19 Eylül 2008 Cuma

Atatürk, Öğretmen ve Çocuk

Atatürk, Öğretmen ve Çocuk /İ.GÜRŞEN KAFKAS 

Ülkemiz, eğitim, ekonomik ve siyasal çalkantılı günler yaşıyor. Ülkeyi yönetenler çocuklara iyi bir rol model olmamaktadır. Atatürk döneminde yokluk, yoksulluk ve bilgisizlikle savaşılıyordu. Bu­günse, yolsuzluk, hırsızlık, geri­cilik ve kadrolaşma yarışı yaşa­nıyor. Ülke yangın yeri gibi.. Bu ortamda Atatürk'ün, öğretme­ne güveni ve çocuk sevgisini konu edindim. Ulusal kurtarıcı ve kurucu Ata­türk'ün, çağdaşlaşma, yenileş­me ve gelişme alanında emek ve başarıları tartışmasızdır. 0, başa­rılarını halkla bütünleşme, halka güven ve halka yönelişe borçluy­du. Samsun'da halka seslenişin­de: "Halk için i halka doğru i halkla beraber" demişti. Kurtu­luş Savaşı'nı o yoksul halkla ka­zandı. Ordusu "köylü ordusuy­du", Yoktan, yoksulluktan varın umuduna yol alıyorlardı. Onun halkına sevgisi, inancı ulusal kur­tuluşun kıvılcımını yaratmıştı. Yoksul ve fakat güvenli köylü çocukları vatan için varlarını ve canlarını ortaya koyuyordu. Ön­lerinde örnek model Mustafa Kemal vardı. Kadınlarımız da evde bulduklarını askerle bölüşüyor, cephane sırtlıyor, yaralılara bakı­yorlardı. Ülke var olma, yok olma didişmesi yaşıyordu. Acı günler sonrası savaş kaza­nılarak bitti. Sıra, bilgisizliğin ka­ranlığındaki insanımızı aydınlığa çı­karmaktaydı. Mustafa Kemal, bil­gisizlikle savaş ve karanlığın ay­dınlığa dönüşümünde öğretmenlere güveniyordu:. Onlar Mustafa Kemal'in "Yıldız Öğretmenleriy­di", Ülkenin her yerine ilke ve dev­rimlerini onlar tanıtacaklardı. Öğ­retmenler, etik değerlerimizi çağ­daş fikirlerle besleyen, güzel sa­natları seven, kültür birikimcileri­dirler diye düşünüyordu. İnsanımız biat etmeyecek, kul ve maraba olmayacaktı. Bunun yerine birey, vatandaş ve dahası insan olma erdemliliğini yaşayacaktı. Atatürk halkın yüce sevgisini, güvenini kazan­mıştı. 0, güven ve sevgi bugün katlanarak büyümektedir. Öğret­menlerin tuttuğu meşale aydınlı­ğı getirecektl. "Cephedeki savaşı kazandık, bundan sonraki sa­vaşımız karatahta başında ola­caktır" dedi. Harf devrimi, mil­let mektepleri, Eğitimde Birlik (Tevhid-i Tedrisat) yasalarını çıkararak ulusça aydınlığa ko­şuldu. 0, karanlık günlerimiz ay­dınlığa öğretmenlerle dönüşe­cektir, diye düşünüyordu. Bilinçli bir toplum, eğitilmiş top­lumdur. Türk ulusu eğitilerek bi­linçli, çağdaş bir toplum olmalıy­dı. Mustafa Kemal, toplumu bil­gisizliğin karanlığında görüyor­du. Ülkenin aydınlık geleceğe eğitimle ulaşacağına inanıyordu. Öğretmenler halkımın eğitim mimarlarıdır. "Öğretmenler!. yeni nesil sizin eseriniz olacaktır" öz­deyişiyle onlara sorumluluk vermişti. Halk okuma-yazma öğrenmeliydi. Okulların yeni yüzü, yenilikçi çağdaş, akılcı ve bilimsel olgularla donatılmalıydı. Öğretmenleri, bir siyasi davranışın bireyi değil, eğitimimizdeki gelişmenin mimarları olarak görüyordu. Öğretmenler, Mustafa Necati’ nin döneminde "altın çağları­nı" yaşadılar. Mustafa Kemal, öğretmenlere ödül olarak Adile Sultan Kasrı ve arazisini sağlık ve dinlenme yeri olarak verdi. Cum­huriyet ilkelerini topluma en iyi ya­yan öğretmenler, taşıdıkları eğitim bayrağını yükseklerde dalgalan­dıracaklardı. Mustafa Kemal'in tüm başarılarının yanında; "Be­nim asıl anlatılacak yanım öğ­retmenliğimdir" özdeyişiyle öğ­retmene verdiği önemdi."Eğitim sorunları çözümlenmelidir" di­ye ekliyordu. Ulusal özgürlüğün kazanılması ve tutsaklıktan kur­tuluşun eğitimle olacağına inanı­yordu. Öğretmen okulları, köy öğretmen okulları, daha sonraları Köy Enstitüleri, eğitim enstitüleri, yüksek öğretmen okulları açıldı. Bu kazanımlar siyasi ne­denlerle birer birer kapatıldı. Atatürk, "Toplumun düşmanı bilgisizlik, bilgisizliğin düşmanı da öğretmenlerdir" özdeyişiyle onlara önemli ve büyük bir so­rumluluk yüklemişti. Öğretmenleri eğitimde yenileşme ve gelişme­mizin vazgeçilmez unsurları olarak görüyordu. Atatürk, sevdiği, çalışmalarını beğendiği arkadaşlarına "çocuk" diye sesleniyordu. Onun bu ses­lenişi "içindeki çocuk sevgisinin" dışavurumudur. O, yüreğinin için­den çıkan, yüreğimizin bir parçası çocukları duru, güvenilir ve sevgi yumağı olarak görüyordu. Çocuklarla karşılaştığında: "Bakın ne kadar tatlı, ne kadar güzel çocuklar! " diye sevincini bölü­şüyordu. "Onlar, geleceğimizin umududurlar. Onlara sevgi eke­lim ki, sevinçle büyüsünler" öz­deyişiyle duygularını dile getiri­yordu. Atatürk, "Çocuklar özgürce konuşmalı, düşünceleri­ni söylemelidirler" diyordu. 0, Türk çocuklarına ve gençlerine gü­veniyordu. "Ben elde ettiğimiz bu mutlu sonucu Türk gençliğine armağan ediyorum. "Cumhu­riyeti biz kurduk onu yaşatacak olan sizlersiniz" diyerek ço­cuklara / gençlere sorumluluk ve­riyordu. Ulusal aydınlanmamı­zın meşalesi öğretmenlerin, ge­leceğimizin güvencesi, gözbe­beklerimiz çocuklarımızı en iyi şe­kilde yetiştireceklerine inanıyor­du. Öğretmen ve çocuk bir bü­tünün parçalarıdır. 0, şehit çocuklarına, zeki ve çalışkan ço­cukların okumalarına destek olu­yordu. Sanatsal yetenekli ço­cukları yurtdışına eğitime gön­deriyordu. Çocuklar da Atatürk'ü çok sevdiler. Küçük bir çocuğun: "Bu kalp seni unutur mu Atam!.." sözünün anlam zenginliğine ne denilebilir ki!.. ÖZET: Atatürk, ulusuna güven verdi. Ordularını peşinden sürük­leyerek kurtuluşu gerçekleştirdi. Yenileşme, gelişme ve çağdaşlaşma için öğretmenlere ulusal aydınlatma sorumluluğu verdi. Ülkenin çiçek bahçeleri, solmayan gülleri, çocukları çok sevdi. O, öğ­retmenleri ulusal eğitimin vazge­çilmez mimarları; çocukları da yarınların umudu olarak görüyordu. O günlerin güzelliklerine bakın, bir de bugünlere!.. Çocuklar basın ve TV’ de haberleri izliyorlarmı; büyüklerine güvenlerini sorguluyorlar mı: ülkenin içinde bulunduğu ortamı görüyorlar mı, diye acı acı düşünüyorum…
* * * * * * * * * * * * *
KAYNAK: Cumhuriyet Gazetesi, 18.09.2008


Hiç yorum yok: