de bembeyazdı., Etrafı, elleriyle dikip yetiştirdiği çiçeklerle bezenmişti. Sanki ölmemişti de sıcak bir öğle sonrasının esintisinde uzanıp dinlenir gibiydi. Nerdeyse yerinden kalkacak ve bizlere:
" ... Aman dikkat edin çocuklar. " diyecekti. " ... Gelibolu'daki Miralay'ın ve onun yanında toprağa düşenlerin eserine ihanet etmeyin! . Türkiye'yi yeniden karanlığa gömmek isteyenlere izin vermeyin!”
Türk aydınlanmasının sönmez ışığı Atatürk'e " ... Ben inkılâp ruhuna ondan aldım... " dedirten Tevfik Fikret'ti bu. Hac görevinden dönüşte kardeşiyle birlikte ölüp Arabistan'ın kızgın çöllerine terk edilen annesi Hacı Hatice Refia Hanım Rum kökenli olduğu için aşağılamaya yeltendiler onu! Eğitim için gittiği Amerika'da makine
Profesörlüğüne kadar yükselmişken rahiplik mesleğini seçen oğlu Haluk Fikret yüzünden mezarında bile rahat bırakmadılar. Oysa çoğu şiirine adını verdiği oğlu, bilge ve saygın bir insan olarak herkesin sevgisini kazanmış ve Türklüğünden vazgeçmemişti. Üstelik rahipliği seçtiğinde babası çoktan ölmüştü... Robert Kolej'de hocalık yaparak bir 'Türk Edebiyatı' bölümü kurmasına ve özellikle Türk kızlarının onun açtığı yoldan bu okula kabul edilmesine bakmaksızın 'zangoçlukla', kilise hademeliği ile suçladı onu bir 'milli' şairimiz... Ne olduğu bilinmeyen bir 'jurnal' yüzünden sürgüne gönderilen babasını bir daha göremedi. Kız kardeşi zalim bir koca elinde yaşamını yitirdi.
Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, ülkesinin sürüklendiği karanlıklar ve savaşlar içinde her gün yeniden kahroldu. Öldüğünde; Atatürk'ü etkileyen iki Türk büyüğü Namık Kemal ve Ziya Gökalp gibi o da kırk sekiz yaşındaydı ama 'Gelibolu'daki Miralay' diye adlandırdığı Mustafa Kemal'i keşfetmişti' bile. Son günlerinde O'nu görmek ve tanımak istediğini söylüyordu dostlarına.
Mustafa Kemal'le aralarında sanki kozmik bir iletişim vardı. 'Paşa' da Fikret'in 'anısı çevresinde bulunmakla övündüğünü ve onu taparcasına sevdiğini" Aşiyan' daki. deftere yazıyor ve yurdu kurtarmak için Anadolu'ya geçeceğini, ilk kez, sırdaşı bir asker hocasına Aşiyan' a çıkan yokuşu bir kez daha tırmanırken açıklıyordu...
" ... Benim ne yapmak istediğimi anlamak isteyenler Fikret'in, 'Tarih-i Kadim' şiirini okusunlar. “ diyordu. Onunla adeta özdeşleşmişti. Öyle ki, Cumhuriyet'in daha ilk yılı bile dolmadan, 25 Ağustos 1924 günü Ankara' da toplanan 'Muallimler Birliği Kongresi'nde çağdaşlığın öncüsü öğretmenlere seslenirken " ... Cumhuriyet sizden, fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmenizi ister... " demişti. Bu sözler Fikret'in kendisini betimleyen ünlü dörtlüğünün son dizesi değil miydi? Bugünkü dille:
Kimseden fayda ummam, dilenmem kol kanat
Kendi boşluk ve gök kubbemde uçar giderim
Eğilmek. esaret zincirinden ağırdır boynuma
Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim.
Atatürk, Tevfik Fikret hayranıydı
'Elbet sefil olursa kadın alçalır insanlık' diyordu. 'Hak bellediğin bir yola gideceksin... ', 'Koşan elbet varır, düşen kalkar / Kara taştan su damla damla akar. , 'Aydınlanma, işte emellerimizin ruhu. .', 'Zulmün topu var, güllesi var, kalesi varsa / Hakkında bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır. .' 'diyor ve Atatürk, çevresine, hayranı olduğu Fikret'i anlatmak için her fırsatı değerlendiriyordu:
" ... O, karanlıklar içinde bir nur (ışık) gören ve bizleri o nura doğru yönlendirmeye çalışan bir insandı. Biz, henüz ona yetişemedik... Onu tanıyamadığım, sohbetinden yararlanamadığım için kendimi bahtsız sayarım. Ama bütün şiirlerini okudum. Çoğunu da ezbere bilirim. O, hem büyük şair, hem de büyük insandı... " …………………………
Şair, eğitimci, yazar ve ressam... Hepsinden önemlisi Türk Aydınlanması'nın en parlak ışığı Tevfik Fikret'in ölümünün üzerinden doksan üç yıl akıp geçmiş. Ülkemizin, kasıtlı ve bilinçli iç ve dış düşmanlar eliyle, adım adım karanlıklara ve uçurumlara sürüklenmek istendiği şu acılı günlerde Tevfik Fikret'leri, Ziya Gökalp'leri ve Namık Kemal'leri yeniden ve dikkatle okuyup anlamaya ve okutup anlatmaya gereksinmemiz var.
Yoksa bu bilinçsizlik, vurdumduymazlık, çıkarcılık ortamında geç mi kaldık?
-----------------------------
(1) Tevfik Fikret ve Haluk Gerçeği, Orhan Karaveli, Doğan Kitap, 7. baskı, Ekim 2007.
24 Ağustos 2008 Pazar
Kitap Okuyarak Bilgi Toplumu Olmak / İ. Gürşen Kafkas
Kitap Okuyarak Bilgi Toplumu Olmak / İ. Gürşen Kafkas
Bitkisel belleğimizin tapınağı olan kütüphaneler can çekişiyor. Kitap okuma kültüründen ekran kültürüne geçişin burukluğu yaşanıyor. Okumayı sevmeyen bir toplum olduk. Elektronik devrim çağı kitap okumayı gölgeledi.
Kitap okuma sevgi ve alışkanlığı önce evde anne babalar, okullarda öğretmenlerce verilmelidir. "Televizyon renkli ama .. kitap okumak da gerekli" özdeyişi yüreklere işlenmeli. Okullarda öğrenmeyi ve okumayı öğretecek yetenekte, okuma alışkanlığı edinmiş nitelikli öğretmen yetiştirilmelidir. Ulusal yaratıcılığın bilgi toplumuyla gerçekleşeceği kavratılmalıdır. Mustafa Kemal'in: "Çağdaş Türkiye'yi yaratmak için var gücümüzle çalışmalıyız." "Okuyan, araştıran bir toplum' yaratılmalıdır. " "Okuyan gözde ben varım." diye okumanın önemini vurgulayan özdeyişleri rehberimiz olmalıdır.
İnsanların yaşlanmayan tek dostu olan kitaplar, her zaman, her yerde ve herkes için aydınlanmacı bir ışık olmalıdır.
Cumhuriyet kurulduğunda, bu büyük değişim ve başarı kültür zenginliği ile taçlandırıldı. Bu nedenle "Cumhuriyetin temeli kültürdür" özdeyişiyle beslenerek değerlendirildi.
Bireylerin gelişmesi, çağdaş bir bilgi toplumu oluşturma, okuma zenginliği ile kazanılacaktır.
Bireyler okuyarak farklı dramlar, farklı kavramlar ve farklı ,betimlemeleri yeniden yaratma şansı yakalayabilirler. Köy Enstitüsünde okurken yılda yirmibeş kitap okuma zorunluluğumuz vardı. Okunan kitaplar, irdeleniyor, özetleniyor ve tartışılıyordu. O günlerin dar koşullarında dünya klasikleri ve o yılların Türk yazarlarının eserleri okunuyordu. Silik, ışıklarda okunan kitapların tadına varılıyordu.
Aklın ışıkları karanlıkları deliyor ve tan yeri ağarıyorken biz yine kitap okuyorduk. Kitabın zevki damak tadı gibi ruhumuzu okşuyordu.
Eğitimin ana ilkesidir okumak. Danton, "Eğitim, ekmek ve sudan sonra en zorunlu gıdadır" özdeyişinde ruhsal ve bedensel beslenmenin önemini vurgulayan imgelere değiniyor.
Goethe, "Okumayı öğrenmek sanatların en güç olanıdır" özdeyişiyle okumayı öğrenmenin güçlükle başarılan bir sanat olduğunu belirtiyor.
Öteden beri "Türkler okumayı sevmiyorlar" anlatımı beni üzüyordu. Yıllardır yaz aylarında uğradığım turistik yerlerde yabancı gezginlerin kitap okuma tutkularını kıskanarak izliyordum. Turistik yerlerde giyim-kuşam ve yiyecek yerlerinin çokluğunun yanında kitap satış merkezlerinin azlığından yakınıyordum. Bu yıl büyük bir değişimle karşılaştım. Edremit/Akçay'da tam yedi kitap satış noktasında, kitap satışlarının yoğunluğunu gözlemledim. Önemli yazarların kitaplarının çok düşük fiyatlarla satıldığını izledim. Kitapçıların, "Üç kitap on lira", "Biz kazanmayalım, vatandaş okusun" sloganları teşvik edici ayrı bir güzellikti. Kumsallarda güneşlenen her yaşta insanlardan yüzde 10 -15'inin kitap okuduğuna tanık oldum. Geçmişte yüzde 1-2 olan bu rakam değişmiş ve gelişmişti. Kitap okumanın kabuk değiştirmekte olduğunun sevincini yaşıyorum. Bireyler okudukları kitapları karşılaştırıyor ve irdeliyorlar.
Ovidus'un, "Gençliğini kitapla beslemeyen ulusların sonu acıdır" özdeyişi etkileyici bir uyarıdır. Artık bizim insanımızın da otobüslerde, tren, vapur, kumsal ve pikniklerde kitap okuduklarına tanık oluyoruz. Önceki özdeyişin aksine "Türkler kitap okumayı seviyorlar" şeklindeki değişimden sevinç duyuyorum. Okuyan, araştıran, aydınlanan bir bilgi toplumu olmanın düşünü kuruyorum. E. Gibbam'ın "Okumayı hiçbir servete değişmem" özdeyişinin anlam zenginliği beynimin kıvrımlarını besliyor.
Ruhsal yapımızın ve bilgi zenginliğimizin ana kaynağı kuşkusuz okumayla gerçekleşecektir. Victor Hugo'nun: "Taş iseniz mihenk taşı olunuz, bitki iseniz ilaç Olunuz" özdeyiş i olmamız gerekenlerini öğütlüyor.
Dilimiz Türkçeyi güzel konuşma, sözcük zenginliği, cümle kurma alışkanlığı edinme de yine okumayla olabilecektir. Nazım Hikmet: Ferhat'ın Şirin'e seslenişinde "Dilim kadar,Türkçem kadar güzelsin" özdeyişiyle Türkçemizin güzelliğini anlatılıyor. Alcott, "Ümitle açılıp, kazançla kapanan kitap iyi kitaptır" özdeyişiyle iyi kitapların temel özelliklerini sıralıyor.
ÖZET: Toplumsal kalkınmamızın ve kültürel başarımızın ana öğesi olan kitapların okunması tutkuya dönüşmelidir. Kitaplar, sessiz ve uzun soluklu dostluklarının yanında sevgi ve bilgi kaynaklarımızdırlar. Bireyin düşünce zenginliği, sorunları daha iyi algılama yetisi kazanması, Türkçeyi düzeyli ve güzel konuşma akışı edinmesinde de etkili birer unsurdurlar.
Bilgisiz bir toplum olmaktan kurtulmak için bireylerin nitelikli olması önkoşuldur. "Okumayı öğrenmeyen, çuval taşımayı öğrenir" özdeyişi gerçekçi bir yaklaşımdır. "Bir yapıya konmayan taşları taş saymam / kitaba eğilmeyen başları baş saymam" özdeyişinde, okumayan bireylerin boş olduğu anlatılmaktadır. Konfüçyüs'ün: "Tanrım!.. bana kitap dolu bir evle, çiçek dolu bir bahçe ver" yakarışı, kitap okumanın ve kitabın önemini doğa sevinciyle örtüştüren bir yaklaşımdır. Bilgi açlığımızı kitaplarla, ruhsal yapımızın onarımını çiçeklerle destekleyen bu yakarışı ben de içselleştiriyorum.
* * * * * * * * * * * * * * *
KAYNAK: İ. Gürşen Kafkas -Cumhuriyet,23.08.2008
18 Haziran 2008 Çarşamba
Farklı Bir Aydınlanma Modeli - Köy Enstitüleri / Firdevs GÜMÜŞOĞLU
Tonguç’un yazdığı mektuplarda, durağan bir yaşama sahip 1930’ların, 40’ların köyünü canlandırma, köyün çocuklarını köyün gereksinimleri doğrultusunda yetiştirme temel sorundur.
Onun uyguladığı eğitim yöntemi, eğitimin her aşamasındaki özneyle diyalog kuran, eleştiren, özeleştiri alışkanlığını oluşturmaya çalışan; ülke, doğa ve insan sevgisiyle yoğrulmuş bir nitelik taşır. Onun eğitim anlayışı hümanizmden beslenir, genç bireyleri topluluk değerlerine bağlı, ancak o değerlerin dönüştürücü öznesi olarak görür. Köy Eğitmen Kursları’yla başlayan ve Köy Enstitüleri’yle devam eden süreçte Tonguç’un mektupları; köylüden öğrenmeye, köylüye öğretmeye, öğrenilenlerin köyün yaşam kalitesini yükselmesine katkıda bulunmaya odaklıdır.
Eleştirel pedagoji alanında sıkılıkla vurgulandığı gibi, öğretenin öğrenci, öğrencinin de öğreten olduğu eğitim ortamları Köy Enstitüleri’nde uygulama alanı bulur. Öte yandan eğitim, bireyi toplumsal alanda güçlendiren, eleştirel aklı egemen kılan bir işleve büründürülmeye çalışılır.Tonguç’un mektuplarındaki üslup; öğretici, eleştiri ve özeleştiriye dayalı, destekleyici, imeceyi ön planda tutan, özsaygıyı geliştiren, doğa ve insan sevgiyle doludur. Aynı zamanda alçakgönüllüdür ve bu yüzden de diyalogu içerir. Başlangıçta da belirtildiği gibi mektuplaşma, bürokratik yapının içinde işlevsel bir yöntem olarak bilinçli bir biçimde seçilmiştir. Böylelikle yöneten-yönetilen arasındaki uçurumu ortadan kaldırmak, sözü edilen kurumların gereksinimlerini ve taleplerini doğrudan Ankara’ya ulaştırmak hedeflenir. Bu yöntem, aynı zamanda inisiyatif alan, sorumluluğu ve başarıyı paylaşan yatay ilişkiler sistemini beraberinde getirmiştir.
Nitekim bu uygulamanın sonunda, kolektif aidiyeti olan, düşüncelerini açıklıkla söylemeyi öğrenen, katılımcı, sorunlar karşısında çözümler üretme yetisi gelişmiş, mesleğinin yanı sıra bir zanaat kolunda uzmanlaşmış, entelektüel birikimi olan 18 bine yakın öğretmen ve sağlık elemanı yetişmiştir. Bu insanlar, Türkiye’nin eğitim, bilim, sanat, edebiyat ve siyaset emekçilerini oluşturmuştur.
Tonguç’un mektupları, eğitim sisteminin içinde bulunduğu sorunları anlamak, çözümler üretmek için günümüz eğitimcilerine, bilim insanlarına ve yöneticilerine ışık tutan örneklerle doludur.
* * * * * * * * * * * * * *
Kaynak: İsmail Hakkı Tonguç’un Mektupları ve Klasik Eğitime Karşı Özgürleştirici Eğitim / Firdevs GÜMÜŞOĞLU - Prof. Dr., MSGSÜ, FEF, Sosyoloji Bölümü







